1. YAZARLAR

  2. HABİLHAN PEHLİVANLI

  3. BOZ TOPRAĞIN KARA YAĞIZ YİĞİDİNE AÇIK MEKTUP
HABİLHAN PEHLİVANLI

HABİLHAN PEHLİVANLI

EĞİTİMCİ YAZAR
Yazarın Tüm Yazıları >

BOZ TOPRAĞIN KARA YAĞIZ YİĞİDİNE AÇIK MEKTUP

A+A-

Boz toprağın kara yağız yiğidi Alparslan Amca,

Sen, hain ellerin, ruhsuz bedenlerin, kalleş mermilerin hedefi olduğunda henüz lise 2 öğrencisiydim. Ülkem için, Kırıkkale´m için ve Oğuz´un Bayat Boyunun en büyük oymağı olan Pehlivanlı Aşiretinin 20. Yüzyılın sonundaki en önemli temsilcilerinden birisi olarak bu şanlı aile için hizmetlerin hikâyelerini, destanlarını dinlerken büyüklerimden, aslında senin büyüklüğünü henüz idrak edememiştim.

Ne zaman ki 1995 yılında üniversiteyi kazanıp İstanbul´a gittim… Ve ne zaman ki, o koca İstanbul´da hasbelkader Kırıkkale´yi bilen ya da biraz olsun Milliyetçi-Ülkücü çevrelerle irtibatı olmuş birileriyle tanıştım, işte o zaman seni daha iyi tanıdım. Babam yaşında koca koca adamların, benim soyadımı duyar duymaz seni sormaları ve anlatmaları ve tabi ki, ayağa kalkıp defalarca beni kucaklamaları bir yandan hüznümü artırırken, diğer yandan da gururumu bin kez daha artırdı…

Ey koca yiğit, Bir insan da kötü desin ya arkandan!!! Bir Allah´ın kulu da seni övmesin ey koca yürekli adam!!! Bir kişi de yaptığın bir kötülüğü anlatsın bana!!!

***

Sene 2000… Akşam evde ders çalışırken Bakırköy´den yayın yapan Radyo Ötüken´i dinliyorum. O sırada yayında olan Yazar abim Lütfi Yıldız canlı bağlantı alıyor… Aradım… Biri iki arama sonunda düştü… Canlı yayın öncesi kendimi tanıttım: Ben, Habilhan Pehlivanlı… Marmara Üniversitesinde İngilizce Öğretmenliği okuyorum… Kırıkkaleliyim… Kadıköy´de yaşıyorum… O anda birden Lütfi abiden ince bir çığlık duydum. Allah´tan henüz yayında değiliz: “Neeee? Kırıkkale mi, Pehlivanlı mı??? Sen, yoksa Alparslan abimizin akrabalarından mısın?” Yalnızca, “Evet” diyebildim… “Hemen yarın Bakırköy´e radyo binamıza gel” dedi. Yayında da tüm İstanbul´a seni anlattı defalarca…

Birkaç günlük samimi muhabbetin ardından beni Abdi İpekçi Spor Salonuna, Ülkü Ocaklarının konserine götürdü. Biz Lütfi Abiyle hep kulisteydik, sanatçılarla… O sırada bir şakalaşma neticesi Lütfi abi, Âşık Sefai´ye, “Bu delikanlı kim, biliyor musun? Alparslan Pehlivanlı´nın yeğeni…” dedi. O anda Âşık Sefai ayağa kalktı ve beni bir daha kucaklayıp tekrar tekrar hal hatır sordu.

Dedim ya, hep senin yiğitliklerini anlatan insanlarla karşılaştım…

Sene 2008… Bir kitabı sormak için Atatürk Araştırma Merkezindeyim… Üst düzey bir yetkili, ismimi ve soyadımı öğrendikten sonra bir anda yeniden ayağa kalkıp kucaklıyor beni ve diyor ki: “Alparslan abimiz olmasaydı biz bugün bu makamlarda olamazdık!!!”

2010… Keskin´de Hacı Taşan Kültür Şenlikleri çerçevesinde Türkü Yarışması sunacağım… Dönemin Keskin Kaymakamı Niyazi Bey ve Milli Eğitim Müdürü Atıf Bey ile dolaşırken meydanda bir çay ocağına oturduk. Kaymakam Bey´i ve Milli Eğitim Müdürümüzü görünce amcalar masamıza yanaştılar. Sohbet ilerleyip tanıştıktan sonra vuku bulan anlamsız bir “Bölgecilik” muhabbetinin ardından sinirlenip, “Amca, Keskin´e en son hizmet eden kişinin adını söyler misin bana?” dediğimdeyse az önce bölgecilik yapan amcanın cevabı gayet net ve tereddütsüzdü:

- Alparslan Pehlivanlı…

***

İşte böyle Boz Toprağın Kara Yağız Yiğidi…

Belki sen 14 Nisan 1994´te kahpe ellerin tuttuğu, kahpe silahlardan çıkan, kahpe bir kurşunla o çok sevdiğin Boz Toprağın altındasın. Ama adın, namın, şanın, hikâyelerin, delikanlılığın hâlâ anlatılageliyor…

Belki yaşım itibariyle senin gibi bir insanı, bir yiğidi, bir delikanlıyı, bir siyasetçiyi, bir devlet adamını tanıma şansım olmadı…

Belki senin hakkında bildiğim şeyler, yalnızca Kırıkkale´de değil, Türkiye´nin dört bir yanında anlatılanlardan ibaret…

Belki senin hakkında bildiğim tek şey, Türkiye´nin neresine gidersem gideyim, soyadımı duyup, akraba olduğumuzu öğrenen insanların bir anda ne yapacağını, nasıl ağırlayacağını şaşıran o vefakâr tavırlar…

Ancak, cenaze namazın sırasında, bir tarafımda o koskoca cüssesi titreye tireye ağlayarak namaz kılmaya çalışan merhum Mustafa Taşar, diğer yanımda ise yine hıçkıran ve titreyen sesiyle “Kanın yerde kalmayacak!” yeminleri eden merhum Abdullah Çatlı, bana senin hakkında en önemli cevabı veriyordu…

Mekânın cennet olsun yiğit insan…

Yattığın yer Nur olsun, Nurla dolsun…

Ne Kırıkkale, ne de Türkiye seni, hizmetlerini, yiğitliklerini asla unutmayacak…

Elbette, seni henüz 47 yaşında Yüce Türk Milletinden koparanları da…

Bu yazı toplam 1713 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.