1. YAZARLAR

  2. UĞUR BÖCEĞİ

  3. Ekmek davası
UĞUR BÖCEĞİ

UĞUR BÖCEĞİ

YAZAR
Yazarın Tüm Yazıları >

Ekmek davası

A+A-

Siz hiç son zamanlarda bana muhasebeci lazım, bana işletmeci lazım. Tanıdığınız var mı diyen birini duydunuz mu? Duyamazsınız! Çünkü ülkemizde o kadar işletme, muhasebe ve benzeri okullardan mezun olanlar var ki her yerde muhasebeci, işletmeci kaynıyor. Öğretmen, mühendisler, sağlıkçılar ve diğer iş kollarında da durum hemen hemen aynı durumda. İş var mı? Maalesef yok. 

Diyelim ki aynı köyden sizinle beraber pazara geldik. Amacımız ürettiğimiz patateslerimizi satmak olsun. Bir gün önce de bu konuda bir araya gelip konuştuğumuzu farz edelim. Patateslerimiz kaliteli ve bize maliyeti de şu ana kadar bir lira olarak hesapladık. Üçe satarsak bundan sonraki nakliye masraflarımızı da kurtarır. Elimize üç beş kuruş kalır diye hesap ediyoruz. 

 

Ancak bakıyoruz ki pazarda patates gani patatesimize üç lira diyoruz, satamıyoruz. İkiye düşüyoruz satamıyoruz en son bir liraya satıp beş kuruş kar etmeden köye dönüyoruz. Kısacası evdeki hesap pazara uymuyor. 

 

Bir başka örnek verecek olursak bizim bir okulumuz var okulumuzda çalıştırmak üzere birçok dalda öğretmen alacağımızı ilan ediyoruz. Okul ortaklarıyla konuşup diyoruz ki gelen öğretmenlere beş bin lira maaş verelim. Hatta bunu da gazeteye verdiğimiz ilanda da belirtiyoruz. O kadar öğretmen müracaat ediyor ki öğretmenler neredeyse bizi işe alın yeter ki asgari ücrete bile çalışırız diyorlar. Olmadı en son çare hepsini sınava sokuyoruz asgari ücretle en yüksek puan alanları işe alıyoruz. Biz beş bin liraya razıyken asgari ücretle elemanları işe alıyoruz. Çünkü bir şey çok olunca kıymeti kalmıyor. Ya işe giremeyip boşta kalan çocuklara ne olacak. Hem öğretmen olmuş hem de asgari ücrete mahkûm. Oda işe girebilirse tabi ki.  

 

Sonuç olarak, bizim tarlada yetiştirdiğimiz patateste mi sorun var. Yoksa üniversitelerde yetiştirdiğimiz öğretmende mi? Hatta işletmeci, muhasebeci de ya da diğer bölüm öğrencilerinde mi? Pekiyi biz nerede yanlış yaptık? Suç kimin?

 

Hatanın kaynağı tabi ki planlamadır. Zaten benim çocukluğumdan beri gördüğüm en büyük hatamız planlamadır. Mesela bir yol, kaldırım veya başka bir şey yapılıyor ama üç beş yıl içerisinde hatta ertesi gün bile o yol kazılıp bir arıza giderilmeye çalışılıyorsa bu planlama hatasından başka bir şey olamaz. Çünkü öncelik alt yapı sorunsuz bir şekilde yapılması gerekir. Elektrikten, suya, internete, kanalizasyona, yağmur suyu toplama sistemine ve daha nicesinin sistemini kurulur alt yapı biter, yol öyle yapılır. Yaptığımız bu sistemde en az otuz, kırk yıl yolu kazmadan hizmet verecek şekilde planlar yaparsın sonra asfaltını yapıp otuz yıl, kırk yıl oraya dönüp bir daha oraya bakmazsın. Bu surette yollar yapboza dönmez. Kaynaklarımız heba olmaz. Vatandaşımızdan topladığımız vergiler boşa gitmez.

 

Zaten eğitim sistemindeki en büyük sıkıntının kaynağı planlamadır. Benim çocukluğumda mesleki okullar çok önemliydi. Sınavla alınırdı. En yüksek puanları alanlar bu okullara giderdi. Başlangıç belki doğru ama devamı sakattı, neden mi? Çünkü sanat okulunu veya ticaret lisesini bitiren öğrenci üniversite sınavına giriyor. Sınavda karşısına çıkan sorular okulda görmediği fizik, kimya, biyoloji ve diğer derslerden geliyor. 

