1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Doğu Akdenizin incisi Samandağ
Doğu Akdenizin incisi Samandağ

Doğu Akdenizin incisi Samandağ

Giriş Suriye Kültür Gezisi için Antakya'ya gitmem gerekiyordu. Değerli dostum Tahsin Kurtbeyoğlu'nun daveti üzerine bir gün önceden yola çıktım. Bugüne...

A+A-
Giriş Suriye Kültür Gezisi için Antakya'ya gitmem gerekiyordu. Değerli dostum Tahsin Kurtbeyoğlu'nun daveti üzerine bir gün önceden yola çıktım. Bugüne kadar Hatay ilini görme fırsatı yakalayamamıştım. Bölgeyi görme ve bir dostla yakın olma isteğim ağır bastığı için bu kararı almıştım. 16 Kasım 2008 tarihinde saat 08.30'da Ankara'dan hareket ettim. Genellikle kitap okuyarak devam ettiğim yolculuğun sonlarına doğru çevrenin doğal güzelliği dikkatimi çekmeye başladı. Sabahın kör aydınlığında zoraki seçebildiği çevrenin güzellikleri bir başka güzellikteydi. Sabahın kör ışıklarıyla İskenderun'u geçiyorduk. Denize kıyı oluşturan yeşilliklere bürünmüş dağlar güzel bir manzara oluşturuyordu. Normalde bir an önce bitmesi istenilen yolculuklarda bu sefer kilometrelerin gittikçe azalması hiç de hoşuma gitmiyordu. Gece yolculuğu yaptığım için üzüldüm desem yalan olmaz. Sabahın erken saatinde Hatay Otobüs Garajında yolculuğu tamamlamış oldum. Çok kısa bir bölümünü görebildiği yörenin doğal güzelliklerinin tamını görebilmek için dönüş yolculuğumu gündüz yapmaya karar vermiştim bile. Evde yapılan sabah kahvaltısından sonra daha fazla vakit geçirmeden çevreyi gezmek görmek isteğimi fark etmiş olan Tahsin Bey günlük planımızı açıkladı. Samandağ'ı ve çevresini gezecektik. İzinde olan dostum öncelikle kendi ilçesini ve çevresini görmemi istemişti. Vakit kalırsa Hatay'a gitme imkânımız olacaktı. Aslında gönlümde yatanın Hatay şehir merkezini gezmek olduğunu söylemem gerek. Buna rağmen çevre hakkında hiçbir bilgim olmadığı için de kendimi ev sahibimin ellerine bırakmayı yeğledim. Kaymakamlık Lojmanından ayrıldıktan sonra şehir içerisinde; dar, bakımsız ve motorlu taşıtlarla geçebilmenin oldukça zor olduğu yollardan geçerek Musa Dağına doğru yol aldık. Bu arada Tahsin Bey'in İlçe tarihi ve özellikleri hakkında beni bilgilendirmeye devam ettiğini söylemem gerek. Samandağ İlçesi Samandağ, dağlar arasında batısında masmavi bir deniz, uzunca bir kumsal, kıyıdan dağlara kadar uzanan yemyeşil narinciye bahçeleriyle kaplı düz bir kara parçası olarak karşınızda durmaktadır. İlçenin güneyinde Keldağı, kuzeyinde Musa Dağı, doğusunda Saman Dağı ve dağlar arasında kalmış tepelikler, batısında Akdeniz yer almaktadır. Bu haliyle şahane bir doğaya sahiptir. Doğusunda Antakya, kuzeyinde İskenderun ve batısında Yayladağı ile komşu bir ilçedir. Akdeniz ikliminin egemen olduğu Samandağ'ına kar neredeyse hiç yağmazmış. Denizin yumuşattığı hava, Asi Nehriyle içerilere kadar uzandığından dolayı kışın bol yağmur yağarmış. Yaz ayları ise kurak ve sıcak geçtiği için yılın büyük bir bölümünde denize girmek mümkün olmaktaymış. Samandağ Antakya arası 22 km. olup özel minibüsler tarafından ulaşım sağlanmaktadır. Yeşillikler arasından kuzeye doğru yolculuğumuz devam ederken Tahsin Bey, Vakıflar köyünde bir mola verip çay içebileceğimizi söyledi. Vakıflar Köyü pek de yabancı gelmedi, duymuştum ama tam olarak çıkaramadım. Türkiye'de sadece Ermeni vatandaşlarımızın yaşadığı bir köy olduğunu hatırlamama yardımcı olundu. Vakıflı Köyü: Dağ yamacına kurulmuş, narenciye bahçeleri içinde yer alan şirin bir köy. Yeni restore edilmiş bir binanın önünde duruyoruz. Meryem Ana Kilisesi 1890'lı yıllarda inşa edilmiş ve 1997 yılında restorasyonu yapılmış. Estetik mimarinin güzel bir örneği olarak ayakta duruyor. Arabadan indiğimizde köy muhtarı ve dernek başkanı