Azerbaycan’ın kurucusu, Ulu Önder

Azerbaycan’da Devletçiliğin Oluşumu ve Tanıtımı

Azerbaycan Devletinin Kurucusu, Ulu Önder

HAYDAR ALİYEV

Naxçıvan’da İşçi Ailesinin Üstün Yetenekli Oğlu

Haydar Aliyev 10 Mayıs 1923 tarihinde Nahçıvan’da dünyaya geldi. Azerbaycan Üniversitesi Tarih Bölümü’nü bitirdi. 1944 yılında Nahçıvan KGB’sinin başına geçti, 1967–69 arasında Azerbaycan KGB başkanı oldu.

1969 yılında Sovyet usulü siyasi hayata başlayan Aliyev, Azerbaycan Komünist Partisi Birinci Sekreteri seçildi ve bu görevde 1982 yılına kadar Azerbaycan’ı yönetti. Haydar Aliyev 1982 yılından 1987’ye kadar SSCB Politbüro üyesi ve Başbakan birinci yardımcısı görevlerinde bulundu.

Aliyev, Sovyetler Birliği tarihinde Politbüro’ya yükselen ilk Müslüman unvanını kazandı. 1988 yılında Mihail Gorbaçov’un “Perestroyka” politikasına ayak uyduramayan Aliyev tüm üst düzeydeki görevlerinden istifa etti.

Üç yıl siyasetten uzak durdu ve 1991 tarihinde ikinci Aliyev dönemini başlıyor. Önce Naxçıvan Meclis Başkanı seçilir, 15 Haziran 1993’te Azerbaycan Meclis Başkanı görevine yükselen Aliyev, 3 Ekim 1993 seçimleriyle Azerbaycan Devlet Başkanı oldu. Aliyev 11 Ekim 1998’de ikinci dönem Devlet Başkanı seçilmiştir.

Aliyev’in bütün yaptıklarının amacı ise Azerbaycan halkını tamamen, modern ve bütün anlam ve şekilleriyle, Atatürk’ün de ifade ettiği gibi, uygar bir sosyal toplum yapısına ulaştırmak olmuştur. Ele bu bakımdan Aliyev felsefesi ve ideası tarihi bir ehemmiyet taşıyor. Bütün devrimlerin asil ilkesi bu olmalıdır, diyorum.

Azerbaycan Devleti, Aliyev’in Şah Eseridir

Aliyev’çilik devriminin gerçek yapısını anlayabilmek için bu nokta daima akılda tutulmalıdır. Halkımız ve yetişen yeni kuşak Aliyev zamanınkinden daha kuvvetli bir şekilde Aliyev devrimi ve ilkeleri vicdanına kök salmalı, yerleşmeli ve ileriye götürmelidir. Demokratik düzeni ve beş ilkeleri (Cumhuriyetçilik; Milliyetçilik; Halkçılık; Laiklik ve Devletçilik;) gözleri, kalpleri gibi korumalılar. Çünkü Atatürk’ün uyguladığı bu beş ilkenin her biri, kendinden başka diğer beş ilkenin anlamı ve amacı ile iç içe düşünülüp devrimlerle birlikte uygulandığı taktirde gerçek yönünü muhafaza edebilir. Aliyev’in de uyguladığı bu ilkeleri, onun zamanınkinden daha kuvvetli bir şekilde bugün bir neslin, kuşağın dimağına kök salmış, yeşerip büyümektedir.

Aliyev’in, temelini sağlam pekiştirmiş devletçilik politikası hiçbir zaman ütopyaya dayanmadığı için, zamanın gelişen şartları ve ihtiyaçları karşısında değerini kaybetmeyecektir. Aksine her geçen gün, ay, yıl daha mükemmel bir uygulama alanına sahip olarak genişleyip, gelişmeye devam yolunu tutmuştur. Onun devletçilik devrimi yüzeyde tutmadığı ve mayasını – ruhların, bilincin ve vicdanların derinliğine attığı için eski (“beyler”in türettikleri anarşi sistemi, temel mayası belli olmayan iktidar sistemi) düşünceyi temelinden değiştirmiş ve toprak altında kalan zararlı köklerin temizlenmesini ise yeni kuşak Aliyev’çilik okulunun aydınlarına bırakmıştır.

