1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. Deprem hayatını değiştirdi
Deprem hayatını değiştirdi

Deprem hayatını değiştirdi

1999 yılında binlerce kişiye mezar olan Kocaeli depremi şehir değiştirmesine sebep oldu. Yaşadığı İstanbul’dan Ankara’ya göç etti. Bu göçle birlikte...

A+A-
1999 yılında binlerce kişiye mezar olan Kocaeli depremi şehir değiştirmesine sebep oldu. Yaşadığı İstanbul’dan Ankara’ya göç etti. Bu göçle birlikte hayatı da değişti. Aktif siyasete girdi ve AK Parti Ankara İl teşkilatı çatısı altında teşkilatının “Ablasıyken” 12 Haziran genel seçimlerinden sonra TBMM’nin ve halkın Ablası oldu. Milletvekilleri Konuşuyor yazı dizimizin bugün ki konuğu Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu. Parti içerisinde aktif görev aldıktan sonra gerek teşkilat içerisinde gerekse halk nezdinde büyük bir sempati toplayan Tülay Selamoğlu, TBMM’nin yeni yasama yılında ki yeni milletvekillerinden. İşaret Dilini bilen tek milletvekilli olarak ta tanınan Tülay Selamoğlu pek çok sivil toplum kuruluşlarında da aktif görevlerde yer aldı. Mazbatasını alır almaz, görevine başlayan Tülay Selamoğlu, Meclis tatilde iken adeta nöbetçi Milletvekilliği yaptı. İşte İbrahim Gökdemir’in Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu ile yaptığı röportaj -Siyasete nasıl atıldınız? HER SAHADA GÖREV YAPTIK İstanbul’da Refah Partisinin Bahçelievler Teşkilatı üyesi olarak siyasetin içerisine girdim. Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan o dönemlerde İstanbul Belediye Başkan adayıydı. Seçim çalışmalarına bir teşkilat üyesi olarak katıldım. Arkadaşlarımızla birlikte sürekli sahada görev yaptık. -Ankara’ya nasıl geldiniz? ANKARA’DA YENİ BİR HAYATA BAŞLADIK 1999 yılında Kocaeli’nde meydana gelen ve pek çok vatandaşımızı kaybettiğimiz depreminin şiddetini İstanbul’dan hisseden ailelerinden birisiyim. Depremde herkes gibi bizlerde ailecek korku dolu günler yaşadık. En fazla da oğlum üzerinde büyük etkiler bıraktı bu deprem. Depremin psikolojisinden kurtulmak için Ankara’ya göç etmeye karar kıldık. 2000’li yılların başından itibaren ailemle birlikte Ankara’da yeni bir hayata başladık. -Ankara’da aktif siyasete başladınız diyebiliriz o zaman? BENDE SİYASET AKADEMİSİ ÖĞRENCİSİ OLDUM Evet, 2005 yılında AK Parti Siyaset Akademisi öğrencisi oldum. Hemen 1 yıl sonra AK Parti Ankara il teşkilatı 2. Olağan Kongresinde yönetime girdim. Halkla ilişkilerden sorumlu Başkan yardımcılığı ve takiben 2007 yılında da Kadın kolları İl Başkanlığı görevine Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın onayıyla atandım. 12 Haziran 2011 Genel seçimlerinde de Ankara’dan Milletvekili seçildim. -Yeni Yasama yılı başladı, ancak biz sizi TBMM açılmadan önce’de hem sahada hem de mecliste görüyoruz. Tatil yapmadınız mı? RAMAZAN BOYUNCU SAHADAYDIK Teşkilattan gelmenin getirdiği bir şey var, seçimlerden sonra Ramazan başladı, bizim AK Parti olarak Ramazan çalışmalarımızı bilirsiniz. Biz yine Ramazan boyunca sahadaydık, yine tüm hanım kardeşlerimizle beraber olduk, onun dışında programlarda her zaman yer aldık. Belediyelerimizin yaptığı, teşkilatlarımızın yaptığı, ilgili Bakanlıklarımızın yaptığı tüm çalışmalarda mutlaka bulunmayı arzu ettik.  