1. HABERLER

  2. SPOR

  3. “Başarısız…” (Bir Öykü)-Burcu Muynak
“Başarısız…” (Bir Öykü)-Burcu Muynak

“Başarısız…” (Bir Öykü)-Burcu Muynak

   3 yıl önceydi. Beylikdüzü’nde bir alışveriş merkezindeydim. Aylarca hakimlik sınavı için ders çalışmanın, stresli bir sürecin ardından soru...

A+A-

muynak

   3 yıl önceydi. Beylikdüzü’nde bir alışveriş merkezindeydim. Aylarca hakimlik sınavı için ders çalışmanın, stresli bir sürecin ardından soru işaretlerimi azalttığım bir hafta sonundaydım. Yüzlerce insanın uğultusu bile sessiz kalırdı hep beynimin uğultusu yanında. Belki de ilk defa dışarının sesini yakaladım. Bir masaya oturdum. Kumpir siparişi verdim. Oğlumun elinde kırmızı oyuncak bir otobüs. Işıkları yanıyor, müzik çalıyor. Ağız dolusu gülüyor bana. İnsanlar konuşuyor, gülüyor. Yürümeyi öğrenen çocuklar, koşturan garsonlar, el ele gezen çiftler, yan masadan gelen kahkaha sesleri… Bir anda gözüm ayağı aksayan temizlik işçisine takıldı. Yorgun, halsiz, elinde bir süpürge ile çöpleri süpürüyordu. Bir adam yaklaştı bir mağazayı soruyordu belli ki. İşçinin yüzünde en ufak mimik oluşmadı. Sorulan soruya bir robot gibi cevap verdikten sonra çaresizce yerleri süpürmeye devam etti. İşte o an yeniden tüm sesler kesildi. Sanki birileri hayat filminin dur düğmesine basmıştı. Her şey durdu. O adama baktım. Yaşı ilerlemişti. Öyle üzgündü ki.  Yan yana iki insandık. Ama hayatlar öyle farklıydı ki.  Ayaklarında eski bir ayakkabı.  Bir ara öylece yaslandı durdu bir yere. Etrafına bakındı. İnsanlar en canlı haliyle alış veriş merkezinde koştururken, o en ölü haliyle ayakta durmaya gayret ediyordu. Aynı mekan, aynı zaman birileri için eğlence iken birileri için işkenceye dönüyordu adeta…   O işçi bu hayatı kendi mi seçmişti? Bunu bir tek ben mi fark etmiştim? Bunu bir tek ben mi düşünmüştüm o an? O adama işini iyi yapmıyor diye kızanların, yanından geçerken tepeden bakanların hatta varlığını yok sayanların yanında benim düşüncemin bir kıymeti var mıydı? Temizlik işçisinin terli sırtını duvara yaslayıp elindeki süpürgeden daha hareketsiz duruşu, beni sonu gelmeyen bir sorgulamanın içine itti. Hayalimdeki meslek için savaşalı epey olmuştu. Umut ettim, direndim, çalıştım, gözyaşı döktüm.  Var gücümle çalıştığım, gözlerim önüme akana kadar kitaplarını okuduğum, her çaresizliğimde varlığına sarılıp kazanırsam mutlu olacağım dediğim, beni hayata bağladığını sandığım sınav. Kazanmıştım yazılıyı. Bir tek adımım kalmıştı. Ama bir sistem vardı karşımda. Bana karşı çarkları dönen bir sistem. Bütün meşru savaşıma rağmen olmadı. O çarkın içine dahi almadı beni kader… Kaybettim. Yanımda duran onca okunmuş kitabın sayfaları birer ölü gibi bakıyordu bana… Bütün bu sürecin sonunda “Başarısız“ yazdılar ismimin karşısına. “Başarısız…” Her şeyin özetiydi bu sözcük ve de sonucu. Tabi kimilerine göre. Bu ülkede milyonlarca kişinin hayatı çoğu zaman sınavlara bağlı olarak şekilleniyor. Bizim hiç düşünmediğimiz, kurallarını koymadığımız ve aslında hiçbir safhasında bulunmadığımız sistem bizi içine alıyor. Ne yazık ki sayısız genç bu sınavların pençesine düşerek umutsuzluğa sürükleniyor. Yaşanılacak şehir, icra edilecek meslek, giyim tarzı ve hatta seçilecek eş bile bu sınavların sonucuna göre değişiyor… Seçimlerimizi kendimiz belirleyemiyoruz. Bizlere dayatılan hayatın içine akabilmek için adeta savaşıyoruz. Başkaları bizim adımıza seçim yapıyor ve geleceğimizi planlıyor. Ne istediğimiz sorulmuyor. Ne olmamız, nasıl davranmamız gerektiği öğretiliyor. Belki de en büyük özgürlük bireylerin kendi seçimlerini yapıp, seçimlerine göre bir yaşam sürmesi. Hakimlik sınavını kaybedeli tam 3 yıl oldu. Bir daha denemedim. Anadolu’da söylenen ”Her işte bir hayır vardır“ sözü tecelli ediyor. Gereksiz yere fazlasıyla anlam verdiğim ve kaybettiğim bu sınavın ardından aslında gerçek seçimlerime kavuştum. Bu “başarısızlık” daha büyük bir başarıyı doğurdu. Pasta kalıpları vardır. Hamuru koyarsınız fırına verirsiniz ve pastalar o şekilde pişip ellerinize gelir. Maalesef bizim ülkemizde de yaşadığımız ortama ve ekonomik duruma göre bizim için önceden belirlenmiş kalıplar vardır. O kalıplara göre pişmemizi ister toplum. Oysa kendi kalıbını kendi yaratmalı insan… Ne kadar pişmek istiyorsa o kadar kalmalı fırında. İstediği zaman çıkmalı. Tabi sadece bizden istenen kalıpta pişmekle kalmıyor bu tutsaklık. O kalıplara göre değer görüyor insan. O kalıplara göre sıfat buluyor. Sadece insan olmak en önemli müşterek payda olarak algılanmıyor. O temizlik işçisi ona sunulan kalıpta pişmeye devam ediyor ne yazık ki. Ama ben tüm irademle direniyorum. Benim için hazırlanan kalıba girmeyeceğim. İçimden gelen doğruyla bir kalıp oluşturacağım. Ve o kalıpla pişeceğim. Özgürlüğün tadına varabilmek için!    
Bu haber toplam 167 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.