Aliyev’çiliğin Düşünce ve Felsefesi

Bugün Aliyev’çilik düşünce ve felsefesinin layıklı devamcısı, siyaset semasında parlayan yıldız sayılan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı, Sayın İlham Aliyev, demokrasinin bütün unsurları, hürriyetin her çeşidi ve cinsinin bulunduğu Azerbaycan’da ustaca ve rahatça ülkeyi idare ediyor. Çünkü Aliyev felsefesi, Aliyev ideası her tartışmanın üzerinde tutulmuş ve her kes onun gölgesinde sığınmakta fayda görmektedir.

Buna göre diyoruz ki, Aliyev’in ikinci defa halk tarafından iktidara getirilmesi, demokratik, laik ve hukuk devletinin temelini sağlam şekilde zemine yerleştirmesi tarihi bir devrim olarak nitelik taşımaktadır. Bu gün onun siyasi felsefi kursu sağlam ellerdedir, diye bilirim. Bunun en güzel örneklerinden bir tanesi iş adamlarından bir gün (2005 yılında) 600 bin iş yeri açılmasını talep etmesidir ki, bu gün aşağı-yukarı 900 bin insanımız için daimi iş yerleri açılmış bulunuyor.

Cumhurbaşkanımız İlham Aliyev cenapları Azerbaycan’da ekonomi yükselişin hızla tırmanışını temin etmiştir, “Asrın Anlaşması” Projesinin, Bakü-Tiflis-Ceyhan neft boru kemerinin uğurla açılışını gerçekleştirmiş oldu. Şimdi bütün dünyanın dikkati Ceyhan’dan Ağ Denize akan petrolün dünya pazarlarındaki satışlarına yönlenmiş bulunuyor. Sıçak paralar çoktan gelmeye başladı bile. Çünkü petrolden elde olunan gelirler halkın refahına, eğitimine, sağlığına, yolların ve köprülerin, muazzam Tıp ve Spor Merkezlerin inşasına nasıl aktarıldığının şahidi oluyorlar.

Başka bir örneği Haydar Aliyev Vakfının yürüttüğü çalışmalardır. 900’e yakın okullarda tadilat yapılmış, yeniden inşa olunmuştu; 600’e yakın hastane, Sağlık Merkezleri, çeşitli Tıp ocakları inşa edilmiş, Parklar, abatlık çalışmaları yapılmıştır. Haydar Aliyev Vakfı halkımızın sevimli bir Kurumu haline geldiğinin hepimiz şahidiyiz. Yukarıdaki rakamlar basın için de açıklanmış bulunuyor.

Azerbaycan’ın yakın gelecekte dünyanın en gelişmiş çağdaş ülkesi haline geleceğini hep birlikte göreceğiz.

Haydar Aliyev’in uğurla gerçekleştirmiş olduğu devletçilik siyasi kursu bu gün İlham Aliyev tarafından ustaca yürütülüyor ve pekişmektedir.

İlham Aliyev gerçekten dünya siyaset semasında tanınan deha siyaset ustası Haydar Aliyev’in müdrik siyasi geleneğinin en layıklı devamcısıdır.

Konuşmamın evvelinde Azerbaycan halkı mutlu bir halktır, çünkü deha bir lideri vardır, dedim. Şimdi oraya bunu da eklemek isterim, evet biz mutlu bir milletiz, çünkü ikinci bir yetenekli, usta siyaset adamını yaratmış olduk; İlham Aliyev’i. Onun sayesinde Azerbaycan, XXI. yy. en gelişmiş demokratik ülkesi olarak tarih yazacaktır.