Tatil yapmadım ben biliyorsunuz, neredeyse ‘nöbetçi Milletvekili’ gibi bir çalışma sergiledik. Bu arada özellikle işitme engellilerle ilgili yeni bakanlığımızın yaptığı çalışmalar için rapor hazırladık bakanlığımıza ilettik. Çünkü önümüzdeki süreçte bu konuyla ilgili belki yönetmelikler olacak, bazı kararlar alınacak, uygulamalar olacak. Bununla ilgili daha önce yaptığımız çalışmanın raporunu ve yol haritası şeklinde yapılabilecek çalışmalarla ilgili bakanlığımıza raporumuzu sunduk. Meclis Bayındırlık, İmar, Ulaştırma, Turizm Komisyonu’ndayım. Bu komisyonun ötesinde biliyorsunuz yeni bakanlığımız var bu konuyla ilgili, Şehircilik Bakanlığı.   Türkiye hep parçadan bütüne giden bir şehircilik anlayışına sahip olmuştu, yani plan hazırlama yetkileri büyük şehirlerin ve ilçe belediyelerinin elindeydi. Ama şimdi bütünden parçaya giden bir çalışma yapılacak, bölgesel özelliklere göre bir şehirleşme çalışması yapılacak, yatırım çalışmaları olacak. Böyle olduğunda bölge olarak kalkınma imkânı var, bir bölgede sadece bir şehrin nüfusunun yoğunlaşmasını engelleyen, diğer şehirlerdeki nüfus azalmalarını önleyen genel çalışmalar olacak. Bu konuyla ilgili neler yapabiliriz neler olabilir konusunda biz de mesleki çalışmalar yapıyoruz. İnşallah bu raporlarımızı da yine meclisteki çalışmalarımızda sunacağız.  Türkiye’nin şehirlerinin kimlik kazanması için uğraşacağız, biraz kimlik sorunumuz var.  Şehirlerimizin daha güzel olması, geleceğe, gelişmeye daha açık hale gelmesi için normal planlamaların yapılması ve şehirde yaşamın getirdiği sosyal sorunların çözümü için neler yapabiliriz konusunda da çalışmalarımız olacak.  Türkiye geleceğe çok daha güçlü hazırlanacak inşallah. -Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Somali’ye gittiniz. Somali izlenimlerinizi anlatır mısınız? BİZİM MİLLETİMİZDE DEVLET OLMA BECERİSİ VAR Somali’ye ben ilk defa gittim. Orda başta şunu öğrendim, devlet olma becerisi iyi ki bizim milletimizde var. Biz her zaman devlet olma özelliğini göstermişiz. İmparatorluklar kurmuşuz, sonra küçülmüşüz, tekrar devletler kurmuşuz ama çok uzun süre devlet olma ve birlik olma becerisini göstermişiz.  Bu çok büyük bir özellik, bu özellik bizim milletimizin genlerinde var.  Somali’ye gittiğimde çok üzüldüm.  İhtiyacın şiddetine göre yönelir talepler. Ve tabi orada içme suyu ile yemek en büyük sorun olduğu için ondan sonrasını düşünemiyorsun, yani günlük sadece su ve yiyeceğe ulaşmak bir hedef, onun dışında hedef belirleme, program yapma, kendini geliştirme diye bir şeyleri yok. Ve bu çok acı verdi bana, çünkü yaklaşık iki yüz yıl Somali sömürge olarak yaşadı. İtalyanlar, Hollandalılar geldi, İngilizler, Amerikalılar vardı, madenleriyle ilgili çalışmalar da yaptılar bunlar. Ama su kuyusu bile açılmamış.  Şimdi Somali’nin sıkıntısı olan kuraklık sürpriz bir kuraklık değil, yıllardır tekrarlanan bir kuraklık. Yani bunun gelişi belli, önemli olan bu geleceği bilinen iklimsel duruma hazırlık yapmak.  Ama orda çok çaresiz bir toplumsal yapı gördük ve çare, gerçekten Türkiye olacak, Başbakanımızın başkanlında orada olacağız. Devlet olmanın güzelliği dedik, biliyorsunuz okyanusa açılan nokta ve baharat yolunun kilit kapısı Somali. Ama orada bir devlet olmadığı zaman, kural kanun olmadığı için, dünyanın, atılması yasak olan kimyasal atıkları Somali’nin denizine, yani önündeki bahçeye dökülmüş.  