1. HABERLER

  2. SPOR

  3. AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU

Ar. Gör. S. Zahit KARA Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Kamu Hukuku Anabilim Dalı İkinci dünya savaşı öncesi ve sonrasında...

A+A-
Ar. Gör. S. Zahit KARA Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Kamu Hukuku Anabilim Dalı İkinci dünya savaşı öncesi ve sonrasında yaşananlar kişi hak ve hürriyetlerinin salt ulusal düzeyde korunmasının kişilere gerçek bir güvence sağlamadığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu nokta, devletleri insan hakları konusunda yeni arayışlara itmiş, insan haklarının uluslararası boyutta korunmasının gerekliliği, Birleşmiş Milletlerin doğuşunda etkili olmuştur. Birleşmiş Milletlerin doğuşundan kısa bir süre sonra İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edilmiş, bu noktadan sonra insan hakları düzenlemeleri ulusal düzenlemeler olmaktan çıkıp evrensel nitelik kazanmışlardır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine eklenen 11 nolu protokol ile sözleşme sisteminde köklü değişiklikler yapılmış, bireylere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru yapabilme hakkı bu protokol ile tanınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile düzenleme bulan kişi hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla birtakım koruma mekanizmaları geliştirilmiş, denetim organları kurulmuştur. Bu yolla sözleşme ile güvence altına alınan bir hak ve özgürlüğü çiğnenen her kişi, ilgili sözleşmeci devlet aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel şikâyet başvurusunda bulunabilecektir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11 nolu protokolü bireyi uluslararası alanda söz sahibi yapmıştır. Bireyin sözleşme ile tanınan temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmesi halinde, ihlali yapan devlet aleyhine, sözleşme ile getirilen denetim organları önünde denetlenmesini sağlamıştır. Sözleşme böylece, insan haklarının korunması hususunda ulusal koruma düzeyinden uluslararası koruma düzeyine geçişi sağlamış ve bireyin haklarının korunmasını, sözleşme ile denetim mekanizmaları getirmek suretiyle güvence altına almıştır. Bugünün asıl konusu özellikle insan haklarının nasıl ciddiye alınacağı mevzusudur. Dworkin’in ifadesiyle insan hakları ne bir ideoloji, ne de bir düşünce sistemidir. İnsan haklarının, bireylerin ve toplumların yaşamında anlamlı bir temele sahip olması için eyleme dönüştürülmesi gerekmektedir. Bu husus da, insan haklarının korunmasını ve gözetilmesini sağlamak için, insan haklarının tanınmasının ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Bu durum da bireysel başvuru mekanizmasının önemini tekrar gözler önüne seriyor. Sözleşme ile getirilen hakların denetiminin güvence altına alınmasını sağlamak maksadıyla kurulan denetim mekanizmalarının yargı organı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesidir. Sözleşmede düzenlenen bu haklardan herhangi birinin sözleşmeci devletlerden biri tarafından ihlal edildiğini öne süren her kişi, hükümet dışı kuruluş ya da kişi topluluğu, ihlali gerçekleştiren devlet aleyhine, mahkemeye bireysel başvuruda bulunabilir. Bireysel başvuru mekanizmasının kullanılabilmesi için birtakım şartların mevcut olması gerekmektedir. Bu şartları; yapılan bireysel başvurunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile düzenlenen haklara ilişkin olması, bir ihlalin mağduru olma, mağduriyetin güncel, menfaatin doğmuş olması, menfaatini ihlal ettiğini ileri sürdüğü karşı tarafın devlet olması şeklinde sıralayabiliriz. Bireysel başvuru yazılı dilekçe ile yapılır. Uygulamada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yazılan bir mektup hüviyetiyle ortaya çıktığı gözlenmektedir. Başvuru tarihi, yazılı dilekçede belirtilen başvurunun yapılmış olduğu tarih olarak belirlenmektedir. İnsan Hakları Mahkemesi, bireysel başvuruyu öncelikle kabul edilebilirlik yönünden incelemektedir. Bu kabul edilebilirlik incelemesi yapılırken öncelikle 6 aylık süre şartına uyulup uyulmadığı ve var olan iç hukuk yollarının tüketilmiş olup olmadığı incelenmektedir. Sonrasında ise başvurunun imzasız olup olmadığı, daha önceden incelenmiş olup olmadığı, sözleşme hükümleri ile bağdaşmaz olup olmadığı, dilekçe hakkının kötüye kullanımı teşkil edip etmeyeceği, var olduğu iddia edilen mağduriyetin önemli olup olmadığı, başvurunun açıkça esassız olup olmadığı incelenecektir. Bu şartların birini taşıması halinde dava reddedilir. Ülkemizin bireysel başvuruyu kabul etmesinden bugüne, yaklaşık 27 yıllık bir süre geçmiştir. Bu süre içerisinde sözleşme organlarının, ülkemize ilişkin çok sayıda kararı olmuştur. Söz konusu kararlar doğrultusunda bu düzenlemeleri, demokratik bir toplum yapısının bunu gerektirmesi sebebiyle, iç hukukumuzda uygulamalı, gerekli düzenlemeleri yaparak, ortaya çıkabilecek hak ihlallerinin önüne geçilmesini sağlamalıyız. 2010 yılında yapılan Anayasa değişiklikleri ile getirilen Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının da bireylere tanınması neticesinde, ulusal düzeyde, sözleşme ile tanınan hak ve özgürlüklere ilişkin ihlallerin denetlenmesi artık daha etkili olacaktır. 23 Eylül 2012 tarihinde başlayan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı ile, Türkiye'ye karşı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açılan davaların sayısını azaltmak amaçlanmaktadır. Yeni getirilen sistemin hem bireylere tanınan hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesini daha etkin bir şekilde denetlemesini hem de uluslararası alanda ülkemizin karşılaşabileceği sorumlulukları minimuma indirmesini umut ediyoruz.
Bu haber toplam 191 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.