1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Çanakkale Geçilmez!
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Çanakkale Geçilmez!

A+A-

 

Çanakkale Geçilmez!

çanakkale zaferi ile ilgili görsel sonucu

Çanakkale içinde vurdular beni

Ölmeden mezara koydular beni

Of gençliğim eyvah

Çanakkale köprüsü dardır geçilmez

 Al kan olmuş suları bir tas içilmez…

 

      Küçüklüğümüzden beri kulağımıza yabancı gelmeyen bu türküyü bilmeyenimiz yoktur. Yoktur da neden yazılmış, hiç araştıranımız olmuş mudur?

      2005 yılı Ağustos ayının son günleriydi Çanakkale gezisine gittiğimizde! Gördüklerimizden sonra gezi kelimesi anlamsız gelmişti. Bir görev olarak gidilmeliydi oraya, bu toplumun insanı olarak bu güne kadar gitmediğimden dolayı üzüldüm ve utandım. Demek ki; bizlere yakın tarihimiz iyi verilmemişti.

      Tüm dünyanın dikkatini çeken, düşmanlara korku salan ve 250 bin insanımızı şehit verdiğimiz Çanakkale, halen o günkü büyüsü ile bizleri etkilemeye devam ediyor. Tarihi bir yapısı olan,  ihtişamından hiçbir şey kaybetmeyen tüm yerli ve yabancı ziyaretçileri büyülemeye devam eden bu yeri herkesin görmesi gerektiğini belirtmek isterim. Okumanın da yeterli olmadığını, oraları görmenin gerekli olduğunu gidince anlıyor insan!

      Çanakkale Savaşı yalnız bizim değil, dünya tarihinin en önemli savaşlarından birisidir.

      Çanakkale bir köşe yazısı ile anlatılmaz. Dünyada yaklaşık bir buçuk milyon ayrı insanın Çanakkale – Gelibolu savaşları ile ilgili kitap yazdığı, on milyonun üzerinde makale, panel ve sempozyum notunun olduğu belirtiliyor. Bu nedenledir ki; bilmenin ve anlatmanın mümkün olmadığı sadece hissetmenin ve yaşanabilmenin duygusallığı içinde Çanakkale’yi şehitlerimizi anmak için yazıyorum. Ne tarihçiyim ne de bu konuda yeterliyim. Hissettiğimi yazmaya çalışıyorum. Toplum olarak tarihle ilgimiz ne kadardır o da ayrı bir konu.

      Hava sıcak, güneş yakıcı, ayakta durmaya dahi dermanımız yoktu neredeyse!

      Her metre karesi şehitlerin canıyla kanıyla dolu bu topraklardaki anlatılanlardan bir bölümünü de sizlerle bu günde paylaşmak istedim.

*      *      *     *     *

      Rehberimizin anlatmaya başlamasıyla birlikte, canlanmaya ve dikkatle dinlemeye başladık:

      18 Mart sabahı genel saldırıya başlıyorlar ve bu genel saldırıda sabahın ışıklarıyla beraber  Mecidiye tabyası dediğimiz bölgede 42 askerimizin bir bölük komutanı ile birlikte bulunduğu   noktaları ve  bölgenin tamamının altını üstüne getiriyorlar.

      İngiltere’ye sabah saat 09.00-09.30 sularında mesaj çekiyorlar.

      Neden?

      Karşılık vermediğimiz için biz onlara!

      Neden karşılık vermiyoruz.

      Onların silahları uzun menzilli, bizimki ise kısa menzilli

      Üç’te bir kadar fark var. Yaklaşık 22 km. kadar menzilden onların beş gemiden ateş edebilme imkanları var. Bizim yaklaşık 6 ila 8 km. kadar bu da 4 veya 5 deniz miline yakın olur. Ama onların ki 15 deniz milinin üzerinde.

