BEKİR AKDENİZ

BEKİR AKDENİZ

YAZAR
Yazarın Tüm Yazıları >

"DÜNYA..."

A+A-

Ben Işığı Karanlıkta Gördüm

Dünya “Bir kitab-ı Samedânidir.(karsılastırma) Hem bir mezraadır. Hem birbiri arkasında dâim gelip geçen âyineler mecmuasıdır. Hem seyyar bir ticâretgâhdır. Hem muvakkat bir seyrangâhtır, hem bir misâfirhânedir.” Dünya ve içindekiler geçici, fani ve zevale mahkum olduğundan, gelen her insanın buradan başka ve daimi bir memlekete göç etmesi yaratılışın icabı, hikmet-i İlahiyenin muktezası ve imtihanın gereğidir. Dünya bir darul hikmet ve bir imtihan salonu olduğundan bu solonda imtihanını bitirenler yerini başkalarına bırakırlar.

İmtihanın bir gereği olarak, bu misafirhanede iman-küfür, hayır- şer, güzel- çirkin, kâr- zarar gibi şeyler beraber bulunurlar. Burada Cenab-ı Hakk’a iman edenler, O’nu hakiki sevenler, rızasına uygun yaşayıp, O’nun istediği gibi hareket edenler, O’nun emir ve yasaklarına riayet edip nefsini ıslah edenler şehadetnamelerini alarak ebedî bir hayatta nihayetsiz nimetlere ve saadetlere mazhar olacaklardır. Küfür ve dalalet içinde yaşayanlar ise ebedi cehenneme; dünyanın bir imtihan yeri ve bir misafirhane olduğunu unutarak kendilerine ihsan edilen maddî ve manevî duyguları nefs-i emaresinin süfli arzuları için kullananlar ve ömrünü isyan ve gaflet içinde geçirenler de elim azaplara düçar olacaklardır. Zira, “Dünyanın lezaizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır.” Bir ayette mealen şöyle buyrulmaktadır: “Muhakkkak bize kavuşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla tatmin olanlar ve bizim âyetlerimizden gafil olanlar da vardır. İşte bunların kendi elleriyle ettikleri yüzünden, varacakları yer cehennemdir." Bu dünya Cenab-ı Hakk’ın muhteşem bir sarayıdır. Malumdur ki, bir saraya girmenin adab ve erkanı vardır. Mesela Osmanlı padişahları sarayda görev yapacak insanları önce Enderun mektebinde yetiştirir, sonra saraya kabul ederlerdi. Çünkü sarayın nizam ve intizamı; ahenk ve huzuru her şeyden önce Enderun’da aldıkları eğitime, öğretime ve terbiyeye bağlıdır. Bu dünya da bir Enderun Mektebi hükmündedir. Cenab-ı Hak bu dünyayı, insanın ubudiyeti için bir mektep, bir talimgâh ve bir kışla olarak yaratmıştır. Öyle ise bu talimgâha ve mektebe gelenler, buradaki kulluk vazifelerini en iyi şekilde tekmil edip cennete layık bir insan olabilmenin azmi ve gayreti içinde olmalıdırlar. Evet, insanın ebedi hayatını kazanması ve ebedi saadetlere nail olması, ancak bu mektepte yapmış olduğu ibadetlerine, hayır ve hasenelerine bağlıdır. Akıllı insan, her gün kendini hesaba çekmeli ve âhiret için ne gönderdiğine bakmalıdır. Akıllı insan bugününden yarınını düşünen, yarın için ne hazırladığına bakan, hesap günü gelmeden kendini hesaba çeken, yazdan kışın tedariğine bakandır. Ta kî, dünyanın fani lezzetlerine aldanmasın, imtihanı başarıyla tamamlayıp ahirette Cennete nail olabilsin. Nitekim Cenab-ı Hak, mealen şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Allah’ın azabına maruz kalmaktan korunun. Herkes yarın âhireti için ne gönderdiğine dikkat etsin.” Peygamber Efendimiz de “Ölmeden evvel ölünüz.” buyurmaktadır. Hazret-i Ömer (r.a.) de “Hesaba çekilmeden evvel, kendinizi hesaba çekiniz.” buyurmuştur. Dünya, insanın arzu ve emellerini tatmin için kâfi değildir. Zira, dünyanın lezzetleri ve zevkleri meşru da olsa fani ve anidir. Buna rağmen, kendini bu fani dünyanın geçici ve birer gölgeden ibaret olan lezzetlerine mahkum edenlerin kimisi saadeti şöhretin cazibesinde veya servetin ihtişamında, ya da siyaset aleminde aramaktadırlar. Bazı kimselerin “Namazımızı kılıp, elimizden geldiği kadar da hayır ve hasenette bulunduğumuz halde istediğimiz ve arzu ettiğimiz şeylere kavuşamıyoruz ve işlerimizde istediğimiz gibi gitmiyor” dediklerini duymaktayız. İbadet hiçbir şeye alet edilmez, burası ücret yeri değil, bir imtihan salonudur. Burada yapılan ibadetlerin mükafatı ahrette verilecektir.

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v); “Dünya dar-ül meşakkattır.” buyurmuşlardır. Bu bakımdan dünyada rahat, huzur ve gerçek saadet yoktur, olamaz da. İnsan asıl saadet ve sürurun mahiyetini bilmediğinden, buradaki bazı şeylerden zevk alır ve saadeti onlar zanneder. Halbuki asıl zevk ve sürur alem-i ahirette olacaktır. “Bu dünya, dâr-ül hikmettir, dâr-ül hizmettir; dâr-ül ücret ve mükâfat değil. Buradaki a'mal ve hizmetlerin ücretleri berzahta ve âhirettedir. Buradaki a'mal, berzahta ve âhirette meyve verir. Madem hakikat budur, a'mal-i uhreviyeye ait neticeleri dünyada istememek gerektir. Verilse de memnunane değil, mahzunane kabul etmek lâzımdır. Çünki Cennet'in meyveleri gibi, kopardıkça yerine aynı gelmek sırrıyla, bâki hükmünde olan amel-i uhrevî meyvesini, bu dünyada fâni bir surette yemek, kâr-ı akıl değildir. Bâki bir lâmbayı, bir dakika yaşayacak ve sönecek bir lâmba ile mübadele etmek gibidir.” “Eskiden bir zât, haremiyle beraber büyük bir makamda bulundukları halde, maişet müzayakası yüzünden haremi demiş zevcine: "İhtiyacımız şediddir." Birden, altundan bir kerpiç yanlarında hazır oldu. Haremine dedi: "İşte Cennet'teki bizim kasrımızın bir kerpicidir." Birden o mübarek hanım demiş ki: "Gerçi çok muhtacız ve âhirette de çok böyle kerpiçlerimiz var; fakat fâni bir surette bu zayi' olmasın, o kasrımızdan bir kerpiç noksan olmasın. Dua et, yerine gitsin; bize lâzım değil." Birden yerine gitti. Keşf ile gördüler diye rivayet edilmiş.” Dünyanın sevilmesi gereken yüzü olduğu gibi, sevilmeye değmeyen ve nefret edilen yüzü de vardır. Bir arif-i billah şöyle der “Eğer dünya, seni ahireti talepten gafil kılarsa o bir meta-ı gururdur. Fakat seni rıza-i İlâhîyi ve ahireti talep için dâvet ederse artık dünya ne güzel meta ve ne güzel bir vesiledir.”

Selâm ve duâ ile...

Bu yazı toplam 408 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.