Aliyev’in Siyasi Kursunun Layıklı Devamcısı

Bu gün Sayın Cumhurbaşkanımız İlham Aliyev’in sürdürdüğü politika ülkelerimizin, yani Azerbaycan ile Türkiye’nin bir birine daha da yakınlaşmasına, farklı alanlarda ilişkilerin gelişmesine destek oluyor. Sayın İlham Aliyev’in çok büyük başarıyla rehberlik ettiği Bakü-Tiflis-Ceyhan uluslar arası petrol projesi ekonomik alanda ve dolayısıyla tüm alanlarda karşılıklı yardım ve dostluğumuzun parlak tecessümüdür. Buraya Bakü-Tiflis-Erzurum gaz kemeri ve Bakü-Tiflis-Kars demir yol projelerini de inşasına başladığını onurla söylemeliyiz.

Her iki devletin Milli Meclisleri arasında kurulan kardeşlik ve dostluk ilişkileri devamlı gelişmekte ve her zaman uğurla devam edecektir.

Dünyanın en genç ve başarılı siyaset adamı unvanını almış Sayın İlham Aliyev, ekonomi yükselişi ve serbest Pazar siyaseti sayesinde Azerbaycan devletini dünyanın en gelişmiş ülkesi seviyesine götüreceğine güvencemiz sonsuzdur

Rahmetlik Haydar Aliyev de bölgedeki ülkelerle, özellikle kardeş Türkiye başta olmakla Türk devletleri ile sıcak ilişkiler kuruyordu. Çünkü gerçekten Türk devletleri kardeş ülkelerdir, bizim kan kardeşlerimizdir. Haydar Aliyev’in müdrik siyasetinin layıklı devamcısı İlham Aliyev’in de büyük siyaset adamı olduğunu dünya devletleri liderleri söylüyor.

Bunun son örneği Ekimin başlarında Naxçıvan’da Türk devlet Başkanlarını toplaması ve Birlik çağrısının yapması oldu. Hâlâ Avrupa Şurası Başkan Yardımcısı çalıştığı yıllarda da İlham Aliyev, Avrupa şurası Parlamento toplantılarında Azerbaycan’ın bağımsızlığının ebedi olduğunu, topraklarımızdan bir adım olsa bile geri kalmayacağını, haklı davamızın savunucusu gibi dünya liderlerinin dikkatini bu problemin halline yönlendirmiş oldu. Tutarlı kanıtlarla haklı olduğumuzu tüm dünyaya yaymış oldu. İlham Aliyev, gitmiş olduğu dünya devletleri başkentindeki son konuşmaları tüm halkımızın iradesini ortaya koyuyor.

Azerbaycan halkı 1993 yılında BM almış olduğu dört kararın ışığında kendi topraklarından taviz vermeyecektir ve Ermenistan işgal ettiği Azerbaycan topraklarından şartsız çekilecektir. Ana topraklarından zor kullanarak göç edilmiş bir milyonun üzerindeki soydaşlarımız evlerine, ana topraklarına dönmeliler. Başka konu olamaz. Bütün bunları Sayın İlham Aliyev bütün dünyaya ilan etmiştir.

Kafkas’ın ve Orta Doğu’nun da

Büyük Siyaset Adamıydı

Haydar Aliyev sadece Azerbaycan’ın değil, gerçekten de tüm Kafkas’ın, Orta Doğu’nun ve bütün Türk Dünyasının manevi savunucusuydu. Bu gerçekten de böyleydi. Politbüro’da çalıştığı yıllarda Kafkas bölgesinin haklarını da savunuyordu. Biliyorsunuz, Politbüro’da görev yaptığı yıllarda Orta Doğu ve Arap ülkeleri ve Asya bölgesinden sorumluydu. Kafkas bu bakımdan bir damlaydı onun için, fakat buraya da dikkat ediyordu. Sonunda aynı bölgenin insanlarıyız. Türk devletleri dâhil, özellikle Kazakistan’ın haklarını çekinmeden savunmuştur.

