1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Derdini git Ayfer hocaya anlat!
Derdini git Ayfer hocaya anlat!

Derdini git Ayfer hocaya anlat!

Halk kültürümüze bir girmiş ama pir girmiş, deyim olmuş güzel bir söz var: “Derdini git Marko Paşa’ya anlat” derler. Oysa Kırşehirliler de “Derdini...

A+A-
Halk kültürümüze bir girmiş ama pir girmiş, deyim olmuş güzel bir söz var: “Derdini git Marko Paşa’ya anlat” derler. Oysa Kırşehirliler de “Derdini git Ayfer Hoca’ya anlat!” diyorlar. Öte yandan “Ben dert anası mıyım? Derdini git Ayfer Hoca’ya sat” ya da “Derdini Ayfer Hoca’ya dök!” diyenler de var. Kırşehir’e hizmet denilince akla daima erkekler geliyor. Halbuki Kırşehir’de yöresine hizmet aşkıyla yanıp tutuşan donanımlı nice kadınlarımız var. İşte onlardan birisi değil birincisi. Ayfer Şahin… Ayfer Hoca güngörmüş bir anne olarak mutlaka işin ciddiyetinin farkında ki “Dert anası” sıfatını kendine yakıştıranlara, bu şöhreti kendisine yapıştıranlara -annelik şefkat ve merhametiyle dolu ve donanımlı oluşu nedeniyle- hiç kızmıyor ve kırılmıyor… Ayfer Hoca’yı hem tanımak ve hem de tanıtmak için Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nin yolunu tuttum. Ardına kadar aralanmış bir kapıdan girerken, Ayfer Hoca’nın öğrencilerinden daha heyecanlıydım. Kendimi “Ben Kırşehir Anekdotları Yazarı Duran ERDOĞAN” diyerek takdim ettim.”Seni tanımayan mı var ağabeyciğim!” iltifatıyla, koltuğa buyur edildim. Röportaj için kendisinden gerekli izni aldım. Ayfer Hoca’ya başladım beylik özel sorular sormaya. DURAN ERDOĞAN - RÖPORTAJ -Kimdir Ayfer Şahin? Kısa özgeçmiş, lütfen 1970 yılında doğdum. 4 çocuklu orta halli bir ailenin evladıyım. İlk, orta, lise tahsilimi Mucur’da tamamladım. Kırşehir Eğitim Yüksek Okulunu 1989 yılında bitirip, 1990 yılında öğretmenlik mesleğine başladım. Mesleğe başladığım yıl öğretmen Ali Şahin Beyle evlendim. Selçuk Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptım. Akabinde Gazi Üniversitesinde doktoramı tamamladım. 2007 yılında Millî Eğitim Bakanlığının Öğretmenlik Kariyer Basamaklarında Yükselme projesi ile “Başöğretmen” olarak ödüllendirildim. Aynı yıl Yrd. Doç. olarak Ahi Evran üniversitesinde Eğitim fakültesinde öğretim üyeliği görevine başladım. 2014 yılında da doçent unvanını aldım. Halen bu bölümdeki görevime devam ediyorum. İki kız evladım var. -“Pekmez akıllı Kırşehirli” sözünü duydunuz mu? Çok duydum tabii ki. Dışarılarda nerelisiniz dediklerinde “Kırşehirliyim” deyince ”pekmez akıllıyım!” desene şeklinde espriyle karışık bir söylemle zaman zaman ben de karşılaşıyorum. Aslında biraz araştırmışlığım da var, Kırşehirlilere bu yakıştırmanın nereden yapıldığını. Ancak çok farklı rivayetler var bu konuda. Bir rivayete göre; “Evi yanan Kırşehirli yanmakta olan evinin içine dalmış ve önce içi pekmez dolu küpünü bir hazine imiş gibi kurtarmıştır.” deniliyor. Bir başka rivayete göre; “1938 Akpınar depreminde evi yıkılan bir depremzede eşine; “Aman hanım, pekmez küpünü bari kurtar” diye söylemiş oradan kalmıştır, denilir. Yine bir başka rivayete göre; “Bir Kırşehirli Ankara’ya pekmez satmaya gitmiş. Pazarda müşteri beklerken; bir adam evine iki parça cam götürürmüş, cam oraya buraya kayıp zorluk çıkarıyormuş. Bu