Elif TAŞKIRAN

Elif TAŞKIRAN

Özbek Saran Ortaokulu 8/B Sınıfı
Yazarın Tüm Yazıları >

ACI ÇÖL

A+A-

Gök kubbe mavinin en açık tonunu giyinmiş güneş en kızgın haline bürünmüş çölün herbir tanesine hükmediyordu. Esen yel rahatlatmıyor kumların şahlanıp etrafı toz duman etmesine sebep oluyordu. Uçsuz bucaksız kum havuzunun içinde hurma ağaçlarının altında develer soluklanıyordu. Ömer develerin yanındaki gölgelikte oyun oynayan çocuklara hevesle bakıyordu. Bir gün onlar gibi koşmanın ve zıplamanın hayaliyle dolup taşıyordu. O sırada hem dostu hem ablası gibi gördüğü Fatma’nın attığı topla irkildi. Fatma üzüntüyle Ömer’in yanına gelip özür diledi. Ömer bu olayı önemli görmesede içten içe kendini aciz ve garip bir çaresizlik içinde hissediyordu. Üzüldüğünü gören ninesi yanına geldi. Onu yumuşak sözleriyle teselli etti. Ömer ninesinin her zaman ona gösterdiğidavranışları ve sözleri karşısında kendini biraz rahatlatıyordu. Şefkati karşısında kendini çok özel hissetsede ona yük olduğunu düşünüyordu. Her geçen gün sadece bedeni değil düşünceleri ve içten içe ıstırabı da büyüyordu. Kendisi büyüdükçe sanki ninesi daha da küçülüyordu güzünde. Bu düşüncelerini paylaştığı tek dostu Fatma idi. Oda yakında gidecekti. Ömer çaresizce büsbütün yapayalnız kalacaktı. Onu bırakmak istemiyor onunla gidebilmenin mümkün olmasını umuyordu. Bu düşüncelerini Fatma ya da söylediğinde Fatma bunun imkânsız olduğunu anlatıyor lakin bir yandan da Ömer’i bırakmak istemiyordu. Onsuz Leyla Hanım’ın ne kadar üzüleceğinden bahsetsede Ömer asıl burada kaldıkça ona ne kadar yük olduğunu söylüyordu. Artık ninesinin yaşlandığını, kendisini bakımının ona zor geleceğini, onun kendi olmadan daha rahat yaşayacağını Fatma’ya söyleyerek kendisinin gitmesinin herkesi mutlu edeceğine inanıyordu. Fatma her ne kadar ikna olmamışsa da Ömer’in düşüncelerine hak vermiş, zamanı geldiğinde tekrar düşünmek üzere bu konuyu kapatmıştı. Bir sabah ninesi kendisini uyandırmaya gelip üzerini giydirdi. Ömer ninesine havanın çok güzel olduğunu dışarıda yemeklerini yiyebileceklerinin uygun olup olmadığını sorarken ninesi bir yandan da onu kaldırmaya çalışıyordu. Ömer ‘i kavradı ancak doğrulurken acıyla kalakaldı. Ömer ne yapacağını bilemeden bağırmaya başladı. Ninesi yavaşça Ömer’ in yanına uzanıp oflarken Ömer vicdan azabınınaltında eziliyordu. Leyla Hanım Ömer’in anne ve babasını kaybetmesinden sonra ona tüm şefkatiyle bakıyordu. Ömer çocukken olayların farkında olmasa da ne olursa olsun kararından vazgeçmeyecekti. Soğuk çöl akşamları, sıcağın egemenliğine geçmiş günleri bu düşüncelerle geçirmişti. Nihayet Fatma’nın Beyrut’a gitme günü yaklaşmıştı. Kendisini de yanında götürmesi için onu ikna etmesi gerekiyordu. Zor olmamış Fatma isteğini kabul etmişti. Gidecekleri günün sabahı Ömer ‘i gizlice evinden almış, kimseye görünmeden onu kervana yerleştirmişti. Dönüp ailesiyle vedalaştıktan sonra yola çıkmışlardı. Leyla Hanım olanları anladığında üzüntüden kahrolmuştu. Ne kadar arasa da Ömer’den haber alamamıştı. Yemeden içmeden kesilmiş, yataklara düşmüştü. Onun için en büyük hastalık Ömer ‘i görememek, kokusunu içine çekememekti. Aradan geçen yıllar kalbindeki acı yangını söndürememiş daha da kuvvetlendirmişti. Vaktin Ömersiz geçtiği günlerden bir gün evinin önünde sedire oturmuş, etrafta koşuşturan çocukları seyrediyordu. Köşe başından aksayan ayağıyla Ömer yanında Fatma ile sokağa girmişti. Ninesine yük olmamak için gittiği Beyrut ‘ta şansın ibresi Ömer’e dönmüştü. İşinin ehli bir hekim sayesinde aksayarak da olsa yürümeye başlamıştı. Ninesi Ömer’i görünce gözlerinde bir iki damla yaş belirmişti. Sevinci, geçmiş yılların kederini unutturmuştu. Kendisine doğru yaklaşan evladının emanetine son kez bakarken dudaklarında hafif bir tebessüm belirmişti. Onu büyüten elleri kucağından aşağı düşmüştü. Ömer sevincini paylaşacağını, af dileyeceğini düşünürken karşısında her şeye rağmen gülümseyen ninesinin ona veda etmesi onu büsbütün yıkmıştı. Şimdi sayısız düşünce zihnini zapt ediyordu. Ninesinin o yokken çektiklerini dinleyince onu mutlu etmek için gittiğini lakin onu hüzne terk ettiğini anlamıştı. Şimdi yürüyebiliyordu ama şefkatiyle büyüdüğü o vücut karşısında sessiz sonsuz bir uykuya dalmıştı. Bu uçsuz bucaksız çöl artık Leyla Hanımsız ve üzgündü.

 

Bu yazı toplam 3963 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.