ÖMER DEDE KILIÇ

ÖMER DEDE KILIÇ

YAZAR, ŞAİR
Yazarın Tüm Yazıları >

BİLETÇİ

A+A-

Parkinson gibi devasız bir hastalığın pençesinde cebelleşen baba, hemen hemen dört aydır aramayan küçük (doktor) oğlu telefonla arıyordu. Baba dediğinde baba çok heyecanlanmıştı. Demişti, nihayet vicdanının sesini dinleyip aradı. Ama yine hayal kırıklığı, yine hüsran. Telefondaki hayırsız evlat baba hayatımızdan biz seni çıkardık, bu kadar yüzsüzlük yapma ne olur sende bizim hayatımızdan çık. Biz hasta baba istemiyoruz denildiğinde babanın acıları iyice katlanıyordu. Öyle ya pazardan sanki elma portakal alıyordu, eve getirdiğinde ekşiymiş deyip portakallar çöpe atılıyordu. Hasta bir baba için hazin bir sondu. Yıllarca emek verip, emeğinin karşılığını, semeresini görmeden çöpe atılıyordu. Bu baba için çok ağır bir imtihandı. Verilebilecek bir sınav değildi. Baba, çünkü ben diyordu. Oğlum sen dört yaşında iken görev yaptığım okulun ana sınıfına her gün getirip götürürken, altını yıkarken yeter,  ben sizin hayatınızdan çıkıyorum deyip küçücük çocuklar ile anneyi yüzüstü bırakıp gitseydim doğru bir hareket mi olacaktı diyordu. Babam bizi bırakıp gitti deyip yıllarca babaya kin duymayacak mıydınız, dediğimde yine ilginç cevap alıyordu. Bizi yetiştirip büyütmek, okutmak ve evlendirmek senin görevin diyordu. Allah’ım bu nasıl bir cevaptı. Evlatları ve eşinde akıl tutulması vardı. Kendilerine gelince babanın görevi, babaya gelince hasta babaya bakmak evlatların görevleri arasında sayılmıyordu..

            Baba şöyle devam ediyordu. Mutlu günlerimizde ailece yaptığımız hemen hemen her cumartesi Pazar ırmağın kenarına, orada yer yoksa köydeki bahçemize gidiyorduk diyordu. Ancak; roller değişmiş, hasta babanın geliri düşmüştü. Babaya ihtiyaç kalmıyordu. Hastalığı nedeniyle ayak bağı oluyordu. Baba hastaydı. Eş,  anneanne ve evlatlara göre baba, hasta gibi davranmıyordu. Hasta adam mıh gibi yatağında yatmalıydı. Ameliyat olup, şifa bulmamalıydı. İkide bir gezmeye gitmemeliydi. Ameliyat için doktorlara para vermemeliydi. Babaya doktor oğul şöyle diyordu. Annemin hakkını doktorlara yediriyorsun deniliyordu. (Kelimeleri seçerek kullanıyorum, kimse incinmesin) Bu düşünce Hipokrat yemini etmiş bir doktor oğla hiç yakışıyor muydu? Bu nasıl bir yaklaşımdı. Bu nasıl bir aymazlıktı, bu nasıl bir vicdansızlıktı bu nasıl bir ruhsuzluktu.  Biz hasta baba istemiyoruz deyip, hayatımızdan çık demek kolaya kaçmak olmuyor muydu?

