1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Canan Tan Geliyor! (2)
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Canan Tan Geliyor! (2)

A+A-

22-001.jpg

  Günümüzde tüm hızı ile yazmayı sürdüren yazarlar arasında yerini alan, Canan Tan Kırıkkale Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından düzenlenen; 25 Ekim 2019 Cuma, Saat 14.30’de Kültür Merkezi salonundaki söyleşi ve imza gününde, Kırıkkale’li okuyucuları ve sevenleri ile buluşacak.

     Ataerkil toplumların çoğunluğunda görülen benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünüdür diye tanımlanır TÖRE!

     Çeşitli ülkelerde değişik şekillerde yansısa da, genelde başta kadınlar olmak üzere aile fertlerine yöneltilen şiddet. Bizim ülkemizde özellikle kadınlara yönelik şiddet biçimidir. Duymadığımız zaman azdır. Gün geçmiyor ki, namus diye kadın öldürülmesin! Çocuk yaşta kızlar evlendirilirken suçlunun aranmadığı ülkemizde, özellikle ülkemizin doğusunda görülmesine rağmen, toplumumuzda yerleşmiş. Öyle içimize işlemiş ki, bırakın erkekleri kadınlar dahi bu işi körüklemişler. Kadının gülüşü, bakışı, konuşması dahi suç ve günah sayılmış. Gönüllü evlenende, gönülsüz evlen de mahkum edilmiş gelin gittiği ailelere, kız olunca suçlanmış, çocuk olmayınca yine kadın suçlanmış. Kendi oğulları kısır da olsa, iktidarsız da olsa yine kadın suçlanmış. Kısaca kadın uğursuz sayılmış. Hani cennet annelerin ayakları altındaydı. Anneler kadın değil mi?

     Piraye, Yüreğim Seni Çok Sevdi, Hasret okuduğum kitaplarıydı. Şu an iki gün içerisinde bitirdiğim Pembe ve Yusuf kitabından bahsetmek istiyorum. Girişte Töre’den bahsederek girmiştim yazıma. Konusu Töre’ydi çünkü.

     Servet, iki kız çocuğundan sonra üçüncüsünü erkek çocuk beklediği gün babası ölmüş ve yine kız çocuğu dünya ya gelmişti. Babasının erkek çocuğu görmeden ölmesini içine sindiremeyen Servet kızına Keder ismini vermiştir. Keder’i hiçbir zaman sevmedi babası Servet.

     Keder daha çocuk yaştayken babası onu apar topar evlendirdi. Salih Bey’in oğlu İsmail Keder’den birkaç yaş büyüktü. İsmail’in babası ve ağabeyleri eşlerine oldukça iyi davranan kişilerdi. Ama İsmail onlar gibi davranmadı ve Keder’e hiçbir zaman değer göstermedi, sürekli dövdü. Keder bu duruma da alışmıştı. Babasından görmediği sevgiyi kayınbabası Salih Bey’den görüyordu. İsmail’in annesi de Keder’i diğer gelinlerinden ayırt etmiyordu. Evlenmelerinin üzerinden çok zaman geçmeden iki erkek çocukları oldu.

    İsmail babası ve ağabeyleri tarafından sürekli hor görüldüğünü düşünüyordu. Sürekli memleketini terk edip İstanbul’a yerleşmek istiyordu. Babası Salih Bey’in ölümünden sonra ise annesine ve ağabeylerine durumu anlatıp kalan mirastan payını alarak İstanbul’a taşındı. Keder ailesini bırakıp İstanbul’a gitmeyi hiç istemiyordu ama İsmail ona fikrini bile sormamıştı. Kendi ailesiyle vedalaşmaya giden Keder babası Servet ile ilk ve son kez kucaklaşmıştı. Geç de olsa babasının desteğini hissetmişti.

     İşte bu ayrılış, bu vedaya dayanmak mümkün değil, gözyaşlarıma hakim olamadığım an! O satırları, okumayanlarla paylaşayım ki; okumak istersiniz belki o zaman bu kitabı…

     ... baba evine yürürken ayakları geri geri gidiyordu Keder’in. Garip bir şekilde suçlu hissediyordu kendini. Sevdiklerini, onu sevenleri boynu bükük bırakacak olmanın getirdiği suçluluk duygusuydu yüreğine çöreklenen.

     Babaannesi Fatma hanım’ın elini öptü önce. Tekrar tekrar sarıldı kardeşlerine. Anasının önüne geldiğinde bütün gücünü yitirmişti, amansız hıçkırıklarla sarsılıyordu bedeni. Ana kız gözyaşları içinde kenetlendiler birbirlerine.

     Sıra babasıyla vedalaşmaya gelmişti. Özellikle Servet’in evde olduğu zamanı seçmişti Keder. Öncesinde ne yaşanmış olursa olsun, babaya veda edilmeden düşünülmezdi gurbet yollarına.

