1. HABERLER

  2. SPOR

  3. Avukatlar Günü! (oğlum’a)
Avukatlar Günü!  (oğlum’a)

Avukatlar Günü! (oğlum’a)

“Hiç kimse onu bulandırmadığı ve ihlal etmediği sürece hukuk, teneffüs ettiğimiz hava gibi görünmez ve tutulmaz bir şekilde etrafımızı kaplar. Hukuk...

A+A-
1

“Hiç kimse onu bulandırmadığı ve ihlal etmediği sürece hukuk, teneffüs ettiğimiz hava gibi görünmez ve tutulmaz bir şekilde etrafımızı kaplar. Hukuk ancak kaybettiğimizi anladığımız zaman değerinin farkına vardığımız sağlık gibi sezilmez bir şeydir.” Pierre Calamanderi

     5 Nisan, insanların en zor dönemlerinde var olan, özgürlüğün ve bağımsızlığın savunucuları Avukatlar’ın günü! Acımız büyük diyen avukatların, bu yıl avukatlar günü buruk ve üzüntü içinde geçti. Bir hafta önce Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın görev başında, acımasızca teröre kurban gitmesi ülkemizi yasa boğdu. Özellikle de hukukçuları hem etkiledi hem de derinden yaraladı. Adaletin savunucuları sacayağı gibidir. Hakim-Savcı-Avukat.  Bunları birbirinden ayrı görmek ve düşünmek, adalet ve hukukun sıkıntıya düştüğünü gösterir. Ancak son yaşanan olayı Avukatlara yüklemekle, hukuk adamlarını, diğer taraftan güvenlik görevlilerini karşı karşıya getirmek isteyen kimseler, ülkemizi kaos ortamına sürüklemek istemektedirler. Çağlayan Adliyesindeki güvenlik zafiyetini, Avukatlara çıkarmak ne kadar gülünç ve hatalı. Avukat yargının, adaletin ve adliyenin ayrılmaz bir parçası olup, güvenlik yönünden bir tür “olağan şüpheli” olarak görülemez. Ben bir avukat babası olarak sesleniyorum. Boş laflarla kamuoyunu yanıltmayalım. İktidarlar, siyasiler gelip geçidir. Hak ve hukuk kalıcıdır. Bugün kendi meslektaşlarından Avukat Çelebi Araz’ın yazısını okuyunca, bana fazla bir şey demek düşmez diyerek birlikte okuyalım yeniden. Bu cübbe; Adnan Menderes’i, Deniz Gezmiş’i, Recep Tayyip Erdoğan’ı, Abdullah Gül’ü, Necmettin Erbakan’ı, Mandela’yı, Bülent Ecevit’i, Pınar Selek’i, Çetin Altan’ı, Mustafa İslamoğlu’nu, Kenan Evren’i, Abdullah Öcalan’ı, Orhan Pamuk’u, Ahmet Türk’ü, Leyla Zana’yı, Aliya İzzetbegoviç’i, Erdal Eren’i, Emine Şenlikoğlu’nu, Yaşar Kemal’i, Ali’yi, Veli’yi, Fatma’yı, Ayşe’yi, avukatları öldürenleri kısacası hakim önüne çıkan ve talep eden herkesi dinine, diline, ırkına, mezhebine, ne ile suçlandığına, görüşüne, vatandaşlığına bakmadan ve kimseden korkmadan savunma kürsüsünde temsil etti. Ve bundan sonra da temsil etmeye devam edecek.    Çağlayan’da bir terör saldırısı sonucu Savcımız Mehmet Selim Kiraz yaşamını yitirdi. Ama birileri ısrarla bunu avukatlara ve avukat haklarına yönelik bir algı operasyonuna döndürmeye çalışıyor.    Ulusal çapta yayın yapan gazeteler manşetlerinde hayâsızca “avukat terörü” manşetleri atıyor. Birileri, gene birilerine yaranmak için avukatlara saldırıyor ve avukatlara yasa ile tanınan hakların kısıtlanmasından söz ediyor.    Sanki bu işin sorumlusu avukatlarmış gibi, avukatların adliyeye girişlerinde üstleri aransın deniliyor. Ama yedikleri haltların çokluğundan veya laf söyleyemedikleri meslek gruplarına güvenemediklerinden olsa gerek, neme lazım diyerek cesaret edip silahla ve aranmadan adliyeye giren hâkim-savcı-polis-jandarmadan bahsedemiyorlar.    Şunu iyi bilin ki;    Mehmet Selim Kiraz’ın ölümüne en çok biz avukatlar üzüldük.    En çok biz korktuk.     Savcımızın çocuğunu görüp, endişe ile çocuklarımızı gözümüzün önüne getiren ve ağlayan bizdik. Sabah evden her ayrıldığımızda acaba bu akşam evimize sağ salim dönebilecek miyiz endişesini her gün taşıyan bizleriz.    Her gün hakarete uğrayan, dövülen, yaralanan, tehdit edilen, öldürülen bizleriz.    Evet savcımız için çok üzüldük.    Ama savcımızın umrede çekilmiş fotoğrafları üzüntümüzü ne artırdı ne de azalttı. Biz değil Umre’de; kilisede, cem evinde, sinagogda veya başka bir yerde fotoğrafları yayınlansaydı gene üzülecektik.    Çünkü o bizim meslektaşımızdı, hukuk fakültesinden sıra arkadaşımızdı, iş arkadaşımızdı, adliye koridorlarında her gün karşılaşıp günaydın dediğimiz BİR İNSANDI.     Avukatların hakları meselesine gelince;    Biz vekiliz sizler müvekkil, biz temsilciyiz sizler asilsiniz. Biz her zaman sizi temsil ederiz ve bu hani size batan avukat hakları da sizin için kullanırız.    Esasında avukatların hakları sizin haklarınız. Bu size batan avukat hakları sizin adil yargılanma, baskı altına alınmama, özel yaşamın gizliliği, savunma ve diğer haklarınızın teminatıdır. Üstümüzün, çantamızın, ofisimizin, evimizin aranması bizim için önemli değil.    Keyfi gözaltına alınalım önemli değil.    Dosyayı incelemeyelim o da önemli değil.    Ama yarın bize verdiğiniz ve gizli kalması gereken belge ve bilgiler birilerinin eline geçtiğinde, Bize verdiğiniz belgelere birileri el koyduğu için mahkemeye/savcılığa ibraz edemediğimizde,      Sırf duruşmanıza katılmayalım diye birileri bizi keyfi alıkoyduğunda,     Dosyanızı inceleme imkanına sahip olmadığımız için, sizin neyle suçladığınızı bilmediğimizde     Kapımıza gelip bizi suçlamayın ve ağlamayın.     BİZLER VEKİL, SİZLER ASİLSİNİZ. HAKLARIMIZ BİZİM DEĞİL SİZİNDİR, TAKDİR DE. Molierac’ın bir sözünün son cümlesi çok hoşuma gitmiştir. “Avukatlar esir kullanmadılar, fakat efendileri de olmadı.” Yargının kurucu unsuru olan Avukatlık mesleğinin kamu hizmeti olması mesleğin ifasında, yaşanan sorunların göz ardı edilmesi gerçeğini ortadan kaldırmayacaktır. Demokratik hukuk devleti ilkesi ve hukuka bağlılık olduğu asla unutulmamalıdır. Özellikle, hukukçuların ve avukatların birilerinin yanında veya karşısında değil, hukukun yanında, hukukun gereklerine uygun hareket etmesi elzemdir. HERKES İÇİN ADALET, ADALET İÇİN AVUKAT Sizler, savunanlar kim olduğunuzu, mevkiinizi, makamınızı gayet iyi bilenlerdensiniz. Özgürlüğünüzün, bağımsızlığınızın karşısına çıkartılacak bilançonun hesabını da vermeye her zaman hazır olunuz. İstanbul’da olduğu için,  avukat olan oğlumuzda yok yanımızda. Neyse canı sağ olsun, mutlu olsun, gelecek günler ve yaşam onları bekliyor. Biz büyükleri olarak onların iyi insan olması için gerekeni yapmaya çalıştık, çalışıyoruz. Daha önce de yazmıştım; Kayseri’ye gittiğimizde, dedesi devamlı bana bakarak takılır; “Baba oğluna bir bağ bağışlamış da; oğlu ona bir salkım üzüm vermemiş.” diye! Biz ne bağ bağışlıyoruz, ne de bir salkım üzüm istiyoruz! Ona gönülden sevgimizi bağışlıyoruz. Ne kadar büyüseler de onlar bizim çocuklarımız... Yaşam ve yaşamak en güzel günlerde onların da hakkı... Geçen yıl gününüzde birlikte olamadık. Bu sene de olamayacağız. Sevimli kara gözlü, şimdi ise yakışıklı delikanlı olan oğlum. Gerçi kuzguna yavrusu güzel gelirmiş derler. Öyle de olsa böyle de olsa benim oğlum, aslan oğlum gerçekten yakışıklı. Sana ne şirket, ne villa, ne de bir araba gönderiyorum. Sana yüreğimi gönderiyorum. Bize yük olmamak için çabalıyorsun ama hayatın, yaşamın gerçeklerinden kaçamazsın.            Yaşam da seni nasıl bir hayat bekliyor bilemem ama, sen benim kara gözlü, sevimli küçük oğlumsun.   Haktan ve adaletten ayrılma, haklının ve yoksulun yanında ol devamlı. Haksızlığa devamlı barikat ol! Para-pula köle olma! Onurlu ol, dürüst ol! Her zaman yanındayız.    Gününüz kutlu olsun oğlum!  
Bu haber toplam 351 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.