 

Sonuç fiyasko çünkü düz liseye giden öğrenci makine mühendisliğini kazanıyor. Pekiyi sanat okulu mezunları nerede? Mühendislik fakültesine giden makine mühendisliği öğrencisi torna, freze, taşlama tezgâhını görmemiş bile. Pekiyi o işi öğrenen sanat okulları mezunları nerede? 

 

Düz lise mezunu iktisat, ekonomi, hukuk fakültesini kazanıyor. İyi de ticaret lisesi mezunları nerede? Bu çocuklar muhasebe, iktisat, hukuk, ekonomi, ticari matematik, şirketler muhasebesi, istatistik dersleri gördüler. Düz liselerden mezun olup bu ticari okulları kazananlar iktisat, işletme fakültesi, hukuk fakültesine ait derslerden bihaberdir. Altyapıları yok. Pekiyi temelden bu dersleri öğrenen ticaret lisesine giden öğrencilerinin neden önü kapanıyor. Sanat okullarının önü neden kapanıyor. Aslında düz lise kavramı hepten yanlıştır. Herkes bir meslek sahibi olacaksa onun temelini mesleki lisede görmeli. Kimya mühendisi olacak kişi kimya lisesi mezunu olmalı. Biyolog olacak öğrenci biyoloji lisesi bitirmeli. Ancak bu okula gidenin önünde eczacılıkta olacak. Mutlaka her mesleğin dayandığı bir ana dal vardır. 

 

Aslında kreş, anaokulu ve sonrasında öğrencilerin yetenekleri, bilgi, beceri, zekâ türleri tespit edilip gidecekleri okulların planlaması yapılmalı. Diyelim ki bir öğrenci el becerisi yüksek ve sanat okuluna yönlendirildi. Kendisiyle beraber aynı özelliği taşıyanlarla beraber okudu ve sonunda okulu bitirdi. Okulu bitiren öğrenci tornayı, frezeyi, taşlamayı ve daha benzerlerini biliyor. İşte bu öğrencilerin elinde teknisyenlik diploması var. Eğer öğrenci başarılı ise okumaya devam ederse tekniker daha da başarılıysa ve okumaya devam ederse makine mühendisi olmalı. Eğer teknisyen, tekniker veya mühendis olamamışsa usta olarak devam edecektir. Düz liseden gelip kimse makine mühendisi olamamalı. Olursa zaten branşlaşma olmaz.  

 

Aynı şekilde ticaret okuluna giden öğrenci ticaret işinde çalışan elaman, esnaf, muhasebeci, ticari şirket yöneticisi, avukat ve aynı türden mevkilere çıkmalı. 

 

Çocuğun ilköğretim döneminde hangi okula gideceği hangi yolda gideceği % 99 belli olmalı. Hangi yola gideceği belli olmalı. İstanbul’a yola çıkmış bir öğrenci Bolu’dan dönüp Kayseri’ye gitmemeli. Makine mühendisi olan biri ihtisas yapıp kulak burun boğaz uzmanı oluyor mu? Olmuyor olmamalı da… Pekiyi öğretmen neden polis oluyor. Polis lazımsa polis yetiştirelim. Öğretmenlik adına öğrendiği dersleri nerede kullanacak. Temelden polis okulunu bitiren kişiyle aynı şekilde verimli olabilecek mi? 

 

Kısacası meslekler öğrencinin performans, zekâ, el becerisi ve diğer hususlar belirlenmeli. Mesela bir mesleğin kaynağı hangi okuldan başlayacağı gelişimi tespit edilmeli ve doğru planlanmalı bu süreci tamamlayan öğrenci gidebildiği son noktada bitirdiği okulun mezun ettiği mesleğin sahibi olmalı nasıl mı? 

 

  Mesela sağlık lisesine giden öğrenci okulu bitirince sağlık bölümlerinden birinin temsilcisi olur. Sağlık memuru, hemşire yardımcısı vs. Üstüne daha da okursa hemşire, okumaya devam ederse branşına göre doktor, diş hekimi çıkmalı. Başarı basamaklarını çıkan bir üst kademeye çıkmalı. Ve çıktığı meslek üzerine çalışmalı. 

