1. YAZARLAR

  2. MEHMET BAYRAK

  3. Adnan Menderesle ilgili bir makale
MEHMET BAYRAK

MEHMET BAYRAK

Emekli İlahiyatçı
Yazarın Tüm Yazıları >

Adnan Menderesle ilgili bir makale

A+A-

17 Eylül 1961 Menderesin idam edildiği gündür.
Size tipik bir zihniyeti, tipik bir misalle anlatmaya çalışacağım. Bahsedeceğim zat Adnan Menderes’tir. Allah taksiratını affetsin. Hata ve sevapları sadece kendisine ait olsaydı, geçmiş şeylerden bahsedip hatırasını incitmek istemezdim. Fakat bu zat 1960’daki o feci sükutuyla (düşüşüyle) milleti de felakete sürüklemiş, bir takım tufeylilerin (asalakların) başımıza bela olmasına sebebiyet vermiştir. 
Menderes’in İslâmî görüşünden, dine karşı muamelelerinden bahsedeceğim. Önce bir vakayı anlatayım: 1952 ilâ 1956 yılları arasında Ankara’daki Siyasal Bilgiler Fakültesinde okuyordum. Fakülte binasına birkaç yüz mesafede Cebeci camiî inşaatı vardı. henüz temelleri yeni atılmış ve ancak bodrum katının betonu dökülmüştü. Halkın verdiği üç beş kuruşluk ilaveler ve zenginlerden tahsil edilen teberrularla inşaat ağır aksak yürüyordu. 
Sabahın erken saatlerinde Ankara’yı dolaşmayı adet edinen Menderes, günlerden bir gün bu cami inşaatının yanından geçer. İlgilenir. Yanılmıyorsam beş bin lira teberru eder ve dernek idarecilerine teşvikkâr sözler söyler. 
Cami inşaatını zaman zaman ziyaret eden Menderes, bir gün bakar ki, kubbe de tamamlanmış. Binanın içine girer. Duvarlarını kubbe hizasına kadar adi yeşil renkte cam mozaikle kaplanmış olduğunu görür, kaşlarını çatar: “Yoo! Bu kadar güzel bir binanın içi böyle adi malzemeyle kaplanmaz. Bu cins mozaik Avrupa’da mutfaklara, helalara kullanılır. bunları sökeceksiniz ve Kütahya’da halis Türk işi ve yüksek sanat kıymeti olan çiniler yaptıracaksınız” der. 
Dernek idarecileri mozaikleri söktürürler. Kütahya’dan nefis çiniler getirtilir ve bu gün içi de, dışı da bir şaheser olan o güzelim Cebeci Camii meydana gelir. Ta o zamanlar duyduğum rivayet aynen budur. 
*
Adnan Menderes’in camilere olan alâka ve sevgisini bilmeyen yoktur. İsmet Paşa zamanında yıkılmaya terk edilen büyük camilerimiz umumiyetle onun zamanında restore edilmişlerdir. Süleymaniye, Eyüp Sultan, Nusretiye ve daha niceleri. Eyüp Sultan Camiinin şimdiki nefis halılarını o yaptırmıştır. 
İstanbul’un imarı ve geniş yollar açılması sırasında yerle bir edilen 20-30 kadar Camiye mukabil, yurdun her yerinde 1950-1960 yılları arasında tam 10 bin’e yakın yeni cami inşa edilmiş veya harabiyetten kurtarılmıştır. Hem de Celal bayar’a rağmen. 
Adnan Menderes’in, oğlu Yüksel’e Din dersi vermesi için Merhum Celal Hocayı vazifelendirdiğini de şahsen bilenlerdenim. 10 senelik Başvekilliği sırasında İmam-Hatip okulları, Yüksek İslam Enstitüsü açılmış, öncekilerin yasak ettiği Ezan-ı Muhammedî (s.a.) okunmasına izin verilmiş, millete nisbeten rahat nefes aldırılmıştı. 