karşılıyor bizi. Hal hatırdan sonra Binanın için geziyoruz, temiz, bakımlı bir kompleks. Kiliseyle birlikte çeşitli hizmet birimlerinin yanında birde toplantı salonları var. Sivil toplum faaliyetlerinde aktif oldukları anlaşılıyor. Kilise bahçesinde bir stand kurmuşlar. Burada yörenin özelliklerini taşıyan el yapımı turistik eşyalar, el işi iğne oyaları, yine bizzat kendilerinin ürettikleri kurutulmuş kışlık yiyecekler, narinciye ürünlerinden yapılmış şurup içecekleri, çiçek likörleri, meyve (şeftali, erik, kayısı) reçelleri ve yöre balını pazarlamaktadırlar. Kahve ikramıyla birlikte yöreye özel iki tatlı ikram etiler. Turunç tatlısı ve Ceviz tatlısı, ikisi de oldukça lezizdi. Ceviz tatlısı olduğunu öğrendiğim tatlıya Anadolu'nun diğer yörelerinde rastlamamıştım. Yeşil kabuklu cevizden yapılan bir tatlı. Dış ve iç kabuklarıyla bir bütün halinde nasıl yenileceğini düşünürken bir tanesini bitirmiştim bile. Değişik bir lezzeti var. Sadece o yörede kalmaması için yaygınlaştırılmasında yarar var. Köyde her yıl Ağustos ayının 15'ine en yakın Pazar günü Meryem Ana Bayramı kutlanmaktaymış. İnanç turizminin canlı tutulduğu bir köy olduğunu öğreniyorum. Bu günde dünyanın dört bir yanında bulunan ve çoğunluğu bu yöreden göç etmiş Ermeniler köye gelerek bayram kutlamasına katılırlarmış. Bu yüzden bayramlar şenlik havasında geçermiş. Köylüler geçimlerini genellikle narenciye bahçelerinden sağlamaktaymışlar. Köy yöneticilerinden öğrendiğimize göre organik tarım uygulanmaktaymış. Ürünlerinin her yerde bulunma imkânının olmadığı, genellikle yurt dışı pazarlara hizmet ettiklerini anlattılar. Organik tarım dolayısıyla ürettikleri ürünlerden dolayı ödül dahi almışlar. Doğa ve denizle iç içelik Köyden ayrıldıktan sonra kuzeye doru yolumuza devam ettik. Yeşillikler arasında köylerin manzarası harikaydı. Dikkatimi çeken en önemlisi ise Samandağ'ın uçsuz bucaksız bir kıyı şeridine sahip olmasını görmemdi. Yaklaşık 30 Km. uzunluğunda bir kıyı şeridine sahip olan ilçede şehrin hemen yanı başında 14 km. uzunluğunda bir kumsala sahip olduğunu ülkede kaç kişi bilir dersiniz. Dünyada nesilleri tükenmekte olduğu için koruma altına alınan Caretta Caretta ve Yeşil Kaplumbağaların da bu kumsalda ürediklerini öğreniyorum. Ayrıca kuş göç yolu ve konaklama yeri olan Samandağ, 1993 yılında turizm bölgesi ilan edilmiş. Samandağ'a toprakları içinden geçerek Akdeniz'e dökülen Asi Irmağının oluşturduğu Delta Ovası her türlü bitkinin yetişmesine imkân verdiği gibi doğal güzelliğe katkısı da yadsınamaz niteliktedir. Sahil boyunca üst düzey kalitede olmasa da yeteri kadar turistik otel, motel ve pansiyonun olduğu anlaşılmaktadır. Yemek yeme ihtiyacını giderecek, hizmete açık restoranlar bulunmaktadır. Deniz kıyısında her zaman taze balık yeme imkânı ayrı bir avantaj. Turizme yönelik tesislerin genellikle yaz aylarında hizmet verdiği bilgisi ediniyorum. Sohbete devam ederken tarihi bir kal1-samandagjpgıntının yanına geliyoruz. İlçenin Tarihi Samandağ'da ilk yerleşim izleri M.Ö 100 000 yıllarına kadar uzanır. Mağaracık, Çevlik ve Meydan Köyü yakınlarındaki doğal mağaralarda yapılan araştırmalarda orta Paleolitik döneme ait insan izlerine rastlanmıştır. Özellikle 1950'li yıllarda Türk arkeologlar Muzaffer Şenyürek ve Enver Bostancı'nın çalışmaları geçmişe yönelik insan yerleşimlerine ışık tutacak niteliktedir. Mağaracıkta, Barutlu Mağarada, Çevlikte Kanal mağarasında yapılan arkeolojik kazılar önemli bulgular ortaya koymuştur. Bostancı, Kanal mağarasında kalıntılarını buldukları ve M.