1. HABERLER

  2. FOTO GALERİ

  3. Çekirdekçi Azeri Şamil’in dramatik hikayesi (Amatörün Sesi - Ömer Yılmaz)
Çekirdekçi Azeri Şamil’in dramatik hikayesi (Amatörün Sesi - Ömer Yılmaz)

Çekirdekçi Azeri Şamil’in dramatik hikayesi (Amatörün Sesi - Ömer Yılmaz)

19 MAYIS spor sahaları, sporun içinden gelsin gelmesin onlarca yüzlerce ilginç şahsiyetleri ağırlamıştır. Bunlardan pek çoğu hafta sonlarında karşılaştığımız,...

A+A-

19 MAYIS spor sahaları, sporun içinden gelsin gelmesin onlarca yüzlerce ilginç şahsiyetleri ağırlamıştır. Bunlardan pek çoğu hafta sonlarında karşılaştığımız, çekirdekçisi, turşucusu, Gobitçisi, çaycısı, köftecisidir. Sporun içinden gelenleri ayrı bir kategoride buluştursak da, yukarıda saydığım şahsiyetler ancak yıllarca geçecek ki hafızan zayıflarsa ancak unutulur diye anlatmak istiyorum.

ADINI andığım çekirdekçi ŞAMİL ise son 50 yıla damgasını vuranlardan. Pek ilgilendiğimiz biri değildi. Sadece çekirdek alırdık o kadar. Kızıyla aynı kurumda beraber çalışıyormuşuz. Tanıştık, babasını tanıttı. Adını söylediği gibi tipini de verdi. Kısaca “biz Azeri Türküyüz, ikinci dünya savaşında babam Şamil çok çile çekmiş. Ama sonunda Türkiye ikinci vatanımız demiş ve buraya yerleşmiş. Geri kalanını ondan dinle.”

ERTESİ gün duramadım ver elini doğru l9 mayıs dış sahalarına. Hafta ortası olduğu halde ufacık tipi, küçük torbası ile “çekirdek” diye satmaya çalışıyor. Hafta içinde okul maçları oynanıyordu. O gün bile hasılat yapılırdı.  Kendimi ayarladım ve Şamil Amca Çekirdek ver! Bu hitabı duyunca, sendeledi, durdu baktı, kafa salladı ve yanıma geldi.” Adımı nereden biliyorsun delikanlı! Gel otur hem çekirdek ver hem de senle azıcık sohbet edelim. Bun kızınız Mukaddes ile beraber aynı yerde çalışıyorum. Biraz rahatladı!”

“BİZ Azeri Türküyüz! İkinci Dünya savaşında Rus ordusunda asteğmendim. Almanlar Rusya içlerine girdiğinde ne kadar Türk asıllı asker ve subay varsa hepsini ön saflara ateş hattına yolladılar. Bende içlerindeydim. Bu durum bizim için ölüm demekti. Bütün Türkler çatışma başlamadan aramızda anlaştık. Almanlara haber yolladık. Geri dönüşümüz olmadığı içinde iltica edecektik.

GİZLİLİK içerisinde geçen bu anlaşmada 2000 kişiye yakınımız Alman saflarına geçtik. Bizi hemen cephe gerisine çektiler. Araçlarla Polonya’da bir kampa gönderdiler. Onlar savaştayken biz kampta rahattık. Bir dediğimiz iki edilmiyordu. Hatta bir keresinde Adolf Hitler bizi kampta ziyarete geldi. Rahat edip etmediğimizi sordu. Korkudan mümkün mü adama bir şey söylemek. Ben özellikle yakamı açık bırakmıştım. Yanımdan geçerken gördü “Türko! Türko! Deyip geldi yakamı ilikledi. Kamp yöneticilerine bir şeyler söyleyip ayrıldı.

ALMANLARIN Moskova cephesinde yenilgisi bizi zora soktu. Bize bir tren verip müttefikleri İtalya’ya gönderiyoruz dediler. İtalya giderken herkes bir istasyonda atlayıp kaçıyordu. Sayımız eksilmişti. 400 kişi kalmıştık. Mussolini İtalya’sıda yenilince işimiz iyice zora girdi. Yaya olarak Alpleri geçip İsviçre’ye sığınacaktık. Geçerken dağlarda adeta ölüm vardı. Asker kaçağı, eşkiyası, hep buradaydı. Önümüze çıkanlarla adeta gerilla savaşı yaptık. Çok arkadaşımızı kaybettik. Sınıra geldiğimizde 38 kişi kalmıştık.

İsviçre mülteciliğimizi kabul etti. Kampın ikinci senesinde savaş bitmiş sulh olmuştu. İsviçre’de kampta olduğumuzu Ruslar haber almıştı. Bizi affettiklerini, ülkelerine geri döndüklerinde her türlü hayat garantisi vereceklerini söylediler. Onlara artık güvenemezdik. Türklerle görüşüp Türkiye’yi istedik. Bizi güvenlik altında Bursa’ya getirdiler. Burada biraz kaldıktan sonra birkaç arkadaşım Ankara’ya gidelim dedi. Ankara’ya geldik. Buraya yerleştikten sonra evlendim. Geçim lazımdı. Boş durmak olmazdı.

HAFTA sonlarında l9 mayıs sahalarında maç seyretmeye giderdim. Seyirci çoktu, heyecan vardı. Kalabalık vardı. Hemen aklıma çekirdek satmak geldi. Stadyumun içinde de satıyordum. Dış sahalarda satıyordum. O zamanlar 6-7 profesyonel takım vardı. Çok sayıda amatör takım vardı. İddia vardı, heyecan vardı. Saygı vardı, sevgi vardı. Hafta sonlarından Gençlik parkının dışında Ankara’da bir sosyal faaliyet yeri buraydı.” Allaha şükür kimseye yük olmuyorum! Kimseye muhtaç olmuyorum!

Şamil amca Azerbaycan’dan başlayıp Ankara’da biten 40 yıllık macerayı l0 dakikaya sığdırmıştı. Anlatırken gözleri dolu dolu kendinden geçmişti. O günleri taze taze yaşamıştı besbelli. Kendine geldi “Türkiye’ye teşekkür ederiz. Dışarıdan baktığımızda çok büyük ülkesiniz. Aman ülkenizin kıymetini bilin! Tamam mı dedi! Tamam Şamil amca. Yavaş yavaş kalktı ve çekirdeğini satmaya başladı.  Çoğu zaman yine beraber olduk. O çekirdeğini sattı, ben sporumu yaptım.

Şamil Amcayı uzun süredir göremiyordum. Aklıma kötü şeyler geldi ya, hemen kızı Mukaddesi aradım. Oda İstanbul’a taşınmıştı. Arkadaşları,” babası ölünce buralarda duramadı” dediler. İçim sızladı, Şamil amcayı onlara tanıdığımı söylemedim. İnançlıydı, milliyetçiydi, Türk ve Türkiye hayranıydı. RUHUN ŞAD OLSUN ŞAMİL AMCA!

Bu haber toplam 82 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.