1. YAZARLAR

  2. MEHMET BAYRAK

  3. Avusturyalı bir gencin Müslüman oluşu hikayesi
MEHMET BAYRAK

MEHMET BAYRAK

Emekli İlahiyatçı
Yazarın Tüm Yazıları >

Avusturyalı bir gencin Müslüman oluşu hikayesi

A+A-

…Önce adım Rubin idi, Sonra  Ebubekir oldu.  Üniversitede okuyordum. O sene annem babam ayrılmışlardı. Bir köpeğim vardı o da öldü. Çok zor bir gündü benim için. O sene bir arkadaşım da öldü. Bu hadiseler kendime bazı soruları sormama neden oldu. Ben neden buradayım? Hayatın gayesi nedir? Sabahları neden uyanıyorum?... Netice dînî bir aramaya çıktım. Önce doğal olarak Hıristiyanlığı araştırdım. Bir kilise kampında herkes bana, Allah’ın beni ne kadar sevdiğini söylüyordu. Ben de düşünüyordum, Allah beni seviyor mu? Seviyorsa köpeğim niçin öldü? Hıristiyanlığı araştırmam sonunda şu kanaate vardım: İncil’i ellerine alıp da değerli kardeşim, sorunun cevabı burada diyemiyorlardı. Onun yerine herkes kendi görüşlerinden cevap veriyordu. Ben kendi kendime: İncil bir kitap fakat birçok değişik yorumlar çıkartılabiliyor. Bu da çok kafa karıştırıyordu. Hindu dinine mensup Hindistanlı bir arkadaşla tanıştık ve tartıştık. Onun verdiği cevaplar da beni tatmin etmedi. Bir de Musevîliği araştırdım, onda da aradığımı bulamadım. Budizm’i araştırdım. Bunun da ilâhî bir din olmadığını anladım.

Çok yakın bir arkadaşım bana araştırdığım dinleri sordu. Ben de saydım: Musevîlik, Hıristiyanlık, Budizm, Hinduizm ve diğerleri. “Peki İslam’a baktın mı?” dedi. Ben: Bunlar terörist, ben bunları araştırmam ki, dedim. Bunlar çıldırmış, ben ne diye bu dine bakayım, dedim. Fakat gelin görün ki, bir gün kendimi bir camiye girerken buldum. Direk içeri girdim. Ayakkabılar ayağımda. Halının üzerinden, namaz kılan bir adamın önünden geçtim. Secdeye giderken nerdeyse kafasına basacaktım. Sübhanallah! Ne yaptığımın farkında değildim. Etrafa baktım, şu arkadaşı gördüm. Adı Ebu Hamza. Çok uzun sakalı vardı mâşâallah! Bana doğru gelmeye başladı. Ben kendi kendime: Bu gün öleceğim galiba, dedim. Bana söylediği şey: “İyi günler arkadaş! Nereye gidiyorsun” dedi. Onun beni böyle doğal karşılama şekli beni çok etkiledi.

Ben bir ateist idim. Ailem hıristiyandı. Beni her Pazar kiliseye sürüklerlerdi. Ben de her dakikasından nefret ederdim. Öldükten sonra böceklere yem olacaksınız, derlerdi. Ahiret yok, ilah yok. Her şey değersiz gibiydi.

Ebu Hamza bana çok ikramda bulundu. Buna da, daha önce rahiplere ve diğer din adamlarına sorduğum bütün soruları sordum. Burada beni etkileyen şu oldu: Her soru sorduğumda, normal cevaptan ziyade, Kur’an’ı açıp şöyle derlerdi. Burayı oku, şurayı oku… Sorularımın cevapları hep oradaydı. Her defasında daha zor sorular sordum. Bayanlar neden örtünmek zorundalar? Benim neden 4 hanımım olur da, bir hanımın 4 kocası olmaz? Bu sorularımı da Kur’an ile cevapladılar. Oradaki arkadaşlardan birine: “Bu konuda senin fikrin nedir?” dedim, “Allah’ın indirdiği ayetler varken benim fikrim ne olabilir ki” dedi. Bu söz beni çok etkiledi. Sonra onlara: Kur’an’ı eve götürebilir miyim, dedim. Tabi, dediler.  Eve gidip okumaya başladım. Okurken şunun farkına vardım. Kendimi bir hikaye okur gibi hissetmedim. Sanki biri bana emir veriyormuş gibi, biri yapmam gereken şeyleri söylüyormuş gibi hissettim kendimi, okurken.

