1. HABERLER

  2. EĞİTİM

  3. "Düşlerim Böyle Düştü"
"Düşlerim Böyle Düştü"

"Düşlerim Böyle Düştü"

Kaçırılmaması gereken el işi gümüş takılar ve heykel sergisi... Heykeltraş, gümüş ustası ve bir deniz sevdalısı sanatçı Cüneyt Gedik'in "DÜŞLERİM...

A+A-

Kaçırılmaması gereken el işi gümüş takılar ve heykel sergisi... Heykeltraş, gümüş ustası ve bir deniz sevdalısı sanatçı Cüneyt Gedik'in "DÜŞLERİM BÖYLE DÜŞTÜ"adlı takı ve heykel sergisi Lale Ataman Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluştu.Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu 3. sınıfta gazetecilik eğitimine ara vererek Hacettepe heykel bölümüne geçen Gedik,küçüklüğünden beri sanatın içinde. Babası Güdül'de savcıyken Ankara'da doğdu Gedik. Babanın peşinden gidilen Kayseri ve Sivas çocukluk anılarının mekanıydı. Kırlar,ellenmemiş doğa ,Sivas'taki evin penceresini kapatan yazlık sinemanın perdesi ve sinemada oynayan Türk filmlerinin sesi çocukluk anılarını oluşturdu. 7 yaşına geldiğinde son tayin yeri olan Ankara'ya yerleşildi. Gedik, buraya kendi yaptığı kukla arkadaşlarını da getirmişti. Başlarını kağıt ve tutkalla yapıyor, vücutlarına kumaş parçalarından elbiseler dikiyordu. İsimleri yoktu, bazen insan bazen hayvan oluyorlardı heykelcikler. GAZETECİLİĞİ BIRAKTI 80'li yılların yoğun siyasi havasında sözlerin havada uçuştuğu baskının keskinleştiği bir ortamda hem rahat okuyabileceği hem de kendini ifade edebileceği bir alan olarak gazeteciliği seçti ve A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okuluna girdi. 1985 yılında cesur bir kararla 3 yıllık gazetecilik eğitimini yarıda bırakarak Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar fakültesi Heykel Bölümüne geçti. Ama hayalleri sınırlanmamalıydı, yollara düştü tekrar, çocukluğundaki gibi bozkır onu çağırıyordu. Doktor bir arkadaşının mecburi hizmet için gittiği Kapadokya onu büyüledi. Doğal oluşumlar sanki söylemek istediklerini ondan önce söylemişti. 8 yıl kaldı Kapadokya ve Avanosta .Bu olağanüstü açık hava heykel sergisi, doğaya uyum sağlamış onun içinde kaybolmuş çömlekçiler yeni bir dönemin içine çekti Gedik'i. Önce çömlek atölyelerinde ustaları izledi .Onların tezgahlarından çıkanları giydirdi deriyle. Daha sonra Kızılırmak'ın kızıl çamuruna kendi şekil vermeye başladı. Çamurdan rölyefler yaptı. Deriyle çamuru birlikte tasarladı. Bu dönem eserlerinin tamamı yurtdışına gitti .Büyük çoğunluğu da Amerikaya. Ta ki rüyasında Kızılırmak onu yutup yoketmeye çalışana ka . TAKI TASARIMINA BAŞLADI Daha sonra her şeyi bırakıp Ankara'ya döndü. Kapadokyadan topladığı antika parçalara yeni formlar verdiği çalışmalar çıktı bu dönemde ortaya. Ahşapla duruldu. Son parçalarla Bozkırla hesabını kapatan sanatçı bir süre sadece Takı Tasarımı yaptı. Çizimlerini istediği gibi uygulatamaması bu kez onu gümüşle buluşturdu.Tamamen kendine özgü tekniklerle gümüş işlemeye başladı. Takı yapıyordu ama onlar heykelsi formlara bürünüyordu. Hemen hemen her tür malzeme ile çalışan Gedik gümüşü sevdi. Gümüş saftı onun için, tertemizdi rengi ,denizi andırıyordu, ilk defa ilkokul 1. sınıfta gördüğü ama hep özlediği denizi. . Sanatçı da bırakmadı bir daha gümüşü ve denizi . Formlar gittikçe büyür tamamen heykele döner, düşlerindeki denizin şekillendiği gerçek üstü yapıtlar çıkar ortaya. Gümüş heykellerde de, takıda kullandığı kendi geliştirdiği teknikleri kullanır. Ankara'da sürdürüyor Cüneyt Gedik çalışmalarını hala." Ankaralı bir kaptanım ben. Çölün kaptanı. Bozkırla denizi kavuşturuyorum, yoruyorum, karıyorum yontuyorum yontuluyorum.Çok dürüstçe özgün işler yapıyorum.Hiçbiri taklit değildir. Hepsi kendi düşlerimin yansımasıdır." diyor. Sergi,15 Şubat'a kadar görülebilir

Bu haber toplam 320 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.