Örneğin, Gorbaçov, Kazakistan’a bir Rus Parti Sekreterini göreve atadığında Politbüro toplantısında Gorbaçov’a ilk karşı duran, tepki gösteren Aliyev olmuştur, başkaları sadece susmuşlardır. Karabağ’ı Ermenistan’a vermeye kalktığında sinesini siper olarak ortaya koymuştur ve Gorbaçov’u tenkit etmiştir, bununla bağlı çalışamadığı için istifasını da vermiştir. Aliyev onurlu insandı, kavga etmeyi iyi biliyordu, taviz vermekten ise hiç kaçınıyordu. O muhteşem bir simaydı, böyle şahsiyete tarihte az rastlanır.

Sadece bizim için değil elbette, bütün Kafkas’ın şerefini koruyan tarihi bir şahsiyet olduğunu dünya siyaset adamları söylüyor. Haydar Aliyev Azerbaycan’ın sağlam devletçilik strüktürünü yarattı, uluslar arası arenada kendi sözünü söyleye bilen, güçlü ekonomisi olan devlete erişmesi yönünde müstesna hizmetler göstermiş liderdir. Onun akıllı, müdrik, uzak görenliği sayesinde Azerbaycan adı dünyanın en gelişmiş ve yükselmiş devletlerin siyasi ve ekonomi partnyoru gibi uluslararası alanda tanınıyor. Azerbaycan devleti Avrupa şurasının, birçok uluslar arası teşkilatların üyesidir. İster ekonomi alanda, isterse sanat, edebiyat, spor ve enerji, haberleşme alanında önemli adımlar atmıştır.

Haydar Aliyev Siyasetinin Temel İlkeleri

Haydar Aliyev’in getirmiş olduğu özellikler nelerdir? Bu durumu analiz ettiğimizde şunları görüyoruz:

Azerbaycan halkı savaş istemiyor, barış taraftarıdır;

Azerbaycan halkı bağımsızlık taraftarıdır;

Azerbaycan’da milyon yarım zorla topraklarından çıkarılmış gökçünler topraklarına dönmeyi bekliyorlar, onlara maddi ve manevi destek gerekmektedir, onlara devlet desteği gerekiyor;

Azerbaycan halkı bağımsız, dünya devletleri arasında kendini görmeyi arzu ediyor;

Azerbaycan devleti Avrupa Şurasına üyedir ve Avrupa Şurasının tüm kriterlerini uygulamaya koymuştur;

Azerbaycan devleti dünyevi devlettir, hukuka dayalıdır, barışı, özgürlüğü, demokrasiyi topraklarında koruyor;

Dünyada teröre karşı çağrı yapıyor, terörün her türüne karşı barışmazdır, terörü lanetliyor ve ona karşı dünya örgütleriyle işbirliği içindedir;

Dünyanın bütün devletlerinin toprak bütünlüğünü müdafaa ediyor, kendi toprak bütünlüğünü de barış yolu ile ulaşmayı hedefliyor.

Bağımsızlığına kavuştuğu kısa zaman dâhilinde bunlara ulaşmak, devletçiliği gerçekleştirmek o kadar da kolay olmamıştır. Fakat Haydar Aliyev bütün bunları yaptı ve dünyanın dev ülkeleri ile bu konularda işbirliği protokolü imzaladı, böylece dünya devleti olarak Azerbaycan’ı yer kıtasının tepesine yerleştirmeyi başardı.

Azerbaycan halkı Ulu Önder Haydar Aliyev’in siyasi kursunun devamının taraftarıdır, bunu tüm dünya ülkelerine beyan etti. Bu konuların teminatı olarak varisini siyasetin üst kademesine, siyaset semasının ufuklarına kadar götüre bilmiştir.

Yeni Azerbaycan devletinin kurucusu, bağımsız Azerbaycan’ın ölmez lideri, müdrik insan, büyük siyaset dehası Haydar Aliyev’in ananelerinin tek devamcısı, varisi olan Sayın İlham Aliyev, yemin töreninde Haydar Aliyev siyasi kursunu devam ettireceğini söyledi.

