1. HABERLER

  2. SPOR

  3. BU SALTANAT DEĞİL AHİRET İŞİDİR-KAYA SAK
BU SALTANAT DEĞİL AHİRET İŞİDİR-KAYA SAK

BU SALTANAT DEĞİL AHİRET İŞİDİR-KAYA SAK

Değerli Can Dostlarım !.. Osmanlı’da umumu ve umumun gerçek hukukunu alakadar eden karar ve emirler; En büyük dini merci olan Şeyh’ül-İslâmların...

A+A-

Değerli Can Dostlarım !..KAYA SAK-sohbet-i canan Osmanlı’da umumu ve umumun gerçek hukukunu alakadar eden karar ve emirler; En büyük dini merci olan Şeyh’ül-İslâmların tasvibinden ve tasdikinden geçmeden asla yürürlüğe girmez ve uygulanamazdı. Bu bakımdan Şeyh’ül-İslâmlık müessesesi, icra makamının haksız, yersiz ve keyfi karar ve tasarrufları üzerinde adeta bir fren vazifesi görüyordu. En hiddetli ve şiddetli padişahlar bile, hakkı ve hakikatı söylemekten zerre kadar çekinmeyen, perva etmeyen, dirayetli, ilmi ile âmil Şeyh’ül – İslamlar önünde boyun büküyor, onlardan fetva almadan hiçbir keyfi harekette bulunmuyorlardı. Heybeti ile cihan hükümdarlarını titreten, dünyayı iki hükümdara az bulan, fermanları ile yürekleri titreten Yavuz Sultan Selim Han ile zamanın Şeyh’ül-İslam’ı Zembilli Ali Efendi arasında geçen şu olay yukarıda arz ettiğim hususlara ibretli bir örnektir. Yavuz Sultan Selim Han, Edirne’ye gidiyordu. Devlet erkânı da padişahı uğurluyorlardı. Belli bir yere kadar Padişahı yolcu edip geri dönerlerken, devrin Şeyh’ül-İslam’ı zembilli elleri arkadan bağlanmış olarak götürülen 400 kişiye rastlar. Bunlar padişahın, ipek ticaretini yasaklayan kararnamesine rağmen emir dinlemeyen tüccarlar idi ve padişah hepsinin birden idamını emretmişti. Zembilli bunu duyar duymaz atını çevirip sürdü ve padişahın arkasından yetişti her ikisi de at üstündeydi önce Zembilli söze başladı: —Padişahım, gördüm ki bazı adamları bağlamışlar. Eğer muradınız onları öldürtmek ise, Allah indinde bu muamele asla helâl değildir çünkü onların öldürülmelerini mucip bir suçları yoktur. Der. Sultan, Zembilli’nin devlet işine müdahalesine kızarak: —Mevlânâ, Nizam-ı alem ve devletin otoritesini muhafaza etmek için insanların üçte birini bile öldürmek caiz değil mi? dedi. Zembilli cevap verdi: —Helâldir ama cihanın işleri bozulup, otorite sarsıldığı ve büyük fitneler çıktığı zaman helâldir. Hâlbuki bu iş öyle değildir. Ortada nizam-ı âlemi bozacak ve fitneyi mucup bir durum yoktur. Der. Yavuz, cevap olarak kendi emrine muhalefetin en büyük fitne ve nizam-ı âlemi ihlal edici suç olduğunu söyledi ise de Zembilli onun bu görüşüne iştirak etmedi, meseleyi abartıp büyüttüğünü padişaha izaha çalıştı. Bu sözler Yavuz’u teskin edeceği yerde daha da sinirlendirmişti Zembilli’ye: —Ben sana dedim ya saltanat işlerine karışmak senin vazifen değildir. Diyerek sertçe çıkıştı. Bu arada Zembilli de asabileşti ve aynı sertlikle koca Sultana şu ikazı yapmaktan geri kalmadı: —Sultanım, bu saltanat değil, ahret işidir. Yüzlerce kişinin haksız yere kanının dökülmesi bahis konusudur ve buna karışmak da benim vazifemdir. Susup yahut senin hareketini tasvip ederek, senin vebal ve mesuliyetine ortak olamam… Eğer mahkûmları affederseniz kurtulursunuz. Aksi halde, büyük bir ilahî tekdir ve cezaya müstahak olursunuz…”der Bunları söyledikten sonra Zembilli selam bile vermeden padişahın huzurundan ayrıldı. Yavuz Sultan Selim Han bir müddet olduğu yerde hiç hareket etmeden durup derin düşüncelere daldı. Devlet erkânı atları üstünde hayret ve dehşet içinde bekleşiyorlardı. Nihayet Yavuz, iç âleminde meselenin inceden inceye muhasebesini yaparak öfkesini yenmeye muvaffak oldu. Mahkûmların hepsini affederek serbest bıraktırdı. Daha sonra da Zembilli’ye bir mektup göndererek ondan özür diledi. Aziz Can Dostlarım!.. Bunlar bizim ecdadımız da acaba biz onlara lâyık torunlar mıyız? Yorumu sizin engin ferasetinize havale ediyor, Cumanız Mübarek olsun diyorum.    

Bu haber toplam 176 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.