1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Ben dedemi çok severdim!
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Ben dedemi çok severdim!

A+A-

kose-yazisi--alaattin-karaer-002.jpeg

Tarih 1 Ekim…

     Bizim için güzel bir günün başlangıcıydı 2018 yılına kadar. Çünkü oğlumuzun dünyaya gözlerini açtığı gündü bugün!

     Yıllar sonra, 1 Ekim bizim için üzüntü ve acıya dönüşmüştü! 

     Tarih; 1 Ekim 2018

     Saat: 11.03

     İşyerindeyken, Kayseri’de yaşayan kız kardeşimden gelen telefonu açtığımda, daha alo demeden;

     Hemen gel deyiverdi!

     Hayırdır!

     Hemen gel!

     Kötü bir şey mi var, söylesene!

     Babam öldü!

     Tek başıma oturduğum odamda, ne yapacağımı bilemedim. Dondum bir an!

     Beklenen son da olsa, öldü haberini duyunca insan tuhaf duygular yumağı içerisinde oluyor…

     Ateş düştüğü yeri yaktığı için, bu duygu yumağının tarifi imkansız sanırım, empati kurmak da zor hatta imkansız sanırım.

     Oğlumuzun doğum günü bugün!

     İki gün önce gece tek başına oturduğu ofisinden telefonla aradı. Hiç bu kadar uzun konuşmamıştık… İki saati geçti.

     Sonunda dayanamadı. İki gün sonra doğum günüm, benim için doğum günümün, anlamı da yok artık demesiyle birlikte,  hıçkırıklara boğuldu birden. Ben dedemi çok severdim. Olur mu böyle bir şey baba! 365 günde benim mutlu günüme mi denk geldi ölümü!

     Acaba, ölmeden önce o gün benimi düşünüyordu!!!

     Teselli etmeye çalıştım. “Oda seni seviyordu. Seni çok sevdiği için, unutmayalım diye aynı güne denk getirdi. Yaşam böyle. Ölümsüz değil. Bitmeyen ve gitmeyen ne var ki ömrümüz de? Deden, sağlıklı ve uzun bir yaşam sürdü. Elden ayaktan düşmeden aramızdan ayrıldı. Sen yine şanslısın “dede sevgisini tattın. Herkese kısmet olmaz. Bana bak, ne anne, ne baba tarafından dede görmedim. Onlar dahi zor hatırlıyorlar babalarını.”

     Çocuklarımız ne kadar büyüseler de, bizlerin gözünde yine çocuk.

     Yıllar nasıl geçti gitti. Göz açıp kapayıncaya kadar…

     Ömür su gibi akıp gidiyor. Ne zaman, nasıl büyüdün…

     Yıllar öncesinin kara gözlü sevimli çocuğu, büyüde de kendisi de baba oldu. Kendisinin de kara gözlü iki oğlu oldu şimdi.

     Babalığın ne kadar güzel bir duygu olduğunun tadına varmış ki, evden onlardan ayrılırken dahi gözlerim doluyor diyordu.

     Dedelik nasıl baba diye bana soruyordu! Bende dede olur muyum, o günleri görür müyüm acaba diyordu.

     Çok güzel bir duygu oğlum. Kuzguna yavrusu Anka görünürmüş... daha demeye kalmadı, lafımı kesti. Yok baba, benim çocuklarım çok tatlı, güzel ve sevimli diye sevgisini göstermeye çalışıyordu…

     Kara gözlü oğlumun, iki çocuğu torunlarımı da, kara gözlü tavşanlarım diye seviyorum bende.  Eşim’de kara gözlü tavşan mı olur diyor. Yok mu kara gözlü tavşan diyorum. Olmazsa da, benim  onlar kara gözlü tavşanlarım diye ısrar ediyorum.

     İşte hayat böyleydi!

     Marion Howard’ın dediği gibi;

“Hayat,

kısa gelen bir battaniye gibidir.

Yukarı çekersiniz,

ayak parmaklarınız isyan eder;

aşağı çekerseniz,

omuzlarınız titrer;

ama yine de neşeli insanlar dizlerini karınlarına çekerek rahat bir uyku uyumayı başarır...”

     İşte bu yüzden, sende neşeni kaybetme!

     Yaşadığımız her günün ve anın değerini bilelim…

    Yaşam da seni nasıl bir hayat bekliyor bilemem ama, sen benim kara gözlü, sevimli küçük oğlumsun. Artık sende baba oldun, sorumluğun arttı. Her zaman yanındayım dediğim cümlemi değiştiriyorum artık. Her zaman yanınızdayım.

     İyi ki varsınız…

     Sizi çok seviyorum…

     Doğum günün kutlu olsun Oğlum!

 

Bu yazı toplam 2466 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.