Halkımız İlham Aliyev’in yürüttüğü evrensel, barışçı siyasetini beğenir ve onu Cumhurbaşkanı olarak seçmiştir ve İlham Aliyev’in arkasında olduğunu söylüyor, onu müdafaa ediyor ve onun devamlı yükselişine yardım edecektir.

DEVAMI VARDIR:

Dünya Türklerinin Kurtarıcısı

Sadece devlet mekanizması değil, Azerbaycan’ın dünyada modern, bir dünya devleti olarak tanıtmıştır. Azerbaycan‘da devlet bağımsızlığının sağlamlaştırılması, toprak bütünlüğünün korunması, hukuki devlet prensiplerinin yaratılışı, sabit sosyal-ekonomi stratejisinin yaratılması, şahsiyetlerin hukuk ve özgürlüklerinin çok yönlü yükselişi ve güveni, itibarlı müdafaasını temin olunması, demokratik ıslahatların gerçekleşmesi problemlerinin hallini Haydar Aliyev yapmıştır. Bir dünyevi devlet için gereken tüm olanakları yaratmıştır. Ulu Önder Atatürk Türkiye Cumhuriyetini nasıl zor şartlarda kurduysa, Aliyev de ülkeyi kaostan, uçurumun kenarından kurtarıp, bir dünya ülkesi haline getirmiştir.

Azerbaycan’da ilmin, eğitimin devamlı yükselişi de Haydar Aliyev’in denetiminde yürütülüyor. Ülkemizde, gelişmiş Avrupa ülkelerinden daha yüksek yeni sağlık merkezlerin, hastanelerin inşası ve muasır teknik donanımı ile temin olunması ve bu çağdaş teknik anın kullanılması için uzman kadroların Avrupa’da eğitimi de onun adıyla bağlıdır.

Ulaşımda, yeni Metro istasyonlarının inşasında yeni reformlar uğurla gerçekleşiyor, ülkemizdeki yolların Avrupa’dakinden daha iyi olmasını tavsiye ediyordu. Diyorum ki, onunla çalışmak zevkliydi, insan onun yanında çalıştığı süreçte her alanda uzman olarak pekişiyordu.

Haydar Aliyev koyu bir Türkçü idi, bütün Türk Dünyasının birliği için çalışıyordu. Her defasında şunu diyordu, Türk Dünyasının birliği önemlidir, dünyada yaşayan 250 milyon Türkler er ya gec birleşmeliler, bir bütün olduğumuzda hiçbir yabancı ülke dahili işlerimize karışamaz. Bunun için öncelikle ülke dahilinde ve haricinde yaşayan soydaşlarımızın ve vatan evlatlarının bağımsız Azerbaycan’la ilişkilerinin pekişmesine, dünya Azerbaycan’lıları arasında birliğin, kardeşliğin sağlam olmasını sağlıyordu. Onun şahsi gayretleri sayesinde 2001 yılı kasım ayında Bakü’de dünya Azerbaycanlıların I. Kurultayı teşkil olundu.

El Gücü, Sel Gücü

Azerbaycan topraklarının beşte birini işgal etmiş Ermeni teröristlerinin vahşiliklerini dünya siyasilerinin ve insanlarının dikkatine götürmüş oldu. BM Güvenlik Konseyinin 1993 yılında almış olduğu dört karara uymayan Ermenistan, işgalci devlet olarak kayıtlara geçmiştir.

Yolumuz dünyevi devlet yaratmak yoludur, hak yoludur, uygarlığa kavuşmak yoludur, ekonominin yükselişi, halkımızın mutluluğu için birleşme yoludur. Bu yol bizi Cumhurbaşkanımız, siyaset arenasında parlayan yıldız sayın İlham Aliyev’in etrafında birleşmeye götürüyor. Buna göre bütün aydınlarımıza, sağ duyulu çağdaş soydaşlarımıza buradan çağrı yapıyorum.

