1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Anneler günü! (Benim annem öldü) (2)
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Anneler günü! (Benim annem öldü) (2)

A+A-

kose-yazisi--alaattin-karaer-013.jpg

     

Yarın anneler günü!

     Yaşarken insanın başına neler geliyor kestirmesi inanılması güç. Nereden nereye… Kimin aklına gelirdi, Kayseri’den İzmir’e okumaya gideceğim. Hem çalışmak ve okumak zorunda kalacağım. Komşular anneme takılıyorlarmış. Sen oğlunu unut artık, buradan da kız arama ona, İzmir’e giden eli boş dönmez demişler. Dedikleri gibide oldu. Öğrenciyken birde İzmir’li eşimle evlilik. Hani bir söz vardır; “Hem kel hem fodul” diye! Belki de eğitimli bir ailede yetişememenin verdiği, kendi ayaklarımızın üzerinde durma, kendini ispatlama ve gençlik heyecanı…

     Birde bunlar yetmiyor gibi, annemin devamlı telkinleri;”hemen çocuk yapın, yoksa ne olur ne olmaz, sakın hap-map kullanmasın gelin, hap kullananların ilerde çocuğu olmazmış” sözleri. Durduk yere kafa karıştırmak. O kadar okumamıza rağmen, ne dense toplum olarak, koca karı laflarına, batıl inançlara daha fazla ilgi duymamız.

     Gel de çocuk yapma! Ya annemin dediği gibi ilerde çocuğumuz olmazsa! Onun içinde elimizi çabuk tutmamız gerekliydi. Başka şeylerde değil de nedense bunda söz tuttuk.

     20 Aralık sabahı, Kayseri’den gelen annemle doğum sancısının son anlarına gelen eşimi Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine götürdük. Bende hastaneye 200-300 metre ilerde çalıştığım Un fabrikasındaki işime gittim. Öğle paydosunda hastaneye doğumhanenin kapısına gittiğim de annemi beni beklerken bulmuştum. Kızın oldu, canın sağ olsun, üzülme dediğini hatırlıyorum. Erkek çocuk isteği yerleşmiş olan beynimizde başka bir alternatifimiz yoktu. Yürürken ayağı takılıp tökezleyen insanın acı gülüşü gibi bir tebessüm, yüzümün ve kulaklarıma kadar kızardığını hisseder gibi olmuştum. Sanki utanılacak bir iş yapmış insan gibi kendimi suçluluk içinde hissetmiştim.

     Hastane odasına girdiğimde, eşimin yüzüne hiç bakmayışımı her defasında söyler. Şu anda düşünürken dahi kendimi suçlu hissediyorum. Haksızdım. Kimsemizin olmadığı koca İzmir de eşim, ben ve annem şimdi ise, bize ilk anne ve baba olma heyecanı yaşatan, canımızdan bir parça kara gözlü, özlemle beklediğimiz çocuğumuz kızımız gelmişti dünyaya! İzmir’ de dört kişi olmuştuk. Annemin isteği olmamıştı, ne kadar erkek çocuk istesek de.  Doğmadan öyle bir erkek çocuk beklentisi ile yoğruluyoruz da, olduktan sonra hiç de öyle olmuyordu. Ne kadar tatlı ve sevimli bir çocuktu kızımız. Gerçi kuzguna da yavrusu güzel gelirmiş. Hiçte öyle değildi. Otobüste, yolda, vapurda sevmeyen ilgilenmeyen yoktu. Fakat kısa sürecekti. Annelik ve babalık duygusunu tatmadan, bir kuş gibi uçacaktı elimizden. Çünkü eşimle ben öğrenciydik. Annem Kayseri’ye götürecekti. Aylarca özlemle kavuşacağımız günleri bekleyecektik. Nitekim de öyle oldu ilkokula başlayana kadar. Aynı özlem devam etti bugüne kadar. İlkokul-Anadolu lisesinden sonra Çankırı Fen Lisesi, Üniversite… İş hayatı… Hep ayrılık… Hep hasretlik… Yaşam buydu demek ki. Mürvetini görür müyüm demişti. Onu da gördü!

     Evet annelerin yeri gerçekten ayrı. “Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar” demiyor muydu türkülerimiz.
     Onlar toplayıcı, onlar barış simgeleri, onlar baba ile çocuklar arasındaki köprü, dengedir. Organik bir bağdır. İyi ruh sağlığının iyi bir annelikten geçtiği bilinmektedir. Anne sevgisinden yoksun çocukların, toplumda problemli kişiler olabildiğini unutmayalım.

     Onlarsız bir aile, onlarsız bir dünya düşünebilir miyiz ? Elbette hayır. Çocuğunu seven bir anne olmalı, ancak onlara bağımlı veya onları bağımlı kılmamalıdır.

     Her gidişimizin dönüşünde, gözlerimi kaçırır, arabama bindiğim gibi gaza basar, dikiz aynasından, annemin su döküşünü, elini akan gözyaşlarını silmek için kaldırdığını görür gibi olurken, sokağı döndükten sonra benim göz yaşlarım akmaya ve hıçkırığa dönerdi. Eğer kızımız varsa arka koltuğunda oda aynı şekilde…

     Artık annemi telefonla da arayamayacağım. Bu sene anneler gününde sesini duyamayacağım. Ona uzun ömürler dileyemeyeceğim. Çünkü benim annem yok artık. Annem öldü benim! 

     Benimde çocuklarım ve torunlarım olduğu halde, her telefon açışım da; kuzum, gadasını aldığım dediğini duyamayacağım artık!

     İçimizdeki çocuk hiçbir zaman ölmedi anne.

     Anne seni sevdiğimi biliyordun,  sevgimi belki belli etmiyordum ama sen bunu biliyordun..

     Ölümünden sonra ilk bayramda mezarına ziyarete gelemeyeceğim. Koronavirüs  yasaklarından dolayı.

     Anneler günün kutlu olsun!

     Kendi annemle birlikte Tüm annelere saygılar sunuyor, yaşayanlara uzun ömürler diliyor, annemle birlikte, aramız da olmayanlara da rahmet diliyorum.

     Ayrıca çocuklarımın annesi eşimin, torunlarımın annesi gelinimizin de anneler gününü kutluyorum!

*    *    *    *     *

     Gadasını almak: Anadolu'nun pek çok yörelerinde kullanılan "dertlerin benim olsun" anlamındaki söz. Günahını almaktır. Hatta en yaygın kullanımı "gadan,belan bana gelsin" şeklindedir. bunun da anlamı söylediği kişinin bu dünyada ve öteki dünyada başına gelecek bütün kötülükleri üstüne almak ve onu her iki dünyada da mutlu etmektir.

 

Bu yazı toplam 6400 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.