1. HABERLER

  2. SPOR

  3. Ada dolmuştaydı! (2)- Burcu Muynak
Ada dolmuştaydı! (2)- Burcu Muynak

Ada dolmuştaydı! (2)- Burcu Muynak

        Av. Burcu Muynak e-mail: burcumuynak@yahoo.com (Bir Öykü)        Güneş, gitgide yükseliyordu. Yolların...

A+A-
Av.Burcu Muynak         Av. Burcu Muynak e-mail: burcumuynak@yahoo.com

(Bir Öykü)

aaa

       Güneş, gitgide yükseliyordu. Yolların kenarında tarlalar. Uzadıkça uzayan bir ince yol. Radyoda Yemen Türküsü çalıyor. Ada’nın dedesinin en sevdiği türkü. Ne acılar yaşatmıştı savaşlar insanlara. Nasıl bir duyguydu ki bu; giden gelmiyor acep nedendir dedirtiyordu… Nasıl bir acıydı ki bu böyle bir melodi çıkabiliyordu. Ne kadar da insandılar bu türküyü yakanlar… Ya Ada ne kadar insandı? Edirne göründü ama önce Selimiye Camii… Meriç nehrinin kenarında bir çay bahçesine gittiler. Nehrin ortasında eski bir köprü. Akan bulanık sular. Sert esen bir rüzgar. Ama sıcacık bir yudum çay. Ada ağız dolusu gülümsüyordu bu tabloya. Doğanın içindeydi. Sade, masum bir tablonun içinde kendine yer bulmuş beyaz bir bulut gibi hissetti kendini… Abdullah bey, Ada’nın hayatında kopan fırtınaları bilmediğinden bir bardak çaydan neden bu kadar mutlu olduğunu anlayamıyordu. Adliyede iki memurla sohbet etti. Memurlardan biri asık suratlı bir adamdı. Kırmızı kazak bile görüntüsünü yumuşatamamıştı. Ama arkadaki memur güleç yüzlü bir adamdı.  Adı Ahmet idi. İki çocuğu vardı. Kızı öğretmendi. Annesi ve babası ölmüştü. Bunu söylerken yüzündeki aydınlığa bir hüzün çöktü. Ada, tam bir sene önce bugün ölen halasını düşündü. Onu hayatta karşılıksız seven ve hiç üzmeyen kişiyi, aslında anneliği olan hala dediği o şefkatli kadını… Başını öne eğdi. Hayır burası ağlayacak yer değildi. Yine gamzelerini çıkararak gülümsedi. Selimiye Camiinin avlusunda şöyle bir bakındı etrafına. Ne kadar da muhteşem bir yapının içindeydi. Camiden usulca içeriye bakındı. Çizmelerini çıkararak içeriye girdi. İçeride kocaman avizeler ve kocaman yazılar dikkat çekiyordu. Buranın bambaşka bir ruhu vardı. Ayağına değen halının yumuşaklığı, yürüdükçe huzur bulan ruhuyla sırtındaki yükleri bir bir kenara koydu. Camiinin ortasındaki minik havuzdan bir avuç su içti. Ağzını eliyle sildi. Kadınların oturduğu bir köşeye çekildi ve evden getirdiği Kur’an-ı Kerim i okumaya başladı. Ayetler ardı ardına okunduktan sonra titreyen ellerini Yaradan’a açtı. Tüm sevdiklerine dua etti. Tüm sevdiklerinin ölülerine ve de adliyedeki memur Ahmet‘in annesine, babasına… En çok da halasını düşünüyordu. İçinde derin bir özlem ve yokluk hisseti. Gözleri nemlendi. Burada ağlayabilirdi. Başına örttüğü şal yüzünü de kapamıştı. Dizlerinin üstüne çökmüş ayaklarını bir yana kıvırmıştı. En saf en doğal haliyle ağlıyordu. İçinde ne kadar sevgi varsa hepsini bir bir düşündü, hissetti… Yüreğinde ne kadar karanlık kör kuyu varsa her birinin içine dalıp çıktı. Gözyaşları sicim gibi akarken yüzünü örten şalın arkasına sığındı. Kimsenin de gördüğü yoktu zaten… Hiç gitmek istemiyordu ama gitmeliydi. Son bir kez bu muhteşem camiinin içinde gezinerek avluya çıktı. Caminin hemen yanındaki müzeye daldı. Müzenin ortasında minik yemyeşil bir bahçe vardı. Nasıl da huzur doluydu bu taş duvarlar. Ahşap masalar ve sandalyeler gelişigüzel atılmıştı bahçeye. Müzenin en son odasına girdiğinde yaşları en fazla 10 olan erkek çocuklarının hocalarıyla okuduğu Kur’an-ı Kerim’in kelamı her yeri inletti. Kötü ruhlara karşı belki de en etkili ilaçtı bu… Camiye gelen yoldaki eski çarşıdan alışveriş yaptı, ciğerciden 3 porsiyon ciğer sipariş ederek yola koyuldular. Akşam olmak üzereydi. Isıtmayan ama sapsarı güneş arabanın yanındaki aynalara çarpıyordu. Bir ay sonra sararacak çiçeklerin arasından geçip gelen güneş ışıkları Ada’nın aynadaki yorgun yüzüne değiyordu. Yine Aşık Veysel çalıyordu… Uzun ince bir yoldayım… Güneş uzaklara gitmeye başlamışken taptaze bir hava çöktü yola. Camın düğmesine bastı Ada. Tertemiz biraz da soğuk havaya içine çekti. Yollar güzeldi. Yollar yalnızdı. İstanbul görünüyordu… Çile başlamıştı. Çöktüğü koltukta doğruldu. Hemen önündeki aynaya bakarak saçlarını toparladı. Gitme vakti gelmişti… Evin balkonuna çıktı. Gökyüzüne bakarak kendini sorgulamaya başladı. Ada, hayatta kendisine verilen tüm sıfatları bir anlığına yok sayarak gözlerini kapadı. Her bir sıfat ayrı bir yük demekti. Ama önce insan olmayı seçmeliydi. İnsan olmayı başarabilirse diğer sıfatların da hakkını verecekti elbet.       Peki insan nasıl olunurdu? Derin bir düşünceye daldı…      
Bu haber toplam 152 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.