1. HABERLER

  2. SPOR

  3. BİZİM KÖYÜN HURAFELERİ ! - Duran ERDOĞAN
BİZİM KÖYÜN HURAFELERİ ! -   Duran ERDOĞAN

BİZİM KÖYÜN HURAFELERİ ! - Duran ERDOĞAN

Sevgili hemşerim Şemsi Yastıman’ı dinliyorum eski plakta... İçinde mi dışında mı ? Burgusunun başında mı? Göğsünün nakışında mı? Şeytan...

A+A-
Sevgili hemşerim Şemsi Yastıman’ı dinliyorum eski plakta... İçinde mi dışında mı ? Burgusunun başında mı? Göğsünün nakışında mı? Şeytan sazın neresinde?   Abdest alsam, aldın demez? Namaz kılsam, kıldın demez? Kadı gibi haram yemez ! Şeytan sazın neresinde? Nerelere gitmişse, çoktan beri ortalıkta görünmeyen  ilham perisi, Şemsi Yastıman’ın sazının telindeki nağmelerle, Aşık Dertli’nin dizeleriyle gönül kapımı çaldı. Bana bu yazıyı yazıp, sizlerin huzuruna getirmenin yolunu gösterdi. Çocukluğum ve ilk gençlik günlerim Mucur’un Kurugöl Köyü’nde geçtiği için, köy kültürü bütünüyle hemhal olmuş birisi olarak bazı şeyleri, yani hurafeleri (bâtıl) sizlerle paylaşmanın doğru davranış olacağını sanıyorum: Ben doğmadan  önce anam birkaç kez düşük yaptığı için komşu Kargın Köyü’ne gidilerek, hiç ölüm acısı tatmamış evlerden çeşitli (rengârenk) çaput ve bez parçaları toplanıp, bu bezlerle bana köynek  (gömlek) dikilmiş.  Komşu Altınyazı (Aflak) Köyü’ne gidilerek, toplanan bu çaputların bir kısmı da Aflak Baba türbesinin penceresinin demirlerine bağlanmış. Sandukasının üstüne serilmiş, başucuna da  mumlar yakılmış. Beni doğurunca, çok kan kaybettiği için bayılmış Ana’m. “Albasmış !” demiş komşu kocakarılar. Olmayan Alkızları kovmak için babam dama çıkıp, mavzerle  havaya ateş ederek,  beş şarjör mermi yakmış. Tüm köy halkı bizim eve doluşmuş,  olup bitenleri merak ederek... Kimi “yastığının altına bıçak koyun” demiş;  kimi “başucunda Kur’an, ekmek  bulundurun”  istemiş.  Kimi de “canını fazla yakmadan iğne batırın” demiş. Biri de al poşu bağlamış anamın alnına. Bu arada ebem Zübeyde göbeğimi kesip eşiğin dibine gömmüş. Netice de anam bütün bu müdahalelerin ardından kendine gelmiş... Kaderimin, ölen diğer kardeşlerime benzeyip kedere dönüşmemesi için; bu dünyada murat alıp  yaşamam için adımı da “DURAN” koymuşlar. Şükürler Rabb’ime...1947 de böyle gelmişim cihana !.. “Kırklı çocuğa su verilmez !”  demiş bir kocakarı... Ben susuzluktan morarıp, dudaklarım  iyice  kavrulunca, çok ağlamaktan sesim kısılmış. Bu sefer de “besmelesiz mi geçirdin eşikten çocuğu, içine cin girmiş” demiş  kocakarının  kocamış ötekisi.  Dedem Ali Çavuş çok kızmış kocakarıya... “Sen bunu hangi kitaptan okudun? Şimdi seni okuduğun o kitabın kavlince...”  diyerek, sövüp-saymış  kocakarının gelmişine-geçmişine... “Vicdansızlık etmeyin hemen su verin sabiye ...”  demiş.  Merhamet edip, “Badem Pınarı”nın şifalı suyundan içirmişler kanıncaya kadar. Yıllar sonra bulduk bu oğlanı deyip sevinince anam; Kurugöl’ün alim sözlü, altın öğütlü büyüğü dedem Ali Çavuş’a “Baba, ağzına tükür de huyu-husu sana benzesin !” demiş . Çok kızmış bu söze Ali Çavuş dedem: “Çocuğun ağzını bilmem; amma  böyle safsatalara inandığın için senin ağzına-yüzüne  öyle bir tükürmek geliyor ki  içimden” deyip,  verip-veriştirmiş anama... Bir çocuğun emekleyerek yürümesinin ya da gözümüzün bir yere takılıp dalgınlaşmamızın, eve misafirin  geleceğine hükmedilmesinin mantığı nerede?  Genelde yedi yaşına geldiğinde,çocuğun çıkan dişinin ineğin altına atılmasıyla, ineğin dişi dana doğurmasına inanılışının makûl nedenini bana niye belletmediniz?  