1. YAZARLAR

  2. MEHMET BAYRAK

  3. Anne babanın sevmediği gelini boşamalı mı?
MEHMET BAYRAK

MEHMET BAYRAK

Emekli İlahiyatçı
Yazarın Tüm Yazıları >

Anne babanın sevmediği gelini boşamalı mı?

A+A-

Asrımızın en büyük problemlerinden birisi de kaynana-gelin anlaşmazlığıdır. Bir kısım medyanın allayıp pullayıp ekrana sunduğu kaynana-gelin düşmanlığı, birçok ailelerin suçsuz nedenlerle yıkıldığı, çocukların analı babalı yetim kaldığı bir gerçektir. Çok sevdiğim, dindar bir delikanlı vardı. Evlendi. Bir sene sonra annesi oğluna “Bu gelini boşa” dedi ve ayrıldılar. Oysa genç eşini seviyordu. Tekrar evlendi. Annesi yine bu gelini boşamasını söyledi. Anne! Gelininin suçu ne dedi. Annesi ‘ben onu kıskanıyorum, boşamazsan annelik hakkımı helal etmem’ dedi. Zavallı anasının hatırına onu da boşadı. Üçüncü evlilik yaptı. Anne gene aynı!!!

Gelip durumu bana anlattı ve ne yapacağını sordu. Ben de ona şu olayı anlattım:

Sa’d b. Ebu Vakkas (r.a.) 17 yaşlarında ilk Müslümanlardandır. Annesi Hamne onun Müslüman olduğunu duyunca şöyle dedi:

Yâ Sa'd," dedi. "Vallahi, sen Muhammed'in getirdiklerini inkâr etmedikçe, ben açlık ve susuzluktan helâk oluncaya kadar ağzıma hiçbir şey almayacağım. Sen de bu yüzden anne katili olarak insanlarca ayıplanacaksın." Ve böylece üç gün aç susuz durdu. Sa’d (r.a.) durumu Hazreti Peygamber (sav) e arz edip ne yapacağını sordu. Bunun üzerine şu ayet indi:

“Biz insana anne babasına iyi davranmasını emrettik. Ama onlar, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa onların sözüne uyma! Sonunda dönüşünüz yalnız bana olacaktır. İşte o zaman, vaktiyle yapmış olduğunuz her şeyi önünüze koyacağım.” (Ankebut/8)

… Şu halde eğer ana baba evlâtlarından, Allah’ın varlığını ve birliğini tanımama yönünde, bu sonucu doğurabilecek bir istekte bulunurlarsa bu isteğe uyulmayacaktır. Ancak burada ana babalar, inkâr ve şirkin dışında, açıkça günah ve haram olan başka şeyler buyururlarsa bu buyruğa da itaat edilmez. Zira hiçbir buyruk Allah’ın buyruğundan daha önemli olamaz. Dolayısıyla anne emretti diye (hadislerde de belirtildiği gibi kural olarak) Allah’a âsi olma anlamına gelebilecek hiçbir buyruğa itaat edilemez (Buhârî, Ahkâm / 4; Müslim, İmâre/ 39)

Bu ayet inince Sa’d Annesine gelip: "Ey anne," dedi. "Senin yüz tane canın olsa ve her birini İslâmiyeti bırakmam için versen, ben yine dinimde sabit kalırım. Artık ister ye, ister yeme. Bunun üzerine annesi inadından vazgeçti, yemeye, içmeye başladı.

Şu hadisi de dikkatinize sunuyorum:

Hazreti Ömer’in oğlu Abdullah (ra.) şöyle anlatıyor:

Çok sevdiğim bir kadınla evliydim. Babam Hz. Ömer o kadını beğenmiyordu. Bu sebeple bana: “Onu boşa” dedi. Ben de boşamak istemedim. Bunun üzerine Ömer radıyallahu anh Peygamber aleyhisselâm’a gelerek durumu anlatmış.

Peygamber aleyhisselâm da bana: “O kadını boşa!” diye emretti. (Ebû Dâvûd, Edeb 120; Tirmizî, Talâk 13)

Açıklamalar

Peygamber Efendimiz bir hadisinde: “Allah Teâlâ’nın en sevmediği helâl, eşini boşamaktır” (Ebû Dâvûd, Talâk 3; İbni Mâce, Talâk 1) buyurmuştu. Fakat bu hadiste Abdullah İbni Ömer’i, babasının sözünü dinleyerek karısını boşamaya teşvik ettiği görülmektedir.