 

Öğrenci ticaret lisesine gidip, sonra öğretmen çıkıp daha sonrada polis olursa bu tam manasıyla eğitim ve öğretim katliamıdır. Eğitim, öğretim adına bu bir fiyaskodur. Bu sorun belki elli senelik sorun. Ama bitmeli. 

 

Kısacası temelde ne okuduysa devamı o olmalı. Yoksa ocağa makarna suyunu koyup makarnaları attıktan sonra içine et koyup haşlama yapmaya benzer. Ancak böyle bir yemek yok olamazda. 

 

Nasrettin hoca bir gün ‘‘kar ile ekmek yemeyi ben icat ettim bende sevmedim’’ demiş. Hoş olmayan şeyleri yapmayalım.  

 

Tarımda planlamayı ekilecek dikilecek şeyleri planlamasını il ve ilçe tarım müdürlükleri yapmalı. İhtiyaçlar tespit edilsin ona göre üretilsin. Yumurta geçen ay neredeyse otuz lira oldu şimdi herkes yumurta yetiştirir sonuç yumurta beş lira olu bu seferde masrafı kurtarmaz. 

 

Şehre yapılacak yol yapımı için bütün alt yapıyı yaptırmadan o asfaltın yapımına onay verecek birim valilikler olmalı. Yol yapılırda eğer su için kazı yapılması gerekirse belediye adına o işin yapılmasına engel olmadığına onay veren teknik eleman, belediye başkanları ve yardımcıları sorumlu olmalı. Ve o zararı kendi ceplerinden ödemeliler. Teknik eleman onay vermemiş ama üstü onay vermişse bile o iş uygun hale dönene kadar yapılmamalı. Kısacası her şey tekniğine ve planlamasına uygun olmalı. Eğer iyi yapılmazsa alt yapı seksen yaşındaki kadın gibi siz üstüne makyaj yapıyormuşsunuz gibi olur. Bir yerden patlak verir elbet. 

 

Eğer planlarınız güzelse ve o işin yapımı esnasında da tekniğine uygun yaparsanız. Herhangi bir sorunun çıkması düşünülemez. Veya çok az bir ihtimalle sorun çıkabilir. Ama siz plan yapmaz köyde herkes patates ekerse kimse soğan ekmezse patates elinizde çürürken soğan eken üç beş kişi çok kazanır. Kısacası herkes kazansın. Herkesin ekmeği olsun. Ve bütün işler ehil insanların elinde olsun. 

 

Yani tarım lisesine giden önce çiftçi daha ötesini okuyan ziraat teknikeri daha ötesi ise ziraat mühendisi olsun. Mesela anamdan çiftçi olsaydı yanmıştık. Çünkü Antalya’da zeytin ağacını görünce babama bak iğde ağacı ne güzel demişti. Kısacası işi bilen yapsın. Öğrenende işi temelinden tam öğrensin. O işin uzmanı olsun. 

 

Demem o ki! Bizim neye ihtiyacımız ne kadar lazımsa onu belirleyelim en iyisini en güzel şekilde yetiştirelim. Planlarımızı çok iyi yapalım. İkide birde aynı iş başımıza dert olmasın. Bazen olur ya hep aynı yerde su patlar gelir yaparlar bir ay geçmeden yine patlar. Bu düzensizlik, plansızlık bitmeli her şeyi çok iyi hesap edip ona göre adım atalım. Karşıdan karşıya geçerken adımı atıp araba geliyor mu diye bakmadan hareket edersek sonuç çok vahim olabilir. Hangi iş olursa olsun o işe dair adımı atmadan olabilecek riskleri hesap etmeden planlamadan olmaz. Ve işi tekniğine uygun yapmadan olmaz. Olursa yaptığımız iş öğretmenden polis, patlıcandan menemen yapmaya benzer. 

Descartes’in ünlü sözünde dediği gibi; 

‘Plansız çalışan kimse ülke ülke dolaşıp hazine arayan bir insana benzer.’’ Bizim maceraya ayıracak ne paramız nede zamanımız var. İş ve ekmek davası maceraya bırakılacak kadar önemsiz değil.  

Bu yazı toplam 6820 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.