1. HABERLER

  2. SPOR

  3. Cumhuriyetimiz Yeni Yaşı Kutlu Olsun
Cumhuriyetimiz Yeni Yaşı Kutlu Olsun

Cumhuriyetimiz Yeni Yaşı Kutlu Olsun

Cumhuriyet[1], yok edilmek istenilen bir milletin yeniden diriliş öyküsüdür. Türk Milletinin topyekûn bir değişim ve yeniden şahlanış öyküsüdür....

A+A-
Cumhuriyet[1], yok edilmek istenilen bir milletin yeniden diriliş öyküsüdür. Türk Milletinin topyekûn bir değişim ve yeniden şahlanış öyküsüdür. Cumhuriyet, bir dünya imparatorluğu olan Osmanlının enkazı üzerinde yeni bir Türk devletinin kuruluş hikâyesidir. Hikâyemiz I.Dünya Savaşı sonunda İtilaf devletleri (İngiltere ) ile Limni adasında imzalanan 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Antlaşması ile başlar. Mondros Osmanlı devletinin kayıtsız ve şartsız teslim oluş belgesidir. 18 Mart 1915 yılında Çanakkale’de büyük bir hezimete uğrayan Avrupalının (İngiltere-Fransa) öç alma belgesidir. Mondros Ateşkes antlaşmasının 7.maddesi ( istediğim zaman istediğim yeri işgal ederim anlamına gelen maddesi) Türk Milleti için tasarlanan Sevr planının (10 Ağustos 1920) ilk habercisidir. Zira bu antlaşma ile İmparatorluk parçalanmış, toprakları işgal edilmiş, devlet fiilen sona ermiştir. I.Dünya Savaşı’nda (1914-1918) Makedonya’dan Yemen’e, Kafkasya’dan Mısır’a, Çanakkale’den Suriye ve Irak’a, Arabistan’a birçok cephede vatan evlatlarını şehit veren Türk Milleti kendisi için tasarlanan planı (Sevr Antlaşması) kabul etmemiştir. Milli Egemenliğe dayanan, kayıtsız-şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak niyetinde olan Mustafa Kemal Atatürk’ün , “Ya istiklal, ya ölüm” parolası ile hareket etmiştir. Çanakkale’nin muzaffer komutanı Mustafa Kemal, Türk Milleti ve Türk Vatanı için tasarlanan planı kabul etmeyeceğini Yıldırım Orduları Komutanı iken ifade etmiş, Mondros Ateşkes Antlaşması ile ilgili fikirlerini kamuoyu ile paylaşmıştı. Tarih bilincine sahip komutanlarımız gibi “Anadolu’ya gitmek, Anadolu insanı ile birlikte kurtuluş çareleri aramak” düşüncesindeydi. Bu nedenle 9.Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a geldi.  29 Mayıs 1919 tarihinde Havza’da halkın işgalleri (En önemli işgal 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunanlıların İzmir’i işgal etmesidir.) mitingler ile protesto etmesini isteyerek halkta oluşmaya başlayan milli bilinci işgallere karşı tepkiye dönüştürmek istemiştir. İşte, bu düşüncenin bir sonucu olarak bizzat kendisinin hazırladığı, arkadaşlarının da kabul ettiği (Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Rauf Orbay, Kâzım Karabekir…) Amasya Genelgesi’nde (21-22 Haziran 1919); Vatan’ın bütünlüğünün milletin bağımsızlığının tehlikede olduğu, İstanbul hükümetinin sorumluluklarını yerine getiremediğini; bu durumun milletimizi yok gösterdiğini, milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararının kurtaracağını, Türk milletini içinde bulunduğu bu durumdan kurtarmak, haklı ve hukuki sesini tüm dünyaya duyurmak için, her türlü tesir ve baskıdan uzak milli bir heyetin en kısa zamanda toplanmasının şart olduğu belirtiliyor, bunun için her ilden üç temsilcinin Sivas'a gönderilmeleri isteniyordu. İlk kez milli egemenlik fikrinden bahseden (Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır) Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi sonrasında çok sevdiği askerlik mesleğinden ayrılmış (9 Temmuz 1919) milletinin bir ferdi olarak mücadelesine devam etmiştir. 23 Temmuz- 5 Ağustos 1919 tarihleri arasında toplanan Erzurum Kongresi ile Cumhuriyetin ilk temelleri atılmıştır. Çünkü burada  "Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığını sağlamak için Kuva-yi Milliye’yi (Milli Kuvvetleri) etkili ve milli iradeyi hâkim kılmak esastır" prensibi kabul edilmiştir. Mustafa Kemal'in Amasya Genelgesi ile yapılmasını duyurduğu Sivas Kongresi işgale uğrayan Türk Vatanını kurtarmak (İngiltere- Fransa- İtalya- Yunanistan-Ermenistan) ve Türk milletinin bağımsızlığını sağlamak için çareler aramak amacıyla 4 Eylül 1919 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında toplandı.  Sivas Kongresi, genel bir kongre olarak Erzurum Kongresinde kabul edilen kararları aynen kabul etti. Temsil Kurulu’nun (Heyet-i Temsiliye: Milli Mücadele’nin ilk yürütme organı) başkanı olarak Mustafa Kemal’in etkinliği ve gücü artmış oldu. Yine Sivas Kongresi'nde “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında milletin bütün kuvvetleri birleştirildi. Milli güçleri birleştirmesi ve vatanın bütününü kapsayan Temsil Kurulu’nun oluşturulması bu kongrenin en önemli çalışmaları arasında yer aldı. 12 Ocak 1920 tarihinde İstanbul'da toplanan ve milletin temsilcilerinden oluşan son Osmanlı “Mebuslar Meclisi” nin 28 Ocak 1920 tarihinde “Misak-ı Milli”yi (ana hatları Erzurum ve Sivas Kongreleri ile biçimlenen ve