Bir gece rûhânî bir ortam hazırlamaya karar verdim. Bir mum yaktım. Pencereyi açtım. Perdeleri açtım. O rûhânî hisleri yakalamaya çalışıyordum. Oturup düşünüyordum. Bu gün son olması lazımdı. Bu akşam bütün o rûhânî ve ilmî delilleri araştırdım. Dağlar kadar. Bir embriyonun oluşumunu… bütün bu muhteşem kanıtları gördüm. Yine de ufak bir kıvılcıma ihtiyacım vardı. Sanki bir uçurumun ucundaydım. Atlamaya hazırım. Fakat bir şeyin beni itmesi lazımdı. Açtım Kur’an’ı okumaya başladım. Sonra durdum dedim ki, “Allah! Bu benim beklediğim vakit. Şimdi İslam’a katılmaya hazır olduğum vakit. Tek istediğim şey bir işaret. Yalnızca ufak bir şey. Çok büyük bir işaret olmasına gerek yok. Yıldırım düşmesi olur, evimin yarısı düşebilir. Senin için bunlar çok küçük bir şey. Sen dünyayı yarattın. Hadi. İşte orada oturdum. Mumu ateşinin filmlerdeki gibi yukarıya yükselip yanmasını bekliyordum.  Fakat hiçbir şey olmadı. Tabi büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Ve dedim ki "Allah! İşte sana bir fırsat daha vereceğim. Ben buradayım bir yere gitmiyorum. Belki meşguldün. Dünyanın öbür tarafı hâlâ gündüz, orada birçok olaylar oluyor. Ben bir işaret bekliyorum. Bu, bir arabanın egzozundan çıkan gürültü olabilir, belki bir kuş düşebilir içeriye. Ne olursa olsun, dedim. Yine aha şu oldu diyebileceğim bir şey olmadı. Bir daha hayal kırıklığına uğradım. Kendi kendime: İşte buraya kadar, İslam son şansımdı ve ben onu bulamadım, dedim.

Ve Tekrar Kur’an’ı elime aldım, kaldığım yerden okumaya devam ettim. İlk ayet: İçinizde işaret arayanlar için size zaten yeteri kadar göstermedik mi? Suya bakın, yıldızlara bakın. Güneşe bakın, bunlar ilim insanı için işaretlerdir, deniyordu. Sübhanallah! Kafama battaniyeyi örttüm, uyuyor numarası yaptım. O kadar korkmuştum ki! Bu kadar işaretler etrafımdayken kendi işaretime karşı ne kadar kibirli olduğuma inanamadım. Bu dünyaya sahip olmamız, bu kadar canlıların var olması bizim için işaretlerdir. Ertesi gün ben Müslüman oluyorum diye karar verdim. Altı ay araştırma sonucu ben Müslüman olacağım, dedim. Ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Herhalde yatsı namazına yakındı. Camiye girdim. Camide bin’e yakın insan vardı. Sübhanallah! Şu dine bak, ne kadar da güçlüler, dedim. Meğer Ramazan’ın ilk günüymüş. Ramazan Müslümanları. İşte orada oturdum. Çok heyecanlı idim. Bana “Şu kelimeleri söylemen lazım” dediler. Ben de: ne? Eş, neydi? İngilizce söylesem olmaz mı? dedim. Olmaz, önce Arapça söylemen lazım, dediler. Herkes bana bakıyordu. Yanımda o uzun sakallıları görüyordum. O anda çok korkmuştum. O kelimeleri söylemeye başlar başlamaz bütün korkum gitti. Sanki birisi beynimde soğuk su musluğunu açtı. Kendimi tertemiz hissettim. Arkadaşım gelip tekbiiir, dedi. Hep birden Allahü Ekber, dediler. Gelip beni öpüp kucaklamalarını beklemiyordum. Hepsi gelip beni kucaklayıp öpmeye başladı. Hayatımda hiç o kadar kişi tarafından öpülmemiştim. O gün hiç sahip olamayacağım kadar kardeşim oldu.

İlk başlarda ailem, onlara karşı tuhaf olabileceğimden endişeliydi. Her halde Ak-47 ve birkaç el bombasıyla saldıracağımı zannettiler. Fakat çok kısa bir sürede bu dinin beni daha iyi biri yaptığının farkına vardılar. Bir süre sonra babam benden bir Kur’an istedi ki ben buna çok sevindim. Bana dedi ki: sen Müslüman olduğundan beri çok daha iyi biri oldun. Çok daha güvenilir oldun. Eğer arabam bozulursa beni alman için seni arayabilirim. Eskiden olsaydı, oğlum şimdi kim bilir nerelerde içiyor, kafa çekiyor derdim.

Umarım sizi çok sıkmamışımdır. İnşaallah hepinizle cennette kebap yemek için görüşmek üzere. Esselamü aleyküm.

Not: Bu yazının görüntülüsü de vardır. İsteyen internet’ten “Avusturyalı bir gencin Müslüman oluşu hikayesi” ne bakabilir.

 

Bu yazı toplam 377 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.