1. HABERLER

  2. SPOR

  3. Ada dolmuştaydı! (1)-Burcu Muynak
Ada dolmuştaydı! (1)-Burcu Muynak

Ada dolmuştaydı! (1)-Burcu Muynak

        Av. Burcu Muynak e-mail: burcumuynak@yahoo.com (Bir Öykü)            Ada, dolmuştaydı. Yüzüne düşen...

A+A-
Av.Burcu Muynak         Av. Burcu Muynak e-mail: burcumuynak@yahoo.com

(Bir Öykü)

   ADA

       Ada, dolmuştaydı. Yüzüne düşen perçemlere dokunmadan kirli bir koltuğun başına dayamıştı yüzünü. Dolmuş çukur yollardan geçiyordu. Ada kucağındaki çantayla birlikte sallandıkça söylenmeye başladı. Derken telefonu çalmaya başladı. Arayan bir hemşehrisi idi. Tanıdık bir avukat arıyorlardı. İşi kabul etti. Ada, hemşehrisinin yönlendirdiği Abdullah beyin bir alacağını tahsil amacıyla Edirne’ye gidecekti. Sabah erkenden kalktı. Ofisin altındaki pastanede buluştular. Ada arabaya biner binmez sormaya başladı: “ CD çalarınız var mı?” “Var ama CD yok!” “Ben de var” dedi Ada ve Kurtalan Ekspresin bir albümünü verdi yeni müvekkiline. “Türkü sever miydiniz?” “Severim avukat hanım. Hatta ben bağlama da çalıyorum” Ada kara düzen bağlama çalan bu Anadolu insanı ile iş yapacak olmanın mutluluğu ile CD yi dinlemeye koyuldu… Aylardır bitmek tükenmek bilmeyen bir koşturmacanın içinde boğulmuştu.   Dünya onun omuzlarında dönüyor gibiydi… Adeta kurulu bir bebek gibi oradan oraya yetişmeye çalışırken zaman acımasızca akıp gidiyordu. Bir tek türkü söylerken zamanı durdurabiliyordu… İstanbul’u Edirne’ye bağlayan yollara akıttı tüm yorgunluğunu. Abdullah bey Anadolu’nun en köklü topraklarında büyümüş tertemiz bir adamdı. Kara kaşları ve kara gözleri vardı. Ada, bir an gezi eylemleri sırasında ölen Berkin’i düşündü. O da kara kaşlı kara gözlüydü. Büyüse belki o da böyle bir adam olacaktı… Belki bağlama çalacaktı. Olmadı. Kalbi dayanamamıştı. Berkin deyince kendi dertlerinden utandı. Yaşamın içindeydi oysa. İşte bir türkü dinliyordu… Ekmek parası kazanmak için yollardaydı ve sağdı. Ama Berkin kazanılan ekmek parası, ekmeğe dönemeden hayata gözlerini yummuştu… CD çalarda bir problem oldu. Türkü yarıda kaldı. Abdullah bey ne yaptı ne ettiyse CD çaları çalıştıramadı. Kalın parmaklarıyla radyo frekanslarıyla oynamaya başladı. “Derdim çoktur hangisine yanayım” çalıyordu bir yerde. Ada : “Durun bu kalsın! Çok severim bu türküyü” dedi. Bu türkü “El Kapısı” adlı bir Türk filminin son sahnesinde söyleniyordu. Ve kadın, çok sevdiği kocası tarafından türküyü söylerken vurularak ölüyordu… O sahne geldi aklına. Türkü söylerken ölmek…  Hem de masumken. Neyse dedi. Neyse… TRT Radyoydu bu. Ardı ardına çaldı  türküler. “Kerpiç kerpiç üstüne” ,“Eledim eledim”, “Kırmızı gül demet demet”, “Mamoş”, “Merdo” ve daha niceleri… Abdullah bey Ada’nın görüntüsünden bu türküleri bilebileceğini hiç düşünmemişti. Ada bu şaşkınlığı hemen fark etti. “Hiç beklemiyordunuz değil mi bu türküleri bildiğimi” “He vallahi avukat hanım. Ben sandım ki” “Ne sandın dur söyleyeyim. Bu avukat sosyetik, ne bilir mi dedin?” “Hee” “Biliyorum herkes aynı şeyi düşünüyor.” “Peki nasıl oldu da türkülere merak saldınız?” “Küçük yaşta yatılı okula gittim. O zaman anladım türkülerde dağlar ne demek yollar ne demek.   Gurbet, vuslat, sıla ne demek. Yaşadım yani ozanların duygularını”. “Anladım. Gurbet yani.” “Ya gurbet…”

                                                                                                                                                        devam edecek…

 
Bu haber toplam 139 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.