1. HABERLER

  2. SPOR

  3. Anız yangınları neden önlenmiyor?
Anız yangınları neden önlenmiyor?

Anız yangınları neden önlenmiyor?

Ülkemizde, tarla ürünleri bir yıl ekilir. Tarla bir yıl dinlendirilir. Sonraki yıl yeniden ekilirdi. Ancak tarım konusunda bilgiler artıkça, yılda iki...

A+A-

Ülkemizde, tarla ürünleri bir yıl ekilir. Tarla bir yıl dinlendirilir. Sonraki yıl yeniden ekilirdi. Ancak tarım konusunda bilgiler artıkça, yılda iki ürün, üç ürün alma, ya da her yıl ürün alma isteği ve bilgisi toplumun gündemine girdikçe işler çığırından çıktı. Bu bilinç arkasından anız yakma gibi bilinçsizliği ve çarpıklığı getirdi. Son elli yıldan beri anızlar yakılmaktadır. Dolayısıyla toprak yakılmaktadır. Börtü böcek yok edilmektedir. Doğanın dengesi giderek bozulmaktadır. Anız yangınlarının en çok görüldüğü iller arasında Kırıkkale ve Kırşehir gelir. Sonbahar dönemi geldiğinde, bu bölgede yolculuk yaparsanız, her gün üç beş tarlanın yakıldığını görürsünüz. Dönem içerisinde Keskin’den başlayan, Hamit Kasabasına ve oradan Akpınar İlçesine ve Çuğun Barajına kadar uzanan arazilerin yarıdan çoğu yakılır. Yaktırılır. Aslında anız yangınları hesaplı kitaplı yapılıyor. Özellikle tarla sahibi otomobili- traktörü ile tarlanın başında bulunuyor. Rüzgârlı günü bekliyor. Durumuna göre tarlayı, benzin, mazot yanık yağ gibi yanıcılarla  ateşe veriyor. Rüzgâr ateş yumağını önüne alıyor. Tarlanın sonuna vardırıyor. Artık yangın rüzgârın esiş hızına göre, tarlada kalan sap ve otların çokluğuna göre, aynı anda, aynı yönde, ateş topu yuvarlanarak tarlanın sonunu bulduruyor. Doğrusu tarla sahipleri, anız yakmada epey hüner kazanmış görünüyorlar. Öyle anlar oluyor ki yangında çıkan duman eli yüz metre yükseklere kadar çıkıyor. Eli yüz km. uzaktan görülebilir kokusu daha çok uzaklarda duyulabilir oluyor. Yol boyunda seyahat ediyorsunuz. Rezilliği görüyorsunuz. Dayanamıyorsunuz. Elinizden bir şey gelmiyor. Ancak üzülüyor. Sorumlulara beddua yapıyorsunuz. İşin en tuhaf tarafı yolculuk sırasında bir yerde duruyorsunuz. Bir çeşme başı, bir ağaç gölgesi gibi. Bir de bakıyorsunuz. Yanıbaşınızda elleri silahlı, üç-beş kişi devlet görevlisi görülüyor. Sizi uyarıyor. “Buralarda hırsızlık olayları oluyor. Aracınızın camlarını kapalı tutun. Kapılarını kilitli tutun”. Önce mutlu oluyorsunuz. İşte benim devletim diyorsunuz. Sonra üzülüyorsunuz. İyide hırsızdan sizi korumaya çalışan, sizi uyaran görevliler, aynı zamanda bu alanda olan, olacak olan yangınları önlemekle de, yangını çıkaran suçluyu bulmakla da görevli.  Adalete teslim etmekle de görevli. Düşünüyor ve şaşırıyorsunuz. İyi de bu görevliler kilometrelerde uzaktan görülebilen, kokusu duyulabilen bu anız yakma olaylarına gereken hassasiyeti neden göstermiyorlar? Neden yangını çıkaran kişi ya da tarla sahiperini görmek-bulmak, adalete teslim etmek görevlerini yerine getirmiyorlar? Neden yangının önlenmesinde sorumlu muhtarları ve ihtiyar heyeti üyelerini ve de yangın bölgesindeki halkı göreve yönlendirmiyorlar? Bak kardeşim Tarla senin olabilir. Ancak tarla aynı zamanda milli servettir. Kimsenin milli servete zarar verme hakkı yoktur. Aynı zamanda hasat sonu tarlada kalan otlar ve saplarda bir milli servettir. Yerüstü zenginliğimizdir. Çünkü sap- ot saman olur. Hayvanlar bununla beslenir. Sonucunda saman ve ot, et ve süt olur. Aynı zaman da tabii gübre olur. Bütün bunlar canlılar için, özellikle de insanlar için yaşam kaynaklarıdır. Bu nedenle tarlaları yakamazsınız. Yaktırmamalısınız. Tabiattaki denge bozulmaktadır. Yangın sırasında yanan canlılar var. Bunları yok edersen, gelecekte tarlalarda farelerle, süne, kene, kımıl denen zararlılarla baş edemezsiniz. Verim düşüklüğünün önüne bir süre sonra geçemezsiniz. Size yazık. Ülkemize de daha çok yazık.

Bu haber toplam 286 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.