1. YAZARLAR

  2. HATİCE AKGÜL

  3. ADALETİ YOK MU BU DÜNYANIN?
HATİCE AKGÜL

HATİCE AKGÜL

“Ben Ney’im”
Yazarın Tüm Yazıları >

ADALETİ YOK MU BU DÜNYANIN?

A+A-

Deyişini duyar gibiyim.

Acaba adaleti sağlayan dünya mı yoksa adaleti biz dünyadan beklediğimiz için mi mutsuzuz. Artık bir yerden başlamak ve hayat amacının O'nu tanımak olduğunu başımızı duvara vurarak öğrenmek gerektiği bilmeliyiz. Bir garip ahir zamandayız. Diyor ki bir ağabeyimiz artık ahiri de gitti zamanı kaldı... Akışın hızını fark etmedin mi? Zamanın haddi hesabı yok yitip gidiyor tutamıyorsun. Küçükken akşam olmazdı oyun üstüne oyun kurardık. Eve girmek için ezan okumasını beklerdik. Bakkala gidip ekmek alırken başını yiyene kadar bile yavaş geçerdi anlar. Şimdiki çocuklara sorsan zamanın hızından bahseder oldular. Yaklaşıyoruz işte hayatının sonuna yaklaşıyoruz. Şimdi işlerin planı yetişmediğinde kim zamanın adaletsizliğinden bahseder ki. Çünkü hakimi mutlak Allah'ın adaletidir. Bir işe koşturacağın zaman dahi, ondan zaman isteki her konuda olduğu gibi ondan da sana pay çıkarsın. Hazinesi ne bol Allah'ım sana her bir mahlukat kadar hamdu senalar olsun...

Yaşamında başına gelen her bir olay için adalet istiyoruz evet ama, adaletsizliği sağlayanı sorgulamak gerek. İnsan kendini sorgulamaktan hoşlanmaz hiç bir zaman istisnalar hariç tabi. O yüzden hata aramaktan çekinmez. Bulunca da üzerine gider. Dostunun düşman olmasına şaşırma, evladının sana of demesine de ayılıp bayılma. Geçmişte hatalarını düşün ve adaleti sorgulamadığına o anları ara. Gönül onu sağlam tutan dala kırılırmış. Kalbini incitenleri anla ki seni inciten kadar senin Rabbini kaç kere incittiğini bilesin. Madem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı; çalışın, ahiretiniz ağlamasın... Bir gün Resûlullah’ın önünden bir cenâze geçti. Allah Resûlü ayağa kalktı. Kendisine:

“–Yâ Resûlallâh! O bir Yahudî ölüsü idi!..” denildi.

Resûlullah de:

''–O da bir insan değil midir?'' diye mukâbelede bulundu. (Buhârî, Cenâiz, 50; Müslim, Cenâiz, 81)

Yâlâ bin Mürre (r.a.) şöyle der:

'Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’in yanında pek çok defâ seferlere katıldım. Allah Resûlü, herhangi bir insan ölüsüne rastladığında, derhâl defnedilmesini emreder, onun müslüman mı, kâfir mi olduğunu sormazdı.'(Hâkim, I, 526/1374)

Zîrâ O, öyle bir ilâhî rahmetti ki, Allâh’ın bütün mahlûkâtına şâmil olan Rahmân isminin bir tecellîsi idi. Dâimâ Hâlık’tan ötürü mahlûkâta şefkat düstûrunu yaşardı.

Bir gün, müşriklerin şerlerinden iyice bunalan sahâbîlerden bir kısmı, Hazret-i Peygamber’den onları lânetlemesini istemişti. Buna mukâbil Varlık Nûru:

''Ben lânetçi olarak değil, âlemlere rahmet olarak gönderildim.'' buyurdu. (Müslim, Birr, 87)

O’nun en azılı düşmanlarına dahî ettiği duâ şöyleydi:

''Allâh’ım! Bilmiyorlar; Sen onlara hidâyet nasîb eyle!'' (Süyûtî, el-Câmî, no: 3559)

O merhametin en güzîde örneği, bir gün arkasında namaz kılan bir bedevînin:

''–Yâ Rab! Muhammed’le (s.a.v.) bana rahmet et, başkasına etme!'' dediğini duymuştu.

Selâm verince:

''–Genişi daraltıyorsun!'' buyurarak onu îkâz etti. (Buhârî, Edeb, 27; Ebû Dâvud, Tahâret, 136/380)

Resûlullah, sadece yanındakilerin ve yaşadığı muhitin insanı değildi. O, kabîle taassubu, taraf tutma ve taş yürekliliğin hüküm sürdüğü bir muhiti ve diğer muhitleri îman ve İslâm’ın nûruyla yoğurarak bütün insanlığı muhabbet, merhamet ve kardeşlik duyguları ile birleştirici bir noktadaydı. Öyle ki O’nun bu istikâmette gösterdiği muvaffakıyet, beşer târihinin gözlerini kamaştıracak mükemmelliktedir.

Bu yazı toplam 409 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.