Ö. 40 000 ile 11 000 yılları arasında yaşadığı belirlenen insana Homo Sapiens Çevlikiyensis adını vermiştir. Yine son yıllarda Meydan Köyü yakınlarında Üçağızlı mağarada yapılan kazılarda aynı döneme tarihlenen bulgular tespit edilmiştir. İlk çağlarda Al-Mina, Helenizm ve Roma dönemlerinde Seleucia Pieria adıyla bilinen yöre daha sonra Süveydiye nahiyesi olarak anılmaya başlanmış. 1948 yılında alınan bir kararla Samandağ olarak değiştirilmiştir. Bu isim ilçenin doğusunda bulunan Saman Dağı adından kaynaklanmıştır. Saman Dağı adını burada yaşayan Saint Simon adlı bir azizden almıştır. Dor Mabedi M.Ö. 300 veya daha önceki bir tarihte inşa edildiği sanılmakta olan kalıntının Dor mabedi olduğunu öğreniyorum. Samandağ ovasına hakim bir yerde kurulan manastırın Anadolu'da dorik stilde inşa edilen ender yapılardan olduğu söyleniyor. 1939 yılında Amerikan Princteon üniversitesi tarafından yapılan bir kazıda İsis-Afrodit heykelciği bulunmuş bu mabedin onların adına inşa edildiği varsayılmıştır. Günümüzde taban kısmı ve bazı sütun başları görülebilir durumdadır. Mabedin bulunduğu yerden tüm Samandağ ovası ve deniz sahili çok hoş bir manzara olarak karşıda durmaktadır. Bu vesile ile Tahsin Bey'den ilçenin tarihi hakkında bilgi alıyorum. Bir Turist rehberi kadar yörenin tarihi hakkında bilgi sahibi olması işimizi kolaylaştırıyor, yeterli bilgi edinmemi sağlıyor. Al-Mina Tarihte Mısır, Mezopotamya, Önasya olarak bilinen bölgelere giden yolların kavşak noktasında kurulu Hatay'da, Samandağ sınırları içerisinde denize ulaşan Asi Nehri ağzında insanlık tarihinin en önemli limanlarından birisi (Al - Mina) kuruluydu. Asi Nehri suyunun bol aktığı ilk çağlarda Akdeniz'den küçük gemilerin Antakya'ya kadar gidebilmelerine olanak sağlamaktaydı. Seleucia Pieria M.Ö. 300 yılında Büyük İskender'in komutsamandag2anlarından Seleucos Nicator tarafından başkent olarak kurulmuştur. Daha sonra Antakya (Antiochia) kurulup şehir merkezi oraya taşınınca ticari bir liman olarak önemini devam ettirmiştir. Zamanında 12,5 km. uzunluğunda surlarla çevrilen şehir iki bölümden oluşuyordu. Aşağı bölümde liman ve ona bağlı olarak depolar, dükkânlar ve alışveriş merkezleri ile yukarı şehirde imalat atölyeleri ve yerleşim yer alıyordu. Bulunduğu stratejik konum nedeniyle zenginleşen ve büyüyen Seleucia Pieria sürekli dış saldırılara maruz kalmış ancak önemini kaybetmemiştir. Şehir 526 ve 528 yıllarında 9-10 şiddetinde tahmin edilen iki büyük depremle yerle bir olmuş ve bir daha kendine gelememiştir. Bugün şehrin giriş kapısı, liman, agora, mağara ve bazı yapıların kısımlarını görmek mümkündür. Selçuklu, Fatımi ve Memluk egemenliklerinden sonra 1516 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Fransız idaresinde kalan Samandağ, 1938 yılında Hatay Devleti'nin Antakya ilçesine bağlı "Süveydiye" nahiyesi olmuştur. 23 Temmuz 1939'da Hatay'ın Anavatan'a ilhakıyla Türkiye Cumhuriyeti'ne katılmıştır. 1948 yılında "SAMANDAĞ" adıyla ilçe olmuştur. Musa Dağı'ndan sahilin kuzey batısına doğru inmeye devam ediyoruz. Küçük bir köy burası. Sahil boyunca küçük tesisler ve kuzey tarafında balıkçı barınağı mevcut. Turizm sezonu olmadığı için ıssız ve sessiz bir durumda. Yaz mevsiminde çok hareketli bir yer olduğu söyleniyor. Turizm mevsiminin uzun olduğunu öğreniyorum. Nisan- Ekim arası iklimin müsaade ettiğini ancak tatil mevsimi bittiği dönemden itibaren insanların memleketlerine çekildikleri söyleniyor. Turizm irtibat bürosu da burada bulunuyor. Büroya girip biraz soluklanıyoruz. İlçenin turistik yöreleri hakkında hem yetkiliden hem de Tahsin Beyin anlatımlarıyla bilgileniyorum. Öğleden sonra ilk durağımız Titus Tüneli. Otomobilimizi köyün kenarında bırakarak yola yaya devam ediyoruz. Kısa bir yürüyüşten sonra tünelin başındayız. Nazmi ŞİMŞEK
Bu haber toplam 669 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.