     Hayretti, babasının gözlerinde ilk kez sıcak, hatta sızılı bir ifade yakalamıştı Keder. Eğildi, Servet’in uzattığı eli öptü. Tam geri çekilecekti ki, iki eliyle omuzlarından tutup Keder’i kendine çekti Servet; başını göğsüne bastırdı, saçlarını okşadı, usulca öptü yanağından.

     İlk kez! İlk kez baba şefkatinin sıcaklığını yüreğinde hissetti Keder. İlk kez öpmüştü onu babası, ilk kez okşamıştı saçlarını.

     “Neden? Neden? Neden?” diye haykırmak, isyan etmek geldi içinden. Bunları yaşamak için bu topraklardan savrulup gitmesi mi gerekiyordu Keder’in?

     İlk kez elinin sıcaklığını üzerinde hissettiği babasından kopmak; annesinden, kardeşlerinden ayrılmaktan da zor geldi Keder’e. Sicim gibi akan gözyaşlarını elinin tersiyle sildi. Doğduğu günden o ana kadar yüreğinde gizli saklı büyüttüğü onulmaz hasretiyle sarıldı babasına.

     Servet de en az Keder kadar perişandı. Evde gözünün önündeyken, evlenip gittiğinde bir adım ötesindeyken görmezden geldiği, saçma sapan saplantılar uğruna yıllar yılı yok saydığı kızına yaptıklarının, ama daha çok da yapması gerekip yapamadıklarının kefaretini ödüyor gibiydi.

     “Gurbetlik zordur” dedi. “Baktın yapamıyorsun, yaban ellerinde kocan seni üzüyor… Çeker gelirsin! Kapı gibi baban var arkanda. Yer mi yok sana? Baba evin ne güne duruyor?”

     Kapı gibi baba… baba evi…

   Ah benim babam! Neden bu kadar geç? Bu evin evladı olduğumu üstümüze gurbet ve hasret kâbusu çökmeden çok daha önce hissettirseydin ya bana…

     İstanbul’a gittikten sonra İsmail, annesi ve ağabeyleriyle ilişkisini kesmişti. Kendine bir kahvehane açmış ve oğullarıyla birlikte burayı işletmeye başlamıştı. Keder ise bütün zamanını evde geçiriyordu. Yabancı şehirde tek destekçisi çocuğu olmayan komşusu Fidan Abla’ydı.

     İstanbul’a taşındıktan birkaç yıl sonra Keder bir kız bebek dünyaya getirdi. Pembe adını verdiği kızına sımsıkı bağlandı. Fidan ile birlikte kızını büyütüyordu. Bir süre sonrada Yusuf doğdu. Pembe ve Yusuf ağabeylerinin aksine annelerine çok değer verirler ve severlerdi. Keder artık onlar için yaşamaya başlamıştı. Ama aradan yıllar geçip de Pembe evlilik çağın gelince her şey değişti.

     İsmail’in kahvehanesine gelen bir müşterisi Pembe’yi görmüş ve beğenmişti. Eşi ölmüş, iki çocuklu bu adam Pembe’yi babasından ister. Adamın maddi durumu da iyi olduğu için İsmail Pembe’yi verir. Ama Pembe başka birini sevdiği için bu adamla evlenmek istemez. Son söz yine İsmail’in olur ve Pembe’nin nişanı yapılır. Ama nişandan birkaç gün sonra Pembe sevdiği erkekle kaçar. Bunu duyan babası ve ağabeyleri Pembe’yi asla affetmez.

     Sevdiğiyle kaçan Pembe’nin ise işler hiç de umduğu gibi olmaz. Kaçarak geldiği için sadece imam nikâhı kıyılır ve sürekli kaynanasından dayak yer. Aradan birkaç yıl geçer ve Pembe’nin bir oğlu olur. Oğlu doğunca nikâh kıyılacağını düşünen Pembe bir kez daha hayal kırıklığına uğrar çünkü kocası başka bir kadınla nikâhlanır. Bunun üzerine Pembe soluğu babasının evinde alır. Pembe’yi gören Keder hem mutlu olur hem de İsmail’in yapacaklarından korkar. İsmail ilk zamanlar çatı katında durmasına izin verir. Ama başkalarından laf duymaya başlayınca aile meclisinden karar çıkar ve Pembe’nin öldürülmesine karar verilir. Bu iş ise en küçük olduğu için Yusuf’a bırakılır. Yusuf çok sevdiği ablasını öldürmez. Ama babasının ve ağabeylerinin onu rahat bırakmayacağını bilen Pembe, kardeşi Yusuf’un da katil olmasını istemez ve kendi canına kıyar. Pembe’nin cenazesinden sonra Keder Yusuf’a biraz para verir ve ailesinden kaçıp kurtulmasını ister. Annesinin sözünü dinleyen Yusuf evi terk eder.  Kısaca Pembe ve Yusuf kardeşlerin hikayesi… Bir solukta okunacak kitabı, en kısa zamanda okumalısınız!

Bu yazı toplam 376 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.