Milli Mücadelenin hedeflerini ortaya koyan milli program) kabul etmesi 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul'un İtilaf Devletleri'nce resmen işgal edilmesine zemin hazırladı. Bütün olumsuzluklardan ders çıkarmayı başarmış olan Mustafa Kemal hemen harekete geçerek 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da milli bir Meclis’in açılmasını sağlamış ve o gün Yeni Türk Devleti'nin resmi temelleri atılmıştı. Ertesi gün meclis başkanlığına seçilmesi de Mustafa Kemal’in liderliğini de pekiştirmiştir. Aynı zamanda TBMM’nin açılması Milli Mücadele’nin ilk siyasal inkılâbı olmuştur. Batı Cephesi'nde kazanılan askeri zaferler Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne olan güvenini artırdığı gibi itibarını da yükseltmiştir.  Böyle bir ortamda hazırlanan ilk anayasa  (Esas Teşkilat Kanunu-1921 Anayasası) Cumhuriyet'e giden yolda önemli bir hukuki ve siyasi adım olmuştur. Anayasa’nın ilk üç maddesi (Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. Yasama ve yürütme yetkileri TBMM’de toplanmıştır. Türkiye Devleti TBMM tarafından yönetilir ve hükümeti TBMM Hükümeti adını taşır.) üstü örtülü bir şekilde olsa da ileride Cumhuriyetin ilanına zemin hazırlamıştır. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, 12 Mart 1921 tarihinde “İstiklal Marşı” nı kabul etmesi yeni bir Türk Devleti'nin kurulduğunun başka önemli bir ifadesidir. TBMM’nin açılmasıyla Anadolu’da yeni bir devlet kurulmuştur. Ancak vatan topraklarının işgalci güçlerden kurtarılmasına öncelik verildiği için yeni devlet düzenine geçilmesini sağlayıcı gelişmeler zaman içerisinde aşama aşama gerçekleştirilmiştir. Balkan Savaşlarından itibaren büyük acılar yaşayan, büyük sıkıntılar çeken Türk Milleti son bir hamleyle hasımlarını yenmiş, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşmasından 11 Ekim 1922 tarihinde imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşmasına kadar kolay gelinmemişti. Ne Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulması ne de Cumhuriyetin ilanı kolay olmamıştır. Cumhuriyetin ilanı bir kaç yıllık bir süreci gerektirmiştir. Nihayet 29 Ekim 1923 Pazartesi günü akşam sekiz buçukta, Türkiye Devleti'nin idare şeklinin Cumhuriyet olduğunu ifade eden 364 nolu yeni kanun "Yaşasın Cumhuriyet" sesleri ile kabul edildi. Aynı gece on beş dakika sonra Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim Salı günü ise Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’nın, İsmet Paşa'yı başbakanlığa atamasıyla, İsmet Paşa'nın başkanlığında, ilk Cumhuriyet Hükümeti kuruldu. Cumhuriyetin ilan edilmesi ile Asya ülkeleri içinde ilk defa demokratik bir rejim kuran devlet Türkiye Cumhuriyeti olmuştur.  Irk, dil, din ve cinsiyet farkı gözetmeksizin bütün Türk vatandaşlarının yönetimde söz sahibi olması, herkesin kanun önünde eşitliği, Türk Cumhuriyetinin temel özellikleri arasında yer almıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "az zamanda çok ve büyük işler yaptık, bu işlerin en büyüğü temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir." sözleri de bunun açık bir ifadesidir. Egemenliğin, kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu Cumhuriyetimizin niteliklerini Mustafa Kemal Atatürk şöyle özetler:  “Cumhuriyet'te son söz millet tarafından seçilmiş meclistedir ve millet adına kanunları meclis yapar. Meclis hükümete güvenoyu verir veya düşürür. Millet, vekillerinden memnun olmazsa, belli zaman sonra başkalarını seçer. Milletin egemenliğini sağlaması ve devlet idaresine katılması, zamanında oyunu kullanması ile mümkün olur.” Milli mücadelenin hangi şartlarda gerçekleştirildiğinin şuurunda olup, bize bugünleri hediye edenlerin isteklerini yerine getirmemiz gerekiyor.  Atatürk’ün Cumhuriyet’in kurulmasıyla özellikle öğretmen ve öğrencilere yönelik bazı istekleri, öneri ve talimatları olmuştur: “Öğretmenler, yeni nesli; Cumhuriyet’in fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti sizin beceriniz ve fedakârlığınızın derecesi ile orantılı olacaktır…”Atatürk’e göre, gelecek nesiller Türkiye’nin bağımsızlığına sahip çıkacak, Cumhuriyet’i koruyup yükseltecek şekilde eğitilmelidir. Biz eğitimciler bu istek, öneri ve talimatlar doğrultusunda çalışmağa devam edeceğiz. 2023 yılında Cumhuriyetimiz 100.yaş gününü kutlayacağımız bu tarihte dünyanın en güçlü devletlerinden biri olacağız. Bu duygu ve düşüncelerle CUMHURİYET BAYRAMImız kutlu olsun.  

İlhami KILIÇ

Kırıkkale Bilim ve Sanat Merkezi Öğretmeni

     


[1] Türk Dil Kurumu’nun çıkardığı sözlükte Cumhuriyet "Milletin egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığı ile kullandığı yönetim biçimi", “Halkın egemenliği kendi elinde tuttuğu devlet biçimi” olarak tanımlanmaktadır.
Bu haber toplam 261 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.