Öyleyse, Belediye otobüslerinde, erkeklerin kalktığı koltuklara oturan kadınların  gebe kalacaklarına, doğan çocukların da ‘veled-î zina’ sayılması gereğine inanmanın  mantıklı dayanağı var mı?. Benim bu tespitimi akılcı buluyor musunuz?  Haydi buna da inansanıza ! “Dünya Sarı Öküz’ün boynuzları üstünde duruyor !”muş. Eğer “sarı öküz  başını sallarsa deprem olur!” muş veya “kıyamet kopar, dünya batar!”mış.Şimdi öküzlük edip inanalım mı bu öküz masalına? Andolsun  ki; ‘Köpeğin ulumasını, baykuşun bacadan ötmesini’ “felâketin habercisidir !” dediniz bana... “Kanarya, bülbül ve hattâ cart sesli  kekliğin ötüşünde niçin rahatsız olmuyoruz?”  deyişime, cevap veremediniz bile... Özellikle mavi (gö) gözlülerin nazarından korunmak için eve asılan üzerlik, evin dışına asılan ölmüş atın kellesi, arabaların ön camlarına  takılan ‘maaşallah ve cevşenlerin’ kasko sigortası olarak  algılanması kimin cehaletinin belirtisi? Gömleğimin sökük düğmesini üstümüzde dikerken  aklımız başımızdan gitmesin diye dişimizle çöp tutturuldu,  bu bâtıl yalanı hamutuyla yuttuk!... “Topal Elif senin kapında geçmiş de kızının kısmeti bu yüzden kapalı” diyen, kurşun döken falcı Zarife kadının anlattıklarına öyle kandık ki..?  Yüznumaraya girince ‘destur’ çekmezsen, burada yaşayan cin ve perilerin bizleri çarpacağını söyleyen benli  Kevser’in bu düzmece  masalını hayretler içinde dinledik. Geceleri korkudan  buralara gidemeyip, altımıza ettiğimizi söylersem, işte bu yalan değil !.. Koyunu melek, keçiyi şeytanla özdeşleştirip tanımladınız !..  Kerameti eşek bokundan görüp muska yapıp boyunlarımıza taktınız... Yağmurun yağması için yılanı öldürüp yaktınız... İki bayram arasında nikâh kıyılmaz deyip sevgilimle buluşmamı üç ay daha ertelettiniz?  “ Sürüye kurtların saldırmaması için üfürükçü  “Gıcık Üssüyün’e  muska yazdırıp, kurtların ağzını bağlattınız. Karakedinin önümden geçmesinin, uğursuzluk getireceğine inandırdınız. Ay tutulunca bana teneke çaldırttınız...Tek ayağımı kaldırıp yalan yere yemin edersem, cinlerin çarpmayacağına beni ikna ettiniz...Hacı Bektaş-ı Velî Hazretlerinin kabrinin başında  amuda kalkılırsa, ya da sağa–sola yatılıp yuvarlanılırsa, “doğacak çocuk  hem oğlan hem de uzun ömürlü olur !” deyip, bana maval okudunuz... En önemlisi ve en acısı da “biraz sonra kıyametin kopacağını bilseniz bile, elinizdeki ağacı dikin”  diyen sevgili peygamberin sözünü hiçe saydınız... Mübârek zatların bahçesindeki o ağaçlara çaput bağlatıp, tuvalet kâğıtlarına da dilek ve temenni dilekçesi yazdırıp astırdınız.  Türbenin ‘ağaçları kutsal ve her derde devadır’ deyip, kabuğunu soydurup , şekerli suda ıslattırıp, şerbet gibi içirdiniz. Boynuzlu koçtan, boynuzsuz  koçun hakkının alınacağını yazan o kudsî  ulu kanunu kadük yaptınız... Sözün özü: Kur’an’ın “Oku” ayetiyle toparlandığımda;  büyük görüntülü, büyülü sözlülerin aslında  basit ve bayağı birer cahil büyücü olduklarını  anladım. Şimdi okudum, doğruları öğrendim...Milenyum çağında uygarca yaşıyorum. Sizin safsata hurafelerinize inanmıyorum artık. Beni ıslah eden, iyi, doğru ve güzeli gösteren  Allah’ım inşallah sizleri de ıslah eder. Duacıyım! Hoşça kalınız. Duran ERDOĞAN - Kırşehir Anekdotları Yazarı   E.posta: duranerdogan1947@hotmail.com                                            Tel & Gsm: 0 (537) 308 56 58                                      
Bu haber toplam 523 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.