Bunlar madalyonun müsbet tarafıdır. Şimdi bir de ters tarafını çevirelim, bakalım neler göreceğiz:
Cebeci Camiinin çinileri ilgilenen bu zatın, on senelik başvekilliği zamanında bir kerecik camide namaz kıldığı, bayramlara olsun geldiği görülmemişti. Kendisine berbat yardımcılar seçmişti. Londra uçak kazasında ölen özel kalem müdürünün kasası açıldığında, İnönü’nün adamı olduğunu ispat eden vesikalar bulunmuştu. Hele Ahmet Salih Korur’u, yani masonların başını başbakanlığa müsteşar yapması affedilir tenakuzlardan değildir. 
80 küsur yerde şube açan ve komünistlerle savaşan Milliyetçiler Derneğini bir gecede kumarhane basar gibi dağıttırmış ve bir mahkemeye (temyiz yolu kapalı olarak) 10 lira para cezasıyla kapattırmıştı. Bu suretle dindar gençliğe korkunç bir darbe vurmuştu. 
İslam Demokrat Partisini kapattırmıştı. Müslüman bir parti haline gelen Millet Partisini kapattırmıştı. 
Sayıları 33 adedi bulan Müslüman gazete ve mecmualar (dergiler) için “kara basın” tabirini kullanmış, bunların sahiplerini perişan etmiş ve hepsini kapattırmıştı.
163. maddeyi, muhalefette iken tenkit etmişti. Halbuki iktidara gelince 6187 sayılı kanunu çıkararak Müslümanların esaret zincirini biraz daha sıkmıştı. (Adnan Menderes’ten ibret almayanlar şimdi, İslamiyet aleyhine daha da ağır bir kanun çıkarmak hevesindeler. Ya ülül’elbab).
Menderes’in Gestapo şefi Dr. Namık Gedik ve Adalet Bakanı Müslümanlara kan kusturuyorlardı. Bir Yahudi’den bir fincan kan aktı diye bütün Müslümanlar Malatya hapishanesine doldurulmuştu. 
Ölüm döşeğinde Bediuzzaman’a bile saygısızlık edilmişti. Hacı Süleyman Efendiye işkence edilmiş, vefatında cenazesi bile istediği yere gömdürülmemişti. Din için çalışan Kemal Pilavoğlu en ağır cezalara çarptırılmıştı. Üstad Eşref Edip sebepsiz yere tam 4 ay Sultanahmed cezaevinde yatırılmış, sonra dosyası olmadığı için serbest bırakılmıştı. 
Zaman zaman Müslümanların evlerine baskınlar yapılıyor, gülünç sebeplerle zavallı mü’minler tevkif ediliyordu. Şeriattan bahsetmek yasaktı. Tesettürden, faizin haram oluşundan, İslam’ın Devlet sisteminden bahsedenler soluğu zindanda alırlardı. 
Daha muhalefeti sırasında Bursa’da verdiği bir nutukta “Şeriatı yaşatmayacağız” diyen Celal Bayar, dindarlar üzerinde ağır bir baskı kurmuştu. 
İşte bu da Menderes’in laiklik tarafı.
Menderes bir tipi teşkil ediyor. Hem Müslüman görünen, camilere halılar serdiren, çiniler kaplatan, “Elhamdü Lillah Müslümanım!...” diyen, hem de dindarlara faaliyet imkanı tanımayan bir müstebit. Bu adamı tek taraflı mütalaa etmemelidir. Bunlar tezatlar içinde yüzüyorlar. 
Yakın tarihimizdeki siyasi tipleri bîtaraf bir gözle ve soğuk kanla incelemeliyiz. Zira içinde bulundukları tenakuzlar yüzünden sadece kendileri yanmıyor, millet de mahvoluyor. Ya göründükleri gibi olsunlar, ya da oldukları gibi görünsünler. 

Bu yazı toplam 366 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.