Türk-islam devletlerinde “Devlet Teşkilatı”

İlk Türk-İslam devletlerinde Türk ve İslam medeniyetinin kaynaştığını görmekteyiz.

Türkler, köklü medeniyetini yaşatırken İslam medeniyetinden de etkilenmişlerdir. Karahanlılar’dan başlayarak başarılı bir Türk-İslam sentezini ortaya koymuşlardır.

Prof. İbrahim Kafesoğlu bu kaynaşmanın Selçuklular döneminde tamamlandığını belirtir.

Karahanlı, Gazneli ve Selçuklularda devlet teşkilatı küçük farklılıklarla birbirine benzerdi. Türkiye Selçukluları ve Beyliklerde devlet teşkilatı Büyük Selçuklularla benzerdi. Çünkü bu devletler Büyük Selçukluların hâkimiyeti altında yaşarken bağımsız olmuşlar ve onların kurduğu devlet düzenini devam ettirmişlerdir.

Tolunoğulları ve İhşitler, Abbasi Devletinden ayrılıp Türk Devlet hüviyetini kazandıkları için merkez ve taşra teşkilatı da Abbasi Teşkilatının etkisinde kaldı.

Karahanlı Devletinin başında Hakan veya Han unvanlı hükümdarlar bulunurdu. Hükümdarlar arslan, buğra, kadir, kara ve ilig gibi sıfatlar kullanırlardı. Hükümdarın “Kut” alması ve hanedan üyelerinin taht üzerinde söz sahibi olması gibi Türk gelenekleri devam ettiriliyordu. Türk geleneklerinden farklı olarak, Memluklu Devletinde güçlü komutanlarda hükümdar olabiliyorlardı.

Anadolu Selçuklularında da hükümdarlık anlayışı aynı şekilde devam etmiş olup hükümdarın “Kut” a sahip olduğuna inanılmıştır. Hâkimiyet hakkı hükümdar ve ailesine tanınmıştır. Hükümdar çocukları Atabeyler tarafından eyaletlerde yetiştiriliyordu.

Karahanlılarda da, Türk devletlerindeki ikili teşkilat aynen uygulanıyordu. Devletin Doğu kısmını büyük han batısını ise diğer han (yabgu) yönetirdi. Hükümdarın oturduğu ve devlet işlerinin görüşüldüğü saraya ordu, karşı veya kapu deniliyordu. Hükümdar ile devlet adamları ve halk arasındaki ilişkileri düzünleyen görevliye Tayangu (Hacip) deniliyordu.          Karahanlılarda Yuğruş denilen vezir, merkez ve taşra teşkilatını yönetir, büyük divana başkanlık ederdi. Sarayın korunması ve her türlü günlük hizmetlerden Kapacubaşı sorumluydu. Saray muhafızlarının komutanına candar, silahhaneyi yöneten görevliye silahtar, sancak ve âlem taşıyanlara alemdar deniliyordu. Ahşıbaşı mutfağı, ilbaşı (Emir-i Ahur) ahırları, camedar terzihaneyi yönetirdi.

 Memluklu Devletinde ise hükümdardan sonra Atabekü’l Asakir de denilen Emir-i Kebir gelirdi. Büyük divanın yanında devan-ı istifa (maliye), divan-ı arz (askerlik), divan-ı tuğra (yazışma), işraf divanı (idari ve adli kontrol), adlı dört divan bulunurdu. Bu divanlara ilaveten Gazneli merkez teşkilatında divan-ı vekâlet adlı bir divan daha bulunurdu.

Büyük Selçuklu Devletinde, şehzadeleri eğitip hükümdarlık konusunda bilgiler veren Atabey unvanlı kimseler vardı. Tecrübeli devlet adamı olan Atabeyler şehzadelerin bilgili hükümdarlar olmasını sağlıyorlardı. Devlet otoritesinin zayıfladığı zamanlarda Selçuklu Devleti Atabeyleri bulundukları bölgede bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Selçuklu Atabeylik Kurumu Osmanlılarda Lala adıyla devam etmiştir.

Eyalet teşkilatının başında hanedan üyesi Tekin (vali) adlı görevli bulunurdu. İllerin de kendilerine ait valileri vardı. Şehirlerde ticareti ve üretimi kontrol eden Muhtesip adlı görevli vardı. Posta teşkilatında çalışan görevlilere ulag, çufga veya eşkinci denirdi. Timur devletinde eyaletlerin başında mirza (emir zade, hükümdar oğlu) bulunurdu.

Anadolu Selçuklularında, vilayetlerde belediye işlerine bakan kimselere muhtesip, askeri valilere şıhne denirdi ve yargı işlerine de kadılar bakardı. Beyliklerde ise hükümdarın taşradaki temsilcilerine mirliva denirdi.

Osmanlılarda Devlet teşkilatı, merkez ve eyalet olmak üzere ikiye ayrılırdı.

Merkez Teşkilatı; Osmanlı Devletinin başı Padişah, sultan, hünkâr, han veya hakan denilen

Hükümdardı. Padişah, bütün ülkenin hâkimi, idareciydi. Sadrazam ve Divan-ı Hümayun’un diğer üyeleri, padişahın en büyük yardımcılarıydı. Divan, (bakanlar kurulu), siyasi, askeri meseleler görüşülüp karara bağlanırdı. Divan, padişah adına sadrazam, kubbe vezirleri, kazeskerler, nişancı ve defterdarlardan oluşurdu.  19.yüzyılda Osmanlı kabinesi; sadrazam (başbakan), sadaret kethüdalığı (içişleri bakanlığı), reisüküttaplık (dışişleri bakanlığı), defterdarlık (maliye bakanlığı), çavuşbaşılık, yeniçeri ağalığı, 1826’da seraskerlik (milli savunma bakanlığı), kaptan-ı deryalık (deniz kuvvetleri komutanlığı), makamında bulunan kişilerden meydana gelirdi.

         Eyalet Teşkilatı, Osmanlı devlet teşkilatında en büyük idari bölüm eyaletlerdi. Eyaletler; sancak, kaza ve nahiyelere bölünmüştü. Eyaleti beylerbeyi, sancağı sancakbeyi yönetirdi. Eyaletler salyaneli (yıllıklı) ve salyanesiz (yıllıksız) olmak üzere ikiye ayrılırdı. Eyaletlerde de merkez teşkilatına benzer bir idare tarzı vardı. Şehirler, kadı tarafından idare edilir, emniyet, subaşı tarafından sağlanırdı.

 

 

 

 

 

 

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları ilgazetesi.com.tr.'ne aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek ve ancak izinle kullanılabilir.

Görüşünüzü iletin ( kurallar)

Kuralları okudum, yorumum şartlara uygun.