Azerbaycan’ın mutlu geleceği için, halkımızın mutluluğu için, gelecek torunlarımızın mutlu yaşamaları için, topraklarımızı savunmamız için birleşelim, bir yumruk etrafında kenetlenelim.

Güç birliktedir, başarı birliktedir, zafer birliktedir!

Halkın İstekli Evladı

Haydar Aliyev’in iktidara gelişinde halk onun etrafında sımsıkı birleşti, çünkü ülkeni felaketten, uçurumun kenarından kurtaracak adamın Aliyev olduğuna inamları gülcüydü. Çünkü Azerbaycan’da yıllar önce büyük sanayi ve iş merkezlerini Aliyev’in katkılarıyla yaratıldığını insanlarımız iyi biliyorlardı. Hâlâ Sovyet zamanında nice-nice sanayiler, fabrikalar, nice-nice enstitüler, yeni işyerleri, üniversiteleri açılmış, araştırma merkezleri, müzeler, Kültür Sarayları, yeni tiyatro ve opera binaları bilhassa onun gayretleri ve çabaları sayesinde yeniden inşa olunmuştur. Buna göre de Azerbaycan topraklarının parçalanmasının karşısını kesin alacağından, devletin bütünlüğünü koruyacağından halkın şüphesi yoktu, bu bakımdan ona olan güven büyüktü. Azerbaycan ulusuyla bölünmez bir bütün olduğunu Haydar Aliyev’in daima göz önünde tutacağını hepimiz biliyorduk.

Ulu Önder Atatürk’ün “Ülke ve ulus bölünmezliği”, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” felsefesini iyi bilen ve idrak eden Aliyev, kendi siyasi hayatında başarıya ulaşmanın tek yolunu bu felsefede görüyordu. Buna göre de Atatürk’ün prensibini Azerbaycan devletçiliğinin temel felsefesi olarak kabul etmiştir. Azerbaycan’ın parçalanmasını halkın trajedisi gibi görüyordu, bu nedenle milli birlik ve beraberlik içinde yurtta ve dünyada sulhu sağlamak, çağdaş uygarlığa yükselmek çağrısını her fırsatta halka yapmış oldu.

Aliyev gelir gelmez halkın içine daldı, gücünü halkın maneviyatında, onunla iç içe yaşamakta, birlikte düşünerek hareket etmekte görüyordu.

Demirel ile Aliyev’in Dostluğu

İkinci gelişindeki amaçlarından en önemlisi buydu. Dahası da vardı, Azerbaycan devletini bir dünyevi demokratik hukuk devleti olarak yükseltmek, kapıları dünyanın dev devletlerine açmak olmuştur. Tek başına mı yaptı bunu dersiniz? Evet, tek başına, ama dünyada eşi beraberi olmayan bir dostu ve kardeşi dediği şahsiyet de vardı: nadir şahsiyetlerden sayılan, fevkalade siyaset adamı, Türk Dünyasının devi sayılan, Türkiye Cumhuriyetinin 9. Cumhurbaşkanı, sayın Süleyman Demirel ile dostluğu katkıları ve yardımları sayesinde gerçekleştirmiştir. Aliyev onunla olan dostluğu Demirel’in şerefine vermiş olduğu ziyafette şu sözlerle ifade etmiştir:

“Dünyevi değerlerini kendinde birleştiren büyük insan, sarsılmaz Türkiye Devletinin yenilmez Başkanı, aziz dostum ve kardeşim Süleyman Demirel!

Siz bütün bu necip, insani hareketleriniz ve sadık emellerinizle dünya tarihinde ebedi kalacak muhteşem, azametli monolit bir dostluk abidesi yükselttiniz, Azerbaycan-Türkiye dostluğunun daha da sağlam ebedi olması için temeli sağlam bir zemin yarattınız ve Türk birliğinin sarsılmazlığını bütün dünyaya nümayiş ettirdiniz.

Siz bununla size minnettar olan milