1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. Çile dolu hayattan milletvekilliğine
Çile dolu hayattan milletvekilliğine

Çile dolu hayattan milletvekilliğine

1980 darbesinde tutuklandı. Dile kolay tam 7 yıl hapis yattı. İzinsiz doktora yaptığı gerekçesiyle doktoradan uzaklaştırıldı. Kısacası hayatı mücadeleyle...

A+A-
1980 darbesinde tutuklandı. Dile kolay tam 7 yıl hapis yattı. İzinsiz doktora yaptığı gerekçesiyle doktoradan uzaklaştırıldı. Kısacası hayatı mücadeleyle geçti. Darbe günlüklerinin en ağır cezasını çekmiş isimlerden birisi olan Selçuk Özdağ, mücadelesi ve kararlılığıyla bugün meclis çatısı altında. Milletvekili olarak Manisa’dan seçildi. Yaşadıkları ve geldiği konum itibariyle “iktidar partisiyle, muhalefet partileriyle, mecliste bulunan tüm milletvekilleriyle, milletimizin yıllardır hasretini çektiği bir Anayasayı yapmak bizim bir noktada tarihi görevimiz olacak” diyor. Aslen Kırıkkale’nin Keskin ilçesine bağlı Konur Kasabası doğumlu. Ancak, milletvekili seçildiği bölge Manisa. Manisa’yı acılarına annelik yapmış bir şehir olarak tanımlarken, doğduğu topraklara olan bağlılığını da Ferdi Tayfur’un şarkısıyla dile getiriyor. “Hadi Gel Köyümüze Geri Dönelim” Annesi, Babası halen Konur Kasabası’nda yaşayan Özdağ “ben bir köy çocuğuyum. Ankara’nın gecekondularında yetiştim. Fırsat buldukça çocuklarımı alıp, köyüme giderim” diyor. İşte İbrahim Gökdemir’in Selçuk Özdağ ile yaptığı o röportaj -Yeni Yasama yılında Meclisin yeni isimlerinden birisiniz, bize biraz kendinizi tanıtır mısınız? BİR KÖY ÇOCUĞUYUM Öncelikle,  İL gazetesi’ne Ankara’daki ve Kırıkkale’deki faaliyetlerinde başarılar ve hayırlı hizmetler dilerim. TBMM’nin yeni yasama yılının da ülkemize, devletimize, milletimize ve de insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum. Ben 1975 yılında Manisa’ya gittim. Aslen Kırıkkale ili Keskin ilçesi Konur kasabasındanım, konurda dünyaya geldim bir köy çocuğuyum.  Ankara’da varoşlarda, gecekondularda büyüdüm. Ardından da üniversite tahsilim için Manisa’ya gittim. Manisa benim acılarıma annelik yapan şehir. SAĞCILIK SOLCULUK TÜRKİYE’DE GELENEKSELDİR Öğrencilik yıllarım olan 1975’lerde Türkiye bir kaos yaşıyordu, sağ ve sol diyerek. Ben muhafazakar bir aileden gelmiş olmanın gerekleri icabı sağda yer aldım. Oysaki sağcılık da solculuk da Türkiye’de gelenekseldir, Anneniz babanız demokrat partiliyse sağcı olursunuz, anneniz-babanız CHP’liyse genelde solcu olursunuz. Genelde Alevi kökenden geliyorsanız solcu olursunuz, Sünni  gelenekten geliyorsanız sağcı olursunuz. Gittiğiniz üniversiteler sağcıysa, Gazi Üniversitesi’ndeyseniz sağcı olursunuz, ODTÜ’deyseniz solcu olursunuz. Türkiye’de insanlar okuyarak sağcı-solcu olmadı, sol sağını bilmiyordu sağ da solunu. O günkü ortamda bizi tartıştırmayan konuşturmayan kişiler, tartışmayı, konuşmayı, müzakere etmeyi öğretmeden bize kavgayı öğrettiler. Çünkü solu böyle kodlamışlardı, sağı da böyle kodlamışlardı. Sol bağıracaktı, “Go home yankee!” diyecekti, ama bir yandan da “Welcome to Russia, Welcome to China” diyecekti, sağ da “Ne Amerika, ne Rusya, ne Cin, her şey Türk için!” derken onlar onlara “komünist”, onlar onlara “faşist” diyecekti. Çünkü böyle kodlanmışlardı ve insanlar dövüşecekti. Dünyada hiçbir zaman gençler iktidar olmazlar, gençlerin sırtına basarak her zaman başkaları iktidar olmuştur. 80 DARBESİYLE 7 YIL CEZAEVİNDE YATTIM 12 Eylül darbesi yapılacaktı çünkü 12 Eylülle ilgili bir zemin hazırlanması gerekiyordu, o zeminin ayağı da insanların dövüştürülmesiydi. Yoksa gençler dövüşüyordu, Türkiye bölünüyordu, kamplaşmıştı, kardeş kanı akmasını engellemek için yapılmadı darbe.  Darbe kelimesini kullanmamız daha doğru olur çünkü ihtilalleri halk yapar darbeleri ise genellikle cuntacılar yapar. Türkiye’de 1960’da, 1970’de ve 1980’de ve 28 Şubat’ta darbe yapılmıştır. 1980 darbesiyle birlikte tutuklandım. 7 yıl cezaevinde kaldım, tahliye olduktan sonra Milliyetçi Çalışma Partisi’nde, Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu’nda görev aldım, bilahare öğretmenlik yaptım bilahare Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin Eğitim Fakültesi’nde çalıştım. Oradan da Muğla Üniversitesi’ne geçtim. Orada 15 yıl kadar çalıştım. İZİNSİZ DOKTORA YAPIYORSUN DİYEREK UZAKLAŞTIRILDIM 2000 yılında haksız ve hukuksuz bir şekilde doktoradan uzaklaştırıldım. “İzinsiz doktora yapıyorsunuz” diyerek 28 Şubat döneminde böyle bir darbe yedim, iki buçuk yıl hukuk mücadelesi vererek kazandım. 2006 yılında ise İngiliz vatandaşı ve Rotaryan olan o zamanki rektörün yanlış bir e-maili ile hepimizin cüppelerimizi giyerek yürüyüşe davet ettiler, Danıştay saldırısından sonra yargı mensuplarının öncülüğünde yapılacak bir yürüyüş diyerek. Bu yürüyüşün CHP, ÖDP, İşçi Partisi, o zamanki adı DEHAP olan şimdiki adıyla BDP tarafından yapıldığını bildiğim için katılmadım bu yürüyüşe. Ve bir demeç verdim, “Dün, ‘Refah Partisi’ni  İmam Hatiplerin arka bahçesi yapıyor’ diye suçlayanla, bugün üniversiteleri Cumhuriyet  Halk Partisi’nin arka bahçesi yapmak istiyorlar. Yaptırtmayacağız. Üniversiteler evrenseldir  ve üniversaldır, herkesin olduğu yerde, sağın da solun da, dinlinin de dinsizin de, Alevinin de Sünni’nin de, Kürdün de Türkün de olabileceği yerdir. Burası fikir amaçlı kişilerin olduğu yerdir burada fikirler çarpışır, hakikat şimşeği doğar, buralar bilim yuvasıdır bilim yuvaları ideolojik yerler olmaz.” ifadelerini kullandığım için üniversiteden apar topar uzaklaştırıldım. Altı buçuk ay yine işsiz kaldım, sonra 2009 yılında Danıştay 8. Dairesi eleştiri sınırlarını aştınız diyerek bir kez daha uzaklaştırdı beni. BÜLENT ARINÇ KİMSESİZLERİN KİMSESİ OLDU Ve o dönem içerisinde 1980 darbesinde avukatsız kaldığımızda, ‘herkesin vardır bir kimsesi kimsesiz kaldık, yetiş ey kimsesizlerin kimsesi’ dediğimizde Bülent Arınç gelerek bizim avukatlığımızı yapmıştı. 2009 yılında da Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı iken, beni arayarak, Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon İzmir Bölge Müdürlüğü’ne  tebliğ ettiler orda görev yaptık. O dönem içerisinde Türkiye bir referandum sürecini yaşıyordu,  Anayasa değişikliği Türkiye’de 1921 Anayasası’nı istisna olarak tutarsak -çünkü o Anayasa özgürlüklere atıfta bulunan bir referans Anayasasıdır,  o Anayasayı bugünkü Anayasa değişikliği içinde de değerlendirebiliriz diye düşünüyorum-   1924, 1960 Anayasaları, 1971 yılındaki değişiklikler, 1980 Anayasası darbeciler tarafından, askerler tarafından yapılmıştır. Anayasalar kim yaparsa onun kokusunu taşır, kim yaparsa onun ruhunu taşır, kim yaparsa onun suretini ve siluetini taşır. Anayasayı darbeciler yaptığı için darbecilerin kokularını aldık, darbecilerin orda ruhlarını gördük. Bu ruh da milletine güvenmeyen yasakçı bir anlayış, ötekileştirici bir anlayış ve daima insanları zapturapt altında tutan, devleti esas alan insanı ve bireyi arka planda tutan, önce devlet önce güvenlik diyen, sonra özgürlük sonra birey diyen bir ruhtur. BAĞIMSIZ ÜLKÜCÜLER OLARAK “EVET” KAMPANYASINI YÜRÜTTÜM Ama şimdi 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğinde ise sivillerin ruhunu gördük, sivillerin kokusunu duyduk. Ki burada güven vardır, burada şüphe istisnadır güven esastır, burada özgürlükler esastır yasaklar istisnadır, böyle bir Anayasada, devlet ikinci planda olmalıdır, birey ve vatandaş eksenli olmalıdır. Onu sağladık. Ben de o dönem içerisinde ‘Bağımsız Ülkücüler’ diye bir hareketin liderliğini yaptım, Av. İrfan Sönmez ve Av. Hasan İlker’le birlikte. İlk deklarasyonu İrfan Sönmez’le yazdık ve Devlet Bahçeli’nin hışmına uğradık.  “Zavallılar” ifadesini kullandı bizim için, “müsveddeler, okyanus ötesinden emir alanlar” gibi ifadeler kullanmıştı. Oysa ki ben zavallı değil 12 Eylül darbe mağduruydum, ben Türkiye’nin özgürleşmesini istiyordum ben bir daha kimse darbe yapmasın istiyordum, 12 Eylülcülerle hesaplaşalım diyerek “evet” demedim, ben evetçiydim evet kampanyasını yürüttüm. “Hayırda hayır” var diyenlerin yanıldıklarını bir kez daha anladık. -Yeni yasama döneminde gündem yeni Anayasa olarak görülüyor. Nasıl bir anayasa olmalı? YILLARDIR HASRETİNİ  ÇEKTİĞİMİZ BİR ANAYASA YAPMAK TARİHİ GÖREVİMİZ İnşallah bundan sonra yeni bir anayasa süreci başlayacak, bu anayasa özgürlüğü esas alan tüm mezheplere, tüm etnik yapılara kucak açan insanını merkeze alan, birey eksenli bir anayasa olacak, ötekileştirici değil de bütünleştirici bir anayasa olacak. Ben inanıyorum ki, bu Anayasayı bu meclis, Milletvekilleri olarak bizler yapacağız, hep beraber birlikte, iktidar partisiyle, muhalefet partileriyle, mecliste bulunan tüm Milletvekilleriyle, milletimizin yıllardır hasretini çektiği bir Anayasayı yapmak bizim bir noktada tarihi görevimiz olacak. O nedenle de bu dönem görev yapan Milletvekilleri tarihteki yerlerini daha fazlasıyla almış olacaklardır diye düşünüyorum. YAZICIOĞLU İLE  17 YIL ÇALIŞTIM Komisyon dağılımları oldu. Ben Milli Eğitim, kültür, gençlik ve sporla, çevre ve şehircilik komisyonunda görev alıyorum. Yani 4 bakanla çalışıyoruz, iki komisyonla görevliyiz.  Bu seçimde de sayın Bülent Arınç’ın sayın Başbakana bizi söylemesi üzerine AK Parti’den aday olduk. Ondan önce Muhsin Yazıcıoğlu’yla 17 yıl beraber çalıştım. Büyük Birlik Partisi’nde, Merkez Karar Yönetim Kurulu üyeliği, Yüksek İstişare Kurulu üyeliği, Genel Başkan Yardımcılığı, Genel Başkan Danışmanlığı gibi görevler yaptım. Avrupa’daki Türk birliğinin baş danışmanlığını yaptım, ayrıca çeşitli gazetelerde yazılar yazdım. -Milletvekili olmak için neden Manisa’yı seçtiniz? MANİSA ACILARIMA ANNELİK YAPTI Arınç’ın daveti üzerine Manisa’dan aday olduk, Manisa bizi bağrına bastı. Sözlerime başlarken de söylemiştim Manisa benim acılarıma annelik yapan şehir. Aday olduğumda da beni kucakladı bağrına bastı. Orada Manisalıyla bütünleştik, Manisa’nın dertlerini, problemlerini biliyordum zaten. 