            Evet, mevsim bahardı. Günlerden pazardı. Baba eşyası bulunmayan bir evde eş, anneanne ve evlatlarca hapis edilmişti.  Baba bu çemberi yırtmalıydı, kendisine yapılan bu kahpece yapılmak istenen oyunu bozmalıydı. Onun için baba erkenden kalkıp Ankara’nın yolunu tutuyordu. Hayatımızdan çık denilmişti.  Çık denilince çıkılıyor muydu onu da bilmiyordu. Çelik-çomak mı oynanıyordu çık deyince oyundan çıkılacaktı. Baba sığınılacak son limandı. Peki, bu son limanda yıkılırsa, dara düştüklerinde hangi limana sığınacaklardı. Burada akıl tutulması yaşanan baba değil, eş, anneanne ve evlatlardı. Bunların hepsi tam bir Mazhar Osmanlıktı. Ama baba hastaydı bunları doktora götürecek mecali kendinde bulamıyordu. Baba onların yaptığını yapmak istemiyordu. Bu kolaya kaçmak olurdu. Ama baba o kadarda ruhsuz ve onursuz değildi. Tabii ki kendine göre hayat kuracaktı. El üstünde tutulacak baba altmış yaşında kendine göre yeni bir hayat kuracaktı. Nasıl…

Bu düşüncelerle gittiği Ankara’da Ulus ve çevresinde biraz kafa dağıttıktan sonra tekrar Fatih Köprüsüne gelmek üzere Ulustan özel halk otobüsüne biniyordu. Otobüs her zaman ki gibi doluydu. Oturacak yer görünmüyordu. Baba düşmemek için kenarda bir yere tutunmak istiyordu. O sırada otobüsün içinde bilet satan beyefendi, yumuşak bir sesle “Hocam lütfen buraya oturunuz.” Dediğinde baba çok şaşırmıştı. Baba bu şahsın hocam deyip para kasalı bilet koltuğunu bırakmasını kendi rahatsızlığına veriyordu. Oysa biletçi hastalığının farkında değil, babanın yıllarca öğretmenlik yaptığı alnında yazılıymış gibi babaya saygı gösteriyordu, hürmet gösteriyordu. Biletçi hocam diyordu size hürmet etmek elinizi öpmek bizim görevimiz diyordu. Baba çok duygulanıp ağlıyordu. Çünkü bu hareketi hiç kimse görmüyordu. Evet, otobüse binildiğinde kaba bir sesle ilerleyelim, boş yerleri dolduralım denmiyor muydu? Baba hem ağlıyordu, hem de bu asil davranışı gösteren biletçiye soruyordu. Nerelisin, ismin nedir diye. Biletçi tevazuu gösteriyordu. Hocam Çorumluyum ve İsmim Cemal.  Etraftaki yolcular soruyordu. Amca neden ağlıyorsun diye. Baba ben Parkinson hastayım. İki çocuğum var,  birini doktor, birini mühendis ettim de, ne zaman yere düşüp elimi çocuklarıma uzattığımda şu cevabı alıyordum dedi.” Sert bir sesle kendin kalk, duygu sömürü yapıp kendini acındırma “ Şu asil insanın yaptığını öz be öz çocuklarım yapmıyor, ben ağlamayım da kim ağlasın dediğinde otobüste duygu seli yaşanıyordu. Herkes ağlıyordu. Biletçi hem ağlıyor, hocam Allah aşkına ağlama biz de senin çocuklarınız beş çocuğun beşi bir olmaz. Hocam şu an siz bir sınavdasınız. Hiç üzülmeyin bu sınavı siz kazanacaksınız,  dediğinde baba hıçkırıklara boğuluyordu. Biletçi tevazuu göstermeye devam ediyordu. Hocam böyle makamlara gelmiş bu çocuklar taş kalpli olamaz, bir yanlış anlaşılma vardır, umudunu hiç kaybetme dediğinde yolun sonuna gelmiştik. Biletçi yine tatlı sesiyle hocam köprü de durmak yasak ama şoföre seslenip abi biraz yavaşlar mısınız deyip yardım edip, aşağı indirdiğinde, baba rahatlamış, omzundaki yük azalmış gibi yavaş yavaş Kırıkkale dolmuşuna binmek üzere köprünün altına yöneldiğinde, kendini teselli eden otobüs ve içindeki güzel insanlar gözden kayboluyordu.

                                                                                  

                                                                                                                                            

 

 

 

               

Bu yazı toplam 760 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.