1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Anneler günü! (Benim annem öldü) (1)
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Anneler günü! (Benim annem öldü) (1)

A+A-

Sanat kalemi

kose-yazisi---alaattin-karaer-002.jpg

 

     Ülkemizde 1955 yılından bu yana kutlanan anneler günü Mayıs ayının ikinci pazarıdır. Yani bu Pazar.

    Amerika’nın Filedelfiya eyaletinde 9 Mayıs 1966 günü Jarvis isimli bir kızın annesinin ölümü üzerine, onun ve arkadaşlarının önerisini ile gündeme gelmiştir. Amerika Birleşik Devletleri Kongresi Mayıs ayının ikinci pazar gününün Anneler Günü olarak kutlanmasını kararlaştırmıştır.

    Anneler günü ilk kez 1908 yılında kutlandı. Daha sonra bütün uygar ülkelerde kutlanmaya başlandı.

     Kapitalist Ekonomik zihniyeti esas olarak; karlılık, rekabet ve akıcılık diye üç grupta toplamak mümkündür.

     Bu nedenle de tüketime yönelik eğilimlerin aşırı derecede artması için de sermaye sınıfı ellerinden geleni yapmaktadır. Böyle özel günlerde büyük fırsatları beraberinde getirmektedir doğal olarak.

     Günler öncesinden reklamlarla içimize o kadar işliyorlar ki etkilenmemek elde değildi! Fakat bu yıl Koronavirüs her şeyi altüst etti. Kimsede ses görüntü yok. Herkes canının derdine düştü.

          

*    *    *    *     *

     Göz yaşlarıma engel olamıyorum. Süzülen göz yaşlarım masamın üzerine damlıyor.

     Şimdi de ben ağlıyorum.

     Fakat annelerin ağlaması ölene kadar devam ediyor. Kızı varsa, buluğ çağına girerken, gelin olurken ağlar. Oğlu varsa askere, yatılı okula giderken, evlenirken,  benim annem gibileri de kız torunu olduğunda da ağlar, bir de evlat acısı yaşadıysa dur durdurabilirsen.

     Üzüntüde ağlar, neşe ve sevinçte de ağlar.

     Şimdi de ben ağlıyorum.

     Annemde öldü benim!

     Babamın ölümünden 16 ay sonra, 10 gün yattığı, hastanedeki yoğun bakımdaki yatağında, 3 Şubat öğleyin sonsuzluğa göç etmişti.

     Annemle geçen anılarımdan, hatırladıklarımı daha öncede paylaşmış olabilirim.

     Anamı düşünüyorum. Okuma yazması dahi yoktu. Kız çocuğu okur mu diye gönderilmemiş. Yaşamı, bizlerin yanına birkaç gelişi dışında, Kayseri’deki evimiz de, dört duvar arasında geçmişti. Evin işleriyle, kısır bir döngü içinde dolaşıp durmuştu. Biz çocukları, sonra torunları tek meşgalesi ve umudu olmuştu. Onlardan da gerekli ilgi ve saygıyı tam olarak görmüş müdür? oda ayrı bir konu.

     Yıllar önce oturduğumuz gecekondu mahalle çeşmesinden, yıkanmak ve çamaşır için su taşımaktan romatizma olmuştu. O bir fırın olmuştu, hamur yoğurarak ekmek yaparak, o bir elektrik süpürgesi olmuştu, o bir çamaşır makinesi olmuştu, maltız’ın üstünde çamaşır kaynatarak, su kaynatarak bizlere hamamcı olmuştur… O bir ana olmuştu, o bir kadın olmuştu...

     Orta okula giderken, annemle birlikte ağladığımız günleri hatırladım. 6 Mayıs 1972 sabahı, radyodan duyduğumuz, tarihe üç fidan olarak geçen, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın idam edilişini duymuştuk. Annem, dayanamamış ağlamaya başlamıştı, ana kuzuları diye.. Bu milletin ne önünden gidilir, nede arkasında gidilir. Analarınız yüreklerini dağladınız, güzel üniversitesi kazanmışınız diye ağlamasını sürdürmüştü.

     Yıllarca ayrılık ve hasretlik içinde geçen yaşamım. Yaşamımın getirdiği zorunluluk, geçim için yıllarca ayrılık, yılda birkaç kez görüşmenin dışında…

     Annemin sevgisinin eksikliğini hep hissetmiştim içimde. Çünkü liseyi bitirdikten sonra, 42 yıldır bir hafta dahi bir arada olamadık.

     Ben içimde beslediğim sevgiyi biliyor ve hissediyorum. Annemi sevdiğimi biliyorum.

     Yine yıllar öncesine daldım. İnsan ayrı olunca, içine bir hasretlik hüznü çöküyor. “Ölüm Allahın emri, şu ayrılık olmasa” türkülere kadar yansımış.

     Lise’yi bitirmiş üniversite sınavına girmiş sonuçların gelmesini bekliyorduk. Evimizin bahçesinde postacı yolu gözlediğimizde, beklediğimiz zarf gelmişti, çünkü o zamanlar sonucu öğreneceğimiz başka bir yol yoktu.

     Zarfı heyecanla açtım. Annemin heyecanla bekleyişi. Hey gidi günler hey denir ya! İzmir’de Ege Üniversitesine girmeye hak kazandığım yazılıydı. Sevinçle sonucu bekleyen anneme söylediğimde, gözlerinden yaşların aktığını, onunla birlikte benimde aynı duygularla ağladığımı hatırlıyorum. İkimizde ağlıyorduk. Çünkü ayrılık vaktinin geldiği günlere yaklaştığımız duygusunu bir anda ikimizde hisseder olmuştuk ve bu gözyaşları, kısa süre sonra ayrılacağımın gözyaşlarıydı. Ayrılığa hazırlık gözyaşları.

     Belki de yıllarca görüşmemek üzere ayrılacaktık. Öyle de oldu. İzmir-Kayseri 850 Km. Uzun bir yol ve imkansızlıklar. Sonucu öğrenen babam da, sevinmesiyle birlikte, hem okuyup hem de çalışmamın gerekli olduğunu belirtiyordu. Bunun bilincindeydim. Kırılmamıştım, beklediğim bir durumdu. Önemli olan üniversiteyi kazanmaktı. Gençtim, okumanın ve çalışmanın üstesinden geleceğime inanıyordum. Her yaz tatilinde zaten çalışıyordum, hiç önemli değildi. Ya ayrılık, ya hasretlik, işte o insanı etkiliyordu. Kırmızı valizimi alarak ayrılmıştım, gözü yaşlı annemi bırakarak!  Gidiş o gidiş…

                                                    *    *    *    *     *

 

    Maltız: Şu anda pek bilinmiyor sanırım. Bizim kullandığımız büyük yağ tenekesinden yapılmış, İçinde özellikle kok ve taş kömürü yakılarak, yemek pişirme, su ısıtma gibi işlerde kullanılan, ocak.

Devam edecek

Bu yazı toplam 1154 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.