      Burada 42 kişiden 14 kişi ilk etapta kaybolur. Geriye kalan 28 kişinin tamamı göğüs hizalarına kadar toprağın altında kalırlar ve çıkamazlar. Bunlardan sadece, 1911-1912 yıllarında Balkan harplerinde de savaşıp kahramanlık gösteren, odunculuk yaptığı içinde güçlü kuvvetli olan, Balıkesir’in Havran ilçesinin ormanlık köyünden, Seyit Onbaşı, göğüs hizasına kadar olan yerden,   silkinir ve önce kendisi, sonrada Kayseri’li Ali diye bir asker arkadaşını, sonrada bölük komutanlarını dışarıya çıkarır ama bu arada bombardıman devam etmekte diğer arkadaşlarını çıkartma fırsatları yoktur. Savunma toplarımızdan bir tanesi ayakta kalmıştır. Bunun da manivelası yani mermiyi yitecek sistem kırıldığı için toplarda ağırdır. Eski tabirle 215 okka. Şu andaki ağırlığı ile 275-276 kğ. ağırlığındadır mermisi. 3 tane mermi kalmıştır.

      Birinci mermi için şöyle diyor Seyit onbaşı; yaradana sığındım, bildiğim bütün duaları okudum, anamı, karımı, bilmiyorum varsa çocuğumu gözümün önüne getirdim ve biz bu toprakları verirsek, onları da balkanlarda yaşadığımız rezalete tekrar o mağduriyete o şerefsizce davranışa esir edeceğiz.

      Bölük komutanım dedi ki;

      Seyit dur!

      “Ellerimi arkadan mermiye verdiğimde yüklendim Allah diye bağırdığımda kemiklerimin birbirine geçtiğini, çatır çatır öttüğünü duydum.”

      Ama ne hikmettir ki , inancın ortaya çıktığı bir andı.

      İlk mermiyi güçlükle namlunun ucuna verir ama atış karavana, ikincisi yine karavana, son bir gayretle, son bir mermiye, tekrar ellerini açar gökyüzüne ve yaradana sığınarak mermiyi koyar ve ardından mermi tam Ocean gemisinin dümenine veya bacasına isabet ettirir, her ikisi de doğru olabilir.    

      Seyit onbaşının öğle saatlerinden sonra, ikindiye doğru buradan attığı son gülle, karşılarında koskocaman bir kolordunun varlığını hissettirmiştir. Halbuki burada toplam 42 tane insanımız vardır. 14 tanesi şehit olmuştur. 3 tanesi ayakta kalmıştır. Geriye kalan 25 tanesi de ağır yaralıdır.

      Neden?  toprağın içerisinden daha sonra çıkartılmıştır, ve buradan sonra 18 Mart tarihinde sabahleyin bu bölgenin tamamını altını üstüne getirdikleri ve cevap alamadıkları için, İngiltere’ye  mesaj çeken general Ovikton “Biz akşam beş çayını Gelibolu önlerinde içeceğiz” Ancak akşam üstü çektikleri mesajda “Bütün Amiral gemilerimizi kaybettik, geri çekiliyoruz.”

      Seyit onbaşı daha sonra burada Osmanlı Devletinin Gelibolu Orduları Komutanı Cevat Paşa tarafından ziyaret edilir. Ve bu noktada kendisine bir sürü şeyler teklif edilir, hediyeler, paralar… Hiçbirisini kabul etmez.

      2 metreyi aşkın bir insan olduğu için, yapılı olduğundan, derki; “Komutanım, bir tayın yetmiyor, ikinci bir tayın bana çok görmezseniz.”

      Fakat tayınlar dağıtıldığında, arkadaşlarının kendisine doğru bakışları karşısında mahsunlaşır ve hemen tayınını götürür Bölük Komutanına geri iade eder.

      Bunu gören Cevat Paşa’da er olan Seyit’e itibar olarak Onbaşılığı vermiştir.

      Ve ondan sonra Seyit okuma bilmez, yazma bilmez. Hani şairin dediği gibi:

      Okuma yok!

      Yazma yok!

      Bilmeyiz eski yeni!

      Kuzular bize söyler yılların geçtiğini.

      Böyle bir insan, ama inanç dolu.

      Çanakkale Savaşlarının bitiminden sonra Seyit onbaşı 1909 yılında başlayan askerlik hayatını 1916 yılının sonunda bitirmiştir. Geriye döndüğünde köyüne, bir türlü evine giremez. Çünkü bahçede 7 – 8 yaşlarında bir çocuk dolaşmaktadır. Ve içine bir şüphe, bir korku, bir kuşku dolar. Acaba hanım yeniden evlendi mi? Ancak bir bakar ki, o arada yanlışlıkla bir kayaya basar, kaya komşularının,  çalı çırpılı duvar havlusunda bir gürültü yaratınca.

