1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Canan Tan Geliyor!(1)
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Canan Tan Geliyor!(1)

A+A-

21-(1).jpeg

Günümüzde tüm hızı ile yazmayı sürdüren yazarlar arasında yerini alan Canan Tan Kırıkkale Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından düzenlenen; 25 Ekim 2019 Cuma, Saat 14.30’de Kültür Merkezi salonundaki söyleşi ve imza gününde, Kırıkkale’li okuyucuları ve sevenleri ile buluşacak.

     2006 Yılında gitmiş olduğum Kıbrıs Lefkoşa’daki 1. Kitap Fuarında tanışma fırsatı bulduğum yazarın, Kırıkkale ve Keskin İlçemizde yaşanmış öyküler “Hasret ve İz” romanlarının yazarı olmasından dolayı, Kırıkkale için ayrı bir özelliği var.

     Kendisi gelmeden, onu tanıyalım ve okuduğum kitaplarından birkaçını sizlerle paylaşayım istedim.

     Canan Tan; 1952 yılında Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesinde okudu. Evlendikten sonra, uzun süre Diyarbakır’da yaşadı ve daha sonra İzmir’e yerleşti.

    1979 yılında senaryo yarışmasında yazarın kitabı olan Oğlum birincilik ödülüne layık görüldü. Eser sonradan fotoroman olarak çekildi. 1997’de Rıfat Ilgaz Gülmece Öykü Yarışması’nda İster Mor İster Mavi’ adlı eseri birincilik ile ödüllendirildi. 1996 yılında Aziz Nesin anısına düzenlenen mizah öyküsü yarışmasından sonra basılmaya layık görülerek kitaplaştırıldı. Ayrıca Canan Tan bu kitap ile Türkiye’de mizah öykü kitabı yazan ilk kadın yazar oldu. “Çikolata Kaplı Hüzünler” isimli yetişkinler için yazdığı ilk öykü kitabını da 2002 yılında yayımladı.

     En büyük başarısını ise 2003 yılında kaleme almış olduğu Piraye adlı eseri ile elde etti. Bu eser ülkemizde büyük ilgi gördü.

    İzmir, Yeni Asır gazetesi bünyesinde köşe yazarlığı yaptı. Gündelik olayları mizahsı bir dille ele alan yazıları Milliyet Pazar için yazdı. Mimoza dergisinde Çuvaldız, Kazete isimli kadın gazetesinde ‘Kazete&Mazete’ isimli köşelerde yazılar yazdı. Yazarın hikaye, roman, mizah ve çocuk edebiyatı alanında çok sayıda kitabı ve senaryo çalışmaları bulunmaktadır.

     “Ağalığa, beyliğe kulaklarını tıkamış, halktan yana, özgürlük âşığı ama deneyimsiz, toy, gencecik bir kız...

     Diyarbakır… Dar bir eşikten geçip geldim sana. Huzurundayım. Hoşgörü kapını açık tut. Bil ki direnmem sana değildi. Altın tepside sunulan acı şerbetti beni ürküten. Devrimci ruha sahip Piraye'nin İstanbul'dan kopmak istememesini yadırgama. Anadolu'nun en ücra köşelerine bile koşa koşa gidecek yüreğe sahipti o. Ona ters düşen Diyarbakır değil, Diyarbakır konaklarına gelin olmak. Ağalığa, beyliğe kulaklarını tıkamış, halktan yana, özgürlük âşığı, yüzü insana dönük; ama deneyimsiz, toy, gencecik bir kız... Anlamaya çalış onu. Küçücük bir kum tanesi, bedenine yerleşen.   Ya özümseyeceksin ya da irinleşecek derinliklerinde. Sancılı kıvranışlarla atıvereceksin uzaklara. Geldiği yere, belki de bambaşka diyarlara savrulup gidecek. Onun sende kalmasını sağla. Kol kanat ger gurbetten gelmiş konuğuna. Anlı şanlı Diyarbakır, bir Piraye'yi barındıramadı, dedirtme kendine.”

    Tanıtım Bültenden okuduğum, En büyük başarısını,  2003 yılında kaleme almış olduğu, ülkemizde büyük ilgi gören ve bir solukta okuduğum “Piraye” adlı eserini sizlerle paylaşmak istedim.


Piraye

     Aşk yürek işi ! Duygularla sarmalanmış… Beynin güç kazandığı, öne çıktığı yerde yüreğin işlevi geri plana düşüyor. Düşünceler ve mantık ağır basıyor.

     Bir Türkiye gerçeği daha ! Bizim insanlarımızın yaşamlarından kesitler.

     Doğu- Batı çelişkisi!

     İstanbul ve Diyarbakır hattı!

     Gelenek, göreneklerin ve ailelerin kısaca törelerin etkisinden kurtulamayan insanlarımızın, özel yaşamlarındaki çıkmazları. Bile bile, sevdiklerini ve sevenlerini mutsuzluğa süren bu çemberi eğitimli dahi olsa kıramayan insanlarımız. Göz göre göre yıllarca mutlulukları engelleyen, sözüm ona törelerin etkisinden kurtulamayan insanlarımız.

     Yazar kitabının sonunda kişilerin hayal ürünü olduğunu belirtse de, bana göre yaşanan gerçeklerin hayatımızın bir parçası olduğunu engelleyemez.

     İstanbul’da yetişen genç kız ile Diyarbakır da yetişen ağa oğlu bir gencin, İstanbul’da Üniversite öğrenimleri sırasında tanışmaları, birbirlerini sevmeleri. Ve evliliğe kadar giden süreç ve gelişmeler.

     Eğitimli bir genç ve meslek sahibi bir insan olmasına rağmen geleneksel aile bağlarının etkisinden kendini kurtaramayan, oturmayan bir kişilik. Eşini sevmesine ve eşinin de kendisini sevdiğini bilmesine rağmen, çıkmazları ve çelişkileri sonucu eşini ve kendisini mutsuzluğa sürükleyen kişinin yaşam öyküsü.

     İstanbullu veya batılı okumuş bir gelin olmanın dahi törelerden uzak bir yaşama hakkı olmadığının öyküsü.

     Anadolu kadınını yazgısı diye dudak bükülen, yalnızca onların katlanabileceği bir aşağılanma olarak görülen “ kuma “ olgusunun, eğitimli insanlarında yaşayabileceği ve bu gerçeklerden onlarında soyutlanamayacağı yaşamdan bir kesit anlatan bir öykü.

     Sade anlatımlı, bir solukta okunabilecek akıcı bir kitap.

21-(1).jpg21-(2).jpg

Bu yazı toplam 729 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.