2002 ve 2007’de de Milletvekili adayıydım oradan. Manisalılar güzel insanlar, Manisa zengin bir yer, 1 milyon 400 bin nüfusu olan, merkezde de yaklaşık 400 bin nüfusa hitap eden  bir şehir, bir tarım kenti, bir sanayi kenti, bir turizm kenti, bir inan turizminin merkezi, bir eğitim, kültür ve tarih kenti. Bu kadar özelliği bünyesinde barındırabilen bir şehir az bulunur diye düşünüyorum. Çünkü Manisa tarım kenti, dünyanın 7. Büyük ovası Gediz Ovası Manisa’da Manisa bir sanayi kenti, 75 bin kişi çalışıyor sanayimizde, bu çok büyük bir rakam. Manisa bir kültür kenti çünkü orada Osmanlıya Şehzadelere, kısmen Başkentlik yapmış olan bir şehir, Manisa bir eğitim yuvası, 25 bin öğrencisiyle orada Celal Bayar Üniversitesi her geçen gün eğitim bayrağını, bilim bayrağını yükseltiyor.  Şimdi ise Manisa’da bizler projelerimizi gerçekleştirmenin yollarını araştırıyoruz. Dört büyük vaadimiz vardı AK Parti olarak Manisa’da. Birincisi Sabuncubeli Tüneli’ydi, ön protokolünü yaptık aynı zamanda temelini attık. İki yıl içinde tamamlayacağız. İzmir’le Manisa’yı kucaklaştıracak. İkinci projemiz Spil Dağı projesi. Spil Dağı’na bir teleferikle çıkmak ve  yayla turizmi ile kış turizmini beraber barındırabilmek, aynı zamanda endemik bitkilerle ilgili bir müze oluşturabilmek. Üçüncü projemiz ise 4 bin yataklı dev şehir hastanesi, ihalesini yaptık, temelini atıyoruz. Dördüncü büyük projemizse Manisa’nın büyükşehir olması, 2014 yılına büyükşehir olarak gireceğiz. -Manisa acılarınıza annelik yapmış bir şehir olarak sizin için oldukça önem arz ediyor. Bir de doğdunuz topraklar var. Kırıkkale’de doğdunuz, İç Anadolu ile bir bağınız var. Milletvekilliğinizde bu bölgelerin sorunlarını da meclise taşımayı düşünüyormusunuz? İÇ ANADOLU HAK ETTİĞİ YERDE DEĞİL Bölge Milletvekilleriyle görüşüyoruz, bundan sonra daha sık görüşeceğiz, Kırşehir, Yozgat, Ankara, Kırıkkale Milletvekilleriyle, içimizde bakanlar da var biliyorsunuz. Bu bölge Anadolu’nun özüdür, bu bölge saf, temiz bir bölgedir, verici bir bölgedir,  kurtuluş savaşında da böyle olmuştur, Osmanlı zamanında da böyle olmuştur. Osmanlı zamanın da iki tane Beylerbeyliği vardı, bir tanesi Rumeli tarafına bakan Edirne Beylerbeyliğiydi, diğeri de Anadolu ve doğuya bakan Ankara Beylerbeyliğiydi. Geçmişte sancaklık yapan, Kırşehir’imiz var Keskinimiz var, Yozgat’ımız var. Bu bölge geçmişiyle, gelenekleriyle, yemekleriyle, oyunlarıyla hastır, nevi şahsına münhasır bir bölgedir.  Öze ve orijinal bir bölgedir yani bu bölge Neşet Ertaşlarıyla, Hacı taşanlarıyla, Muharrem Ertaşlarıyla, Hacı Taşanlarıyla, Muharrem Ertaşlarıyla, Çekiç Alileriyle özgün bir bölgedir, bu bölgenin tüm değerlerini yaşatacağız.  Çünkü bir milleti millet yapan en önemli değer kültürdür.  Kültür de dünden bu güne biriktirmiş olduğu değerler manzumesidir, o da mutfağıdır, kıyafetidir, örfüdür, ananesidir, müziğidir, gelenekleridir, misafirperverliğidir. Bununla ilgili ne gerekiyorsa yapacağız. Ama iç Anadolu hak ettiği yerde değil, daha büyük yatırımlar gerekiyor, inanıyorum ki bu iktidar döneminde hem Kırıkkale’ye, hem Kırşehir’e, hem Yozgat’a, hem Ankara’ya, daha büyük şeyler yapılacaktır. İşte bu hızlı tren projesi İç Anadolu’yu biraz daha canlandıracak. Bu bölgede yapılacak her şeye bizim insanımız müstahak diye düşünüyorum, baktığımızda terörle yapılan mücadelede en fazla şehidin İç Anadolu’dan verildiğini görüyoruz. -Kırıkkale ile bağlantılarınız var mı hala? BEN FERDİ TAYFUR’UN TÜRKÜSÜNÜ SÖYLERİM HADİ GEL KÖYÜMÜZE GERİ DÖNELİM Annem-babam hala Keskinde yaşıyorlar, ben de sık sık gidip geliyorum, çünkü ben Ferdi Tayfur’un türküsünü söylüyorum, “hadi gel köyümüze geri dönelim” diyerek çocuklarımla beraber köyümüze gidiyoruz. Orada köylülerimizle beraber, domates topluyoruz, onlarla beraber ırgatlık yapıyoruz, mercimeğimizi buğdayımızı satıyoruz, annem-babam hala bunlarla uğraşıyorlar.  