      Anacağızı bağırır.

      Gelin! Bak bakalım!

      Seyidimin kokusunu duyuyorum der.

      Ve bunun üzerine açılan kapıdan içeriye girdiğinde, küçücük bir kız çocuğu bakar korkar.

Çünkü saçı sakalı birbirine karışmış, vücudu yara bere içerisindedir Seyit Onbaşının. Yorgunluktan zor ayakta duran bir insan,  ondan sonra ellerini kaldırır  “yarabbi ne büyüksün ki; benim şerefim ve namusum olan bana bir vefalı hanım vermişsin, evlendim üç ay sonra askere gittim, demek ki, bir çocuğum olmuş, şerefiyle ve namusuyla bunlara kavuştuğum için şükürler olsun.”

*         *        *       *        *

      Güneş yakıcı sıcaklığını, alnımızdan inen terlerle birlikte hissederken, benimle birlikte tüm katılanların gözyaşları terleriyle birlikte seyit onbaşı için akıyordu.

*       *       *      *       *

      Yunan saldırıları başladığında, Edremit bölgesinde odunculuk yaparak, odun çekerek, devletten bir lira dahi Gazi maaşı almayan Seyit Onbaşı hayatını devam ettirmeye çalışırken;

      1936 yılında M.Kemal Atatürk, Edremit’le bağlantılı Balıkesir, İzmir ve Çanakkale üçgenindeki yolu açmaya geldiğinde,  bütün Valiler, Belediye Başkanları, Sayın Bakanlar, Millet vekillerin bulunduğu ortamda;

      İlk sorduğu insan “Bizim Seyit ne yapıyor?”

      Kimse Seyit’i tanımaz, kimse Seyit’i bilmez. Bütün Seyit’leri getirirler ama, o Seyit değildir. En sonunda yaşlı bir amca der ki;

      Çanakkale’yi kurtaran Seyit filan yerde odun kesiyor.

      Gider bulurlar. Hemen üstünü başını silerler, temizlerler.

      Bir söyleme göre Edremit Belediye Başkanının, bir söyleme göre Edremit Kaymakamının takım elbiselerinden bir tanesini kravatla beraber giydirirleri Seyit bir kendine bakar, bir elbiseye bakar.

      Tabi bu arada Gazi Komutan beklemektedir. Bir an önce huzuruna gider.  Atatürk derki;

      Seyit bu elbiseler senin mi?

      Nerede Paşam der.

      Bu elbiselerin benim olmadığı belli değil mi ?

      Bir taraf dirseğe gelir, bir taraf diz kapağına gelir. Kravat göğsünün üzerinde kalır.

      Ve ondan sonra Atatürk hiddetlenir, der ki;

       “Biz eğer bu gün burada özgürce, namusunuzla insanca yaşıyorsak işte bunu Seyit Onbaşılara borçluyuz. Siz ne terbiyesiz ne utanmaz insanlarsınız ki bu vatanın kurtulmasında dünya savaş tarihinde adıyla şanıyla bütün dünyayı durduran bir tek insan vardır! O da  Seyit Onbaşıdır. Onu dahi bilemiyorsunuz.”

      “Geçmişini bilemeyenler, geleceğe doğru adım atamazlar. Karanlığa giderler. Yazıklar olsun size.” Daha büyük sitemler var tabi!

*         *          *        *       *

      1 m2’ye 6000 merminin düştüğü Çanakkale topraklarında çarpışan şehitlerimiz, dönmeyi düşünmeden gitmişlerdi. Bizlere, bu hayatın yeni sahiplerine inandıklarını teslim etmeye yürüdüler…

      Çünkü onlara ölmeleri emredildi, hepsi birden, gözünü kırpmadan öldüler…

      Kemal Atatürk’ün;

      “Siz vatanı için milleti için, namusu için canını ortaya koyan böyle insanları bu kadar mı tanıyorsunuz?

      Eğer siz onları tanımazsanız; geleceğinizi, hedeflerinizi bilemezsiniz.” sözü ile noktalarken;

      18 Mart Şehitler Günü anma ve Çanakkale Deniz Zaferinin 102. Yıldönümünün olduğu bu günde;

      Bu vatan için o günden bugüne canını veren tüm şehitlerimizi saygıyla anıyorum.

 

 

 

Bu yazı toplam 880 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.