Meselenin özü şudur: Sebepsiz yere boşanmak ve bunu âdet hâline getirmek günahtır. Allah Teâlâ böyle kimseleri ve onların bu sorumsuzca davranışlarını sevmez. Ama ortada boşamayı gerektiren bir durum varsa, boşanmakta hiçbir günah yoktur. Hatta bazan boşanmak en iyi çâredir.

Bu hadiste babanın veya annenin sözüne bakarak boşanma konusu üzerinde durulmaktadır.

Hatıra şöyle bir soru gelmektedir:

Bütün anne ve babaların sözüne bakarak eşini boşamak gerekir mi?

Konuyu iki bakımdan ele almak uygun olacaktır.

Biri, hadisimizin râvisi Abdullah İbni Ömer’in özel durumu; diğeri de, daha sonraki devirlerde ve günümüzde yaşayanların durumu.

Abdullah İbni Ömer’e boşanmasını teklif eden baba Hz. Ömer’dir. Hz. Ömer farklı bir insandır. Onun dindarlığı, Allah korkusu ve kul hakkına saygısı, daha sonra gelenlerle ölçülemeyecek kadar üstündür. Adalet timsali olması sebebiyle de kimseye haksızlık etmeyeceği, hele gelinini zor durumda bırakmak istemeyeceği şüphesizdir. Oğluna karısını boşamayı tavsiye ettiğine göre, demek ki gelininde bağışlanamayacak bir kusur vardı. Oğlu Abdullah karısını çok sevdiği için onun bu kusurunu görmüyordu. Çünkü aşırı sevgi insanı sağır ve kör yapar. Seven insan, sevdiğinin kusurunu fark edemez. Gelininde gördüğü kusur, bağışlanması mümkün olan bir kusur olsaydı, herhâlde Hz. Ömer onu bağışlardı. Oğlunu sevdiği kadından ayırmayı ve onu üzmeyi istemezdi. Şu halde bu kusur oğlunun dinî ve mânevî hayatına zarar verecek mahiyette önemli bir kusurdu. Konuyu öğrendiği zaman Hz. Peygamber’in Abdullah İbni Ömer’i hemen yanına çağırması ve ona “Karını boşa!” buyurması Hz. Ömer’in haklı olduğunu göstermektedir.

Vaktiyle Hz. İbrahim’in de oğlu Hz. İsmâil’i ziyarete geldiğinde gelinini beğenmediği ve oğluna karısını boşaması anlamında “Eşiğini değiştirsin!” diye haber bıraktığı, onun da babasının emrini yerine getirdiği bilinmektedir.

Abdullah İbni Ömer eşini boşama konusunda biri babasından, diğeri Resûl-i Ekrem’den olmak üzere iki emir almıştı. Hem öyle bir babaya hem de Resûlullah’ın buyruğuna elbette karşı gelemezdi. Emirlere uydu ve karısını boşadı.

Meselenin bizleri ilgilendiren tarafına gelince: Bir anne veya babanın yahut her ikisinin birden, “Karını boşa!” tarzındaki tavsiyelerini kabul etmek gerekir mi?

Hayır, gerekmez. Hiçbir baba ve anne, bu konuda sahâbîler kadar titizlik gösteremez. Günümüzde bir babanın veya annenin yahut her ikisinin birden oğullarına, senin karının şöyle şöyle kusurları var şeklindeki şikâyetlerine bakarak eşini boşamak doğru değildir. Bir çok anne ve babalar, herhangi bir davranışına kızdıkları gelinlerini kusurlu göstermeye çalışırlar. Onu çeşitli bahanelerle oğullarının gözünden düşürmek isterler. Bazıları da ileri yaşın getirdiği zihnî yorgunluk ve bunama sebebiyle olur olmaz şeyi mesele yaparlar. Aslında yaşlıların bu nevi hissî hükümlerini anlamak o kadar zor değildir.

Bir insan anne ve babasının eşiyle ilgili şikâyetlerini bizzat değerlendirmeli ve bu konuda kararı kendisi vermelidir. Zamanla ve bilhassa eğitim yoluyla giderilmesi mümkün olan hataları ve noksanları büyütmemelidir. Çok zor durumda kalındığı zaman, dindar ve aklı başında kimselere danışmalı, onların görüş ve tecrübelerinden faydalanmalı ve ona göre son kararını vermelidir.

Bu yazı toplam 769 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.