durumu fark eden Kırşehirli, ”hemşerim o cam öyle gitmez, şuradan iki kilo pekmez al, sana kaydırmadan nasıl götürebileceğini söyleyeyim demiş. Adam iki kilo pekmez aldıktan sonra, hemşerimiz, “camların arasına, köşelerine pekmez sür, kaydırmadan rahat götürürsün.”demiş. Adam camları evine rahatça götürmüş. Ancak pekmez tutkal gibi tuttuğundan evinde camları birbirinden ayıramamış. Tekrar pekmezciye gelip durumu anlatmış. Hemşerimiz de, “Şuradan iki kilo pekmez daha al da nasıl ayıracağını söyleyeyim.” demiş. Adam iki kilo daha almış. Hemşerimiz adama; ”camların arasına sıcak su dök, hemen ayrılır.” demiş… Gibi farklı farklı rivayetler olsa da özünde zeki, pratik yaratılışta olmakla özdeş kullanıldığı görülmekte. Pekmezin insan sağlığı için ve zekâ gelişimi için katkısı bilindiği için de zamanında yörenin en güzel bağlarına sahip olan ve en güzel pekmezlerini üreten Kırşehirliye “Pekmez akıllı” yani “aklını pekmezden alan” deyimi yakıştırılmıştır, diye düşünüyorum. -Musikỉ zevkiniz? Ah musikî…En derin yerimizde musikî!.. Musikîden kastınız Türk Sanat Müziği, eski ve yeni eserler, Tasavvuf da dâhil diye tahmin ediyorum. Itrî’den Dede Efendi’ye, Münir Nurettin’e; Sadettin Kaynak’tan, Yesari Asım’a ve Selahattin Pınar’dan Zeki Müren’e... Ve günümüze. Ben biraz gönül ve muhabbet adamıyım galiba. Sanata biraz fazlaca düşkünüm. İyi bir sanatseverim diye tanımlayabilirim kendimi. Türkü de sevip dinlerim. Ama musikînin de yeri ayrı gönlümde. Özellikle eski musikîyi dinlemekten çok haz alırım. “Çok insan anlamaz eski musikîmizden Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden.” Diyor Yahya Kemal. Ben de öyle düşünüyorum. Bu milleti birleştiren, bir yere ait olma duygunuzu güçlendiren bir yürek birlikteliği… Musikî insan ruhunun iyileştirilmesi için olmazsa olmazlardan. Yüreği yumuşatan, gönlü dinlendiren. Gönlü “gönül” olgunluğuna ulaştıran… Duygu ortaklığı… Nasıl anlatılır ki bilemedim. Ama evet ben bir musikî severim… -“İyi ki”leriniz nelerdir? Şükretmeyi bilen birisi olarak hayatımdaki iyikilerim çok fazla benim. İyiki öğretmen olmuşum. İyiki Eşimi tanımışım ve onunla evlenmişim. İyiki iki kızım var. İyi ki anama, babama, atama, dostlarıma bu kadar düşkünüm. İyiki Anadolu insanının hamuruyla yoğrulmuşum. iyiki entelllektüel birikimimiz iyi, iyiki merhametliyiz, iyiki insan seviyoruz, iyiki...iyiki... İnsanın kendisiyle ilgili iyiki’li cümleler kurması biraz zor galiba. “Keşke”leriniz var mı? Neler meselâ? Her insan gibi mutlaka benim de “keşke” lerim olmuştur. İnsan hatasız, yanlışsız olmaz çünkü. Ama geriye dönüp baktığımda yaşanmamış sayacağım kötü anlarım çok fazla değil, ya da burada söylemeye değecek bir durum değil. Özünde ben insan hayatında ki keşkelerin onun olgunlaşmasına, daha insan olmasına katkı sunduğuna yürekten inanıyorum. Başına hayır-şer gelmiş, varlığı da yokluğu da görmüş, kötü güne katlanmayı bilmiş... Yani tüm dünyevî imtihanlardan başarıyla geçmiş olanların “insan-ı kâmil” olabildiğine inanıyorum. Düşünsenize hep varlıklı olmuşsunuz, hiç yokluk görmemişsiniz. Aç olanın halinden ne kadar anlayabilirsiniz… Ya da hep makam mevkilerde sırça köşklerinizde, fildişi kulelerinizde oturmuşsunuz aşağıdakiler ile hemhal olmanız ne kadar mümkün olabilir. Sözün özü; evet benim de hayatımda keşkelerim olmuştur. Ama o keşkeler bizi daha olgun, daha törpülenmiş, daha “adam gibi” yaptıkları için biz o “keşke”leri, “iyi ki”lere dönüştürmüşüzdür. Ölüm ve ölümsüzlüğü tarif eder misiniz? Ölüm hak. Her nefis mutlaka bir gün tadacak. Allah ölümün de hayırlısını nasip eylesin diyoruz. Ölümsüzlük?.. Bıraktığınız adınız, evlatlarınız ve diğer eserleriniz galiba… Bedenen ölseniz de bıraktıklarınızın yaşaması ve sizi yaşatması. Bu iyi de olabilir kötü de… Bu anlamda hayır olacak şekilde Allah hepimizi ölümsüz kullarından eylesin diliyoruz… Muhtar-Belediye Başkanı dersem, siz ne dersiniz? Bir ilin ya da mahallenin Şehr-ül Emini. En güvenilir, en emin, en adaletli, en halden anlayan, en halktan, en insan, en çalışkan, en az uyuyan, en az yiyen... adamı. En az ve en çokları ziyadesiyle sıralayabilirsiniz. O ilde ya da mahallede, köyde, orada yaşayanların babası, hamisi… Hizmet erkânı, devlet erkânı… Milletin Hadimi… Yani bunlar bizim gönlümüzden geçenler. Hedefleriniz? Hedeflerimiz çok… Ziyadesiyle çok… Sevdalısı olduğumuz bu ile, bu millete, bu devlete güzel hizmetler sunmak, yukarıdaki soruyla da birleştirerek güzel eserler bırakmak istiyoruz. Bütün bunları bağrından çıktığımız bu memleketin insanlarından hiç kopmadan, onlardan biri olmaya devam ederek yapmak istiyoruz. Büyüdükçe küçülmek, milletin hadimi olmak istiyoruz. Daha etkili hizmetler için daha etkili görevler lazımsa buna da talip olduğumuzu belirtmek istiyoruz. ayfer sahinEğer yetkili birisi olsaydım Kırşehir’e şunu mutlaka yapardım, dediğiniz olur mu? Meselâ neler? Olmaz mı, çok şeyler var. Bir kısmını sıralayalım. Sn. Erdoğan biliyorsunuz ilimiz sürekli göç veriyor. Bu anlamda üç olan milletvekili sayımız da ikiye düşürüldü. Ben bu göçün en önemli sebebinin Kırşehir’e iş imkânı sunacak yatırımların getirilememesi olduğunu düşünüyorum. Yani yeni iş sahaları açamazsanız, bu insanlar da doğal olarak ve mecburen daha büyük illere çalışmaya gider. En önemli gördüğüm, ivedilikle el atılması gereken birinci husus bu. Bu ilin sahip olduğu jeotermal kaynakların çok iyi kullanılıp yeni projelerin hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hem termal turizm anlamında hem de seracılığın geliştirilmesi gibi alternatif projeler anlamında jeotermalin ilimizde çok önemli bir katma değer olarak değerlendirebileceğini düşünüyorum. Diğer bir husus, 1954 darbesi ile İlçe yapılan Kırşehir’imize iade-i itibarının verilmesi hususu. Yani her ne kadar 1957 yılında Kırşehir yeniden il yapılarak, bu kısmen sağlanmış olsa da Hacıbektaş gibi inanç turizminin önemli bir yerinin ve Kozaklı gibi Ülkemizin çok önemli kaplıcalarına sahip olan ilçelerimizin bir kısım köyleri ile birlikte (Bölükbaşı’nın köyü olan Hasanlar köyümüz dâhil) Nevşehir’de bırakılmış olması son derece manidar buluyorum. Bu nedenle Kırşehir’imizin bu kayıplarının bir an önce telafi edilmesi gerektiğine inanıyorum. Yine Kırşehir’imizin değerleri olan Aşık Paşa’nın, Şeyh Edebalı’nın, Türkmani’nin, Yunus Emre’nin, Gülşehri’nin bu yörede yaşayıp, Anadolu’nun Türk’e vatan kılınmasında katkısı olan erenlerin, evliyaların sahiplenilip tanıtılması ve ilimizin bu değerlerle daha özdeşleşmiş şekilde tanıtılması gerektiğine inanıyorum. Nasıl Kırşehir’imiz büyük emeklerle Ahiliğin başkenti yapılmış ise, diğer değerlerimizin de gün yüzüne çıkartılıp adına şölenler düzenlenmesinin ve Kırşehir’in sanat ve kültür medeniyetimizdeki yerinin ortaya konulması gerektiğini düşünüyorum.Ayrıca Kırşehir’imize bir hava alanı mutlaka yapılmalı. Çünkü en yakın hava alanına bir buçuk iki saat mesafede olması, yapacağınız organizasyonları baltalıyor. Yine hızlı mı (!) bilmem ama tren yolu güzergâhının bu Türkiye’nin en ortasındaki bu şehirden mutlaka geçirilmesi gerektiğine inanıyorum. Kırşehir devamlı göç veriyor… Bu göç nasıl durdurulur? Aslında bir önceki soruda bu soruyu kısmen cevapladık. Bu göçü durdurmanın en önemli yolu yeni iş sahaları açabilmek. Fabrikalar, üretim yerleri vs. istihdam sağlayacağınız alanları çoğaltabilirseniz eğer, göç kendiliğinden, tersine göçe çevrilebilir. Yani bu ilden bir sebeple gidenleri de geri getirebiliriz diye düşünüyorum. Bu bağlamda devletin imkânlarını etkili kullanmak önemli. Ancak şahıs yatırımlarını ilimize çekebilmek de lazım. Özünde başka illere yatırım yapan çok fazla zenginimiz var. Onları inandırıp, teşvik edip bu ile çekmeyi bilmek lazım. Yatırım yapanlara da bürokratik işlemlerin kolaylaştırılması gerekiyor tabii. Aynı zamanda köye dönüşü hızlandıracak projeler hayata geçirilmeli. Örneğin, alternatif ürünleri denetip, ekilip dikilmesini sağlamak, devlet eliyle de alternatif ürünleri teşvik lazım. Yine hayvancılğı, özellikle besi hayvancılığını geliştirmek lazım. Kırşehir’de bu potansiyel zaten var. İstanbul gibi metropollerde Kırşehir besisinin iyi bir piyasasının olduğunu biliyoruz. Hayvancılığın da bu anlamda güçlendirilmesi, bir yatırım sahasına dönüştürülmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Yapılmayacak şeyler değil bunlar. Ama önce inanmak, sonra icraata geçirmek için hamleler yapmak lazım. Sizce Kırşehir’in eksiği-fazlası neler? Kırşehir’in çok önemli artıları var. Bir huzur kenti Kırşehir. Bu bence en önemli artısı. Ülkemizin tam ortasında olması. Çok önemli yol güzergâhının üzerinde olması, doğudan batıya geçen herkesin içinden geçmesi, başkente yakınlığı... Tarih boyunca Türk kültür ve medeniyetine merkezlik yapmış olması. Bağrında Alp erenleri, abdalları, kültür erlerini barındırması, aklıma gelen ilk artıları. Yine jeotermal olarak zengin yer altı kaynaklarına sahip olması da çok önemli bir getiri diye düşünüyorum. Eksiklerine gelince; galiba çok uzun zamandır çok iyi temsilcileri Ankara’ya gönderememesi en önemli eksiklerinden birisi. Ya da stratejik alanlara çok iyi yöneticilerin gelmemiş olması. Türkiye’nin çok önemli yerlerinde, makamlarında çok fazla Kırşehirli Bürokratımız olmasına rağmen bu durumun Kırşehir için yatırım, hizmet vb. gibi alanlarda bir sinerjiye dönüştürülemiyor olmasını da önemli bir eksiklik olarak görüyorum. Bu Bürokratların yönünü biraz bu güzide ile, memleketlerine çevirmelerini sağlamak gerekiyor diye inanıyorum. Çok keyifli bir sohbet oldu. Bize bu fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum Sayın Erdoğan ağabeyciğim.
Bu haber toplam 369 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.