Yani köye gittiğimiz zaman köylü nasıl yaşıyorsa biz de öyle yaşıyoruz, köy bizim aşkımız. -Aynı zamanda Kickboks hakemliğiniz var. Halen ilgileniyormusunuz? MECLİS FUTBOL TAKIMINDA OYNAMAYI İSTİYORUM Kick-Boks’la uğraştım, öğrencilik yıllarımda atletizm ve futbolla ilgilendim,  atletizmde Milli Takım kampına kadar çağırıldım, 1. Amatör Küme ‘de futbol oynadım.  İnşallah bu dönem meclisteki takımda da görev alırsak hiç olmazsa nostalji yaparız, hem de spor yapmanın yeniden zevkine varmış oluruz.  Ben Muğla Üniversitesi’nde öğretim görevlisiydim, sporla ilgili yazmış olduğum eserlerim de var, bir güreş kitabımız, bir basketbol kitabımız bir de engellilerle ilgili bir başvuru kitabımız var. Özellikle engellilerle ilgili çalışıyorum, zaten bu dönem yapacağım kanun tekliflerinden bir tanesi de engellilerle ilgili olacak. -Muhsin Yazıcıoğlu’nu yakından tanıyorsunuz, şuan gündemde Yazıcıoğlu’nun ölümü üzerine pek çok şeyler söyleniyor, sizce kaza mı yaptı? Öldürüldü mü? YAZICIOĞLU ÖLDÜRÜLDÜ Muhsin Yazıcıoğlu’yla 30 yıl evvel tanışmıştık 24 yıl beraber siyaset yaptık 17 yıl da BBP’de birlikte çalıştık. Kendisi vefat ettiği zaman da Yüksek İstişare Kurulu üyesiydim.  Sayın Yazıcıoğlu’nun geçmişine baktığımız zaman, cuntacıların, darbecilerin, statükocuların korkulu rüyası olduğunu görüyoruz. Sayın Yazıcıoğlu özgül ağırlığı olan bir adamdı, Türk siyasi hayatında sigorta vazifesi görüyordu, milletle devlet arasında bir sigorta vazifesi görüyordu.  sayın Yazıcıoğlu bu toprakları çok seven, bu topraklara bağlı, satın alınmayacak kadar yiğit, satmayacak kadar da erkek bir adamdı. Onun için de ben Yazıcıoğlu’nun öldürüldüğü kanaatindeyim, sebebine gelince de darbecileri deşifre ettiği ve darbecilerin de bundan rahatsız olduğu kanaatindeyim.  Ve bunun bütün çıplaklığıyla ortaya çıkacağını söylüyorum. En çok şuna dikkat çekmek istiyorum, deniyor ki radarlar, 4 dakika ila 6 dakika kadar kapalıydı, ben İncirlik Üssü’ndeki radarlara dikkat çekiyorum ve oraya bakmak gerektiğini söylüyorum. Bu konu savcıya intikal etti, AK Parti ve sayın Başbakanımız ve sayın Cumhurbaşkanımız bu konuyla yakinen ilgileniyor. TBMM bir araştırma komisyonu kurarak gereğini yaptı ardından da Cumhurbaşkanımız Devlet Denetleme Kurulu’nu devreye sokarak gereğini yaptı. Şimdi ise özel yetkili savcı görevlendiriliyor. Konu bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor, gözetim altına alınmalar başladı. Daha teferruatlı araştırılması gerektiğini Düşünüyorum. Yazıcıoğlu, Türkiye’yi seviyordu ve Türkiye’yi sevenleri her zaman tehlike bekler. -Teşekkür ediyorum, vereceğiniz son bir mesajınız var mı? Başkent’te ve çok değerli bir rafineriye, çok değerli topraklara ve çok güzel insanlara sahip Kırıkkale’de faaliyet gösteren İL gazetesi’ne yayın hayatında başarılar diliyorum.  Bundan sonra da mecliste yapacağımız faaliyetlerle gazetenizde daha fazla yer almayı temenni ediyoruz, tüm okuyucularınıza, hemşerilerime saygılar, sevgiler gönderiyorum,  huzur ve refah diliyorum.
Bu haber toplam 277 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.