Çanakkale geçilmez! (Konuk Yazar-Vural Karahan)

Çanakkale geçilmez! (Konuk Yazar-Vural Karahan)

Çanakkale geçilmedi.

Geçilemedi.

Hiçbir zaman da geçilemeyecek…

Peki Çanakkale’de o destanlar yazılırken neler yaşandığını, yedi düvele karşı nasıl canla başla savaşıldığını biraz hatırlayalım mı?

Yaşanan binlerce kahramanlık destanlarının sonucunda Çanakkale geçilemedi. Bunlardan bir tanesini burada anlatmak istiyorum. Yaşanan bu olay Kültür ve Turizm Bakanlığınca yayınlanan  “Destan ve Abide: Çanakkale” adlı eserden alınmıştır.

Yazıda aynen şöyle diyordu;

Kerevizdere’de taburun önünde düşmanın ilerleyerek yapmış olduğu büyük bir ileri siper, tekmil taburun asabına dokunuyordu. Fırka kumandanı bile,”İkinci Taburun önünde düşman bu cesareti göstersin.. Tuhaf şey!..” diyordu. Bu siperi yıkmak, tarumar etmek lazımdı. Fakat bu da büyük fedakarlığa mütevakkıf idi. Yüzbaşı ahvalden müteessir idi. Tabur kumandanı ile hasbihal ederken; “ Biz bu siperi yıkarız, fakat en sevgili askerimden birkaç tanesini feda etmek lazım!” diyordu. Yüzbaşının bu sözlerini dinleyen mütevazı bir asker, Ömer oğlu Nasuh ilerleyerek,”Ben bu siperi yıkarım. Sen bana istediğim arkadaşlarımı ver Yüzbaşım!. dedi. Tabur kumandanı muvafakat gösterdi ve Yüzbaşı da lazım gelen talimatı verdi.

Gece pek karanlıktı. Nöbetçilerimiz ve düşman tarafından atılan silahların kesik sesleri, siperleri saran zifiri karanlığı yırtmak için haykırıyorlar gibi idi. Nasuh Onbaşı; Mehmed oğlu Mustafa, İbrahim oğlu Hüseyin, Mehmed oğlu Abdurrahman’dan mürekkep küçük ordusunun başında, düşman siperine doğru karanlıklar içinde süzülüp gitti.

Onbeş dakika sonra düşman siperinde dört beş el bombasının hevl-nak tarrakaları duyuldu, ve sonra boğuşma başladı. Bu habersiz hücumdan telaş eden düşman, etrafa şaşkın kurşunlar, maksatsız torpiller fırlatıyordu. Torpillerin açtığı hafralardan keskin, bayıltıcı ölü kokuları geliyordu. Herkes Nasuh Onbaşı ve arkadaşlarını bekliyordu. Nihayet Yedinci Bölük mıntıkasından haber geldi: Nasuh Onbaşı vazifesini ifa ederek sipere dönmüş idi. Fakat yalnız idi. Mustafa, Hüseyin ve Abdurrahman yok idi. Bunlar da vazifelerini ifa etmişler, lakin bu uğurda kurban olmuşlardı. Yüzbaşı; “Arkadaşlar! Bu hepimiz için şereftir” diyordu. Düşman siperinin tarumar edilmiş olduğunu sabahleyin derhal fark eden Fırka Kumandanı, taburu tebrik ediyor ve Nasuh Onbaşının göğsüne kendi eliyle Necm-i Osmani takıyordu.

Nasuh Onbaşı mert ve asil bir eda ile yalnız vazifesini ifa ettiğini söylüyordu.

Nasuh Onbaşı bu vak’adan dört gün sonra (29 Temmuz 331)da askerliğin en şerefli bir rütbesi olan şehitlik rütbesini kazandı. Allah rahmet etsin!

55nci Fırka 5nci Bölük’ten Eskişehir’in Ilıca Karyesi’nden Ekderi Oğullarından Ömer Oğlu Nasuh,

5nci Bölük’ten İnegöl Kazası’ndan Muzal Karyesi’nden Resul Oğullarından Mehmed Emin Oğlu Mustafa,

5nci Bölük’ten Eskişehir’in Ilıca Karyesi’nden Mehmed Oğlu Abdurrahman ,

5nci Bölük’ten Kangırı Sancağı’nın Kalecik Kazası’nın Dalbasan Karyesi’nden İbrahim Oğlu Hüseyin.

Çanakkale’de o kadar çok kahraman var ki adı sanı belli olmayan… Ancak adları kayıtlara geçenler de var. Çanakkale savaşlarında güzel yurdumuzu korumak için şehit olan yüzlerce Kalecik’liden yalnızca bir tanesi olan kahraman hemşerimize ve tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Çanakkale destanı birkaç yıl sonra kurulacak Türkiye Cumhuriyetinin toplum yapısının da habercisidir. Zengini ve yoksuluyla, genç ve yaşlısıyla, subayı ve erleriyle cepheye koşan ve omuz omuza çarpışan Türk milleti, sınıfsız ve kaynaşmış bir toplum yapısına doğru en sağlam adımları bu savaşta atıyordu. Hiçbir etnik ve dini ayrım bile bu savaşlarda insanları birbirinden ayıramamıştı. Aynı siperlerde Musevi ve Hıristiyan vatandaşlarımızın da bu toprakların korunması ve bağımsızlığın kazanılması için hayatlarını ortaya koymaları üstünde durulması gereken önemli bir noktadır.

Çanakkale savaşlarından sonra Mustafa Kemal Atatürk Yeni Zelanda’dan ve İngiltere’den gelen ziyaretçilere Anzak’lar için şunları söylemiştir ki bu söylem Türk karakterinin en yüce yönünü göstermektedir.

“Uzak memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar: Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan yavrularını harbe gönderen analar: Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde uyuyacaklardır. Bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Çanakkale savaşları bu toprakları vatan yapan savaşlardır. Uğrunda şehit olunan, şehadete seve seve koşulan bayrağımız bu savaşlarda en yüksekte dalgalanmış, vatan duygusu ve fikri bu savaşlarda olgunlaşmıştır. Ve nihayet yüzbinlerce evladımızı şehit vererek kurtarılan bu vatan bütün dünyaya o yüce destanın adını ezberletmiştir: “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!”

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları ilgazetesi.com.tr.'ne aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek ve ancak izinle kullanılabilir.

Görüşünüzü iletin ( kurallar)

Kuralları okudum, yorumum şartlara uygun.