Denizin bile zehirlenmesi söz konusu.  Yapacağımız ilk şey, zaten Başbakanımızın da programı, havaalanının tamiri, biliyorsunuz biz de inerken orda tehlike atlattık. Ama Somali’de su yok, elektrik de yok, havaalanları sadece gün ışığında çalışabiliyor. Havaalanının olmasından sonra oraya daha hızlı gidiş gelişler olacak, oraya yapılacak çalışmalar da hızlanacak. Onunla beraber yapılacak çalışma su kuyularının açılması, çünkü yaşamın normal hale gelmesi için su sorununun çözülmesi gerekiyor. İç savaşın getirdiği çok ciddi sorunlar var, oradaki iç savaşı sonlandıracak çalışmalar yapılması gerekiyor. Tabi iç savaş deyince, bazı ülkelerin el atması diyelim kapalı olarak, içecek suları yok ama silahları var. Silah ücretsiz bulunabiliyor, su bulmak zor ama silah bulmak kolay, öyle bir ülke. İnşallah Somali bu sıkıntısından kurtulacak, çok kısa vadede olmayacak, mutlaka bunun bir süreci olacak ama bu inanın üç yıl içinde hissedilir olacak. Çünkü biz Türkiye olarak milletimizin duasıyla giden bir de nakdi yardımlar var. Bu Başbakanlığın kendi bünyesinde projeler şeklinde gidecek. Ondan sonra Somali kendini kurtaracak güce sahip olacak.   -Meclis gündeminde yeni Anayasa çalışmaları bulunuyor. Nasıl bir Anayasa Türk Milletini memnun eder? ANAYASA ANLAŞILIR ŞEKİLDE OLMALIDIR Anayasa için gruplarımız çalışmalarına başladı. En büyük sorunumuz anayasanın çok maddeli oluşuydu, sayfa sayısının da fazla oluşuydu. Ama anayasa insani değerler üzerinden genel kuralları belirleyen, ondan sonra yapılacaksa ilgili kanunlarda olması gereken yasalarla çözülmesi gerekiyor. Ama eğer her şeyin direk anayasaya konulması demek anayasayı içinden çıkılmaz hale getiriyor.  Ben mimarım, yani bir hukuk eğitimi almadığım için yasaları açtığımızda, herhangi bir şey okuduğumuzda anlamakta güçlük çeker hale geliyoruz.  Türkiye’nin anayasasının okunduğundan anlaşılır olması gerekiyor. Esas çalışma bu olacak.  Yani acaba burada ne demek istedi, acaba bu muydu ben mi yanlış anladım diye düşünmememiz lazım. Anayasanın, bu milletin her ferdinin okuduğunda anlayabileceği, inceliğe zarafete, ve taze bir dile sahip olması gerekiyor.  Onun dışında anayasayı gelişmeye açık tutmak gerekiyor. Yani insanlık nasıl değişiyor, gelişiyor, büyüyorsa, şehirler nasıl büyüyorsa, insan nasıl büyüyorsa bu gelişmeye yönelik de yenilikler olacaktır.  Ondan sonra çıkıp anayasada buna atıf yok demek olmuyor, bu anayasa hazırlandığında teknoloji bu noktada değil, internet, televizyon radyo yokken ortada iş sadece gazetelere bağlı bir cümleyle bitiyorsa, anayasada bu yok deyip televizyonla ilgili bir değerlendirmeyi yapmıyorsunuz. Bunun olmaması gerekiyor.  Dünya nasıl, gelişiyor, değişiyorsa, ülkeler de ona göre değişiyor ona göre sorunlar da, çözümler de ona göre değişiyor, itiyaca göre. Sanayi devrimi olmadan önce sanayiyle ilgili bir yasanız yokken, olduktan sonra bu yasayı koymak zorundasınız. O yüzden anaysa başta tüm milletin kendi anayasasını anlayabileceği bir dilde ve genel ifadelerle olacaktır. Gerekli düzenlemeler de yasayla yapılacaktır. -TBMM’de geçirdiğiniz şu kısa süre içerisinde, çok sayıda ziyaretçi akınına uğruyorsunuz, hepsine yetişebiliyor musunuz? HİÇBİRİMİZN ELİNDE SİHİRİL DEĞNEK YOK Elimizden geldikçe vatandaşların sorunlarını çözmek için çalışıyoruz, ama bir milletvekilinin hatta bir bakanın elinde sihirli değnek yok. Mantıklı, makul her konuda tüm vatandaşlarımızın arkasındayız ve elimizden geleni de yapıyoruz.  Biz Orta Asya’dan gelmiş bir milletiz, yani ihtiyaçlara göre, gelişmeye göre yer değiştirmiş bir milletiz. Ve Orta Asya’da olduğu gibi burada bir uygarlık kurmuşuz, en köklü devlet özelliği taşıyan milletlerdeniz. Ama şimdi biraz belki de teknolojinin getirdiği bir rehavet, mümkün olduğunca çalışma alanı olarak eğer Ankara’daysak Ankara’yı terk etmeyelim, aynı sokaktan ayrılmayalım diyoruz, ama gelişme için çabalamak gerekiyor. Özellikle bize iş talepleri çok geliyor. Hep şunu söylüyoruz vatandaşlarımıza, kardeşlerimizin iş taleplerinde kendilerinin çabalamaları gerekiyor başta, kendileri arayacaklar, çabalayacaklar, biz de elimizden gelen yardımı yaparız. Ama evde otururken iş bulma şansları yok ya da evde otururken hadi bana iş bul deme şansları yok. Çünkü bizim meclis görevlerimiz var, elimizden geldiği kadar yardımcı olamaya çalışıyoruz ama  bizim esas görevimiz yasama görevimiz, alacağımız her karar yapacağımız her çalışma bu ülkeyi geleceğe hazırlıyor. Bu ülkeyi geleceğe hazırlarken lider ülke olmasını sağlayacak çalışmalar olacak bunlar, yani öncelikli sorumluluğumuz bu. Onun dışında tüm vatandaşlarımız için, makul mantıklı elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. -Seçimler öncesi hazırlanan Ankara projelerinin takipçisi misiniz? PROJLERİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIM Ankara’yla ilgili projelerin takibi İl Başkanlığımız bünyesinde tüm milletvekillerimizle takip ediyoruz.  Meclis açıldıktan sonra ilgili kurumlarla yazışmalar da devam ediyor.  Çünkü 2023 hedeflerimizin bir şekilde başlaması gerekiyor. Bugünden itibaren yapılacak tüm çalışmalar yapılmalı, projelerle ilgili eğer uygulamada sorunlar olacaksa o sorunlar çözülmeli, bunların takibini biz yapacağız. Çünkü hem Türkiye’nin kalkınması amacımız hem Ankara’nın. -Memleketiniz Kırıkkale’ye gidip gelme fırsatınız oluyor mu? MEMLEKE GİTME FIRSATI BULMAKTA GÜÇLÜK ÇEKİYORUM Kırıkkale’ye bayramda yarım gün gidip geri döndüm. Görevdeydik biliyorsunuz bayramda,  bütün milletvekili arkadaşlarımız memleketlerine gittiği için biz Ankara Milletvekilleri olarak burada kalmamız gerekiyordu. -Doğduğunuz topraklara Meclis çatısı altında nasıl bir hizmet vermeyi planlıyorsunuz. Projeleriniz var mı? KIRIKKALE İÇİN DE PROJELERİMİZ VAR Kırıkkale milletvekilleriyle bir araya geliyoruz, nasıl Ankara için kalkınma projelerimiz varsa Kırıkkale için de var. Kırıkkale de aynı şekilde güçlendireceğimiz bir şehir, Kırıkkale aslında çok değerli bir şehir, içinden nehir geçer özel bir şehir. Dünyaya bakın içinden nehir geçen şehirler her zaman o ülkenin en gözde şehirleri olur. -Teşekkür ederim Çok teşekkür ederim İbrahim Bey, siz de hiç tatil yapmadınız, onu biliyorum, birçok programda karşılaştık. Gazetecisiniz, her zaman halkın dertleriyle dertlenen birisiniz. Hem bölge olarak İç Anadolu’nun hem de özellikle Kırıkkale’nin kalkınması konusunda her zaman çalışkanlığınızı ve çabanızı, bizi de zorladığınızı biliyorum, bunu da bütün Kırıkkaleliler bilsin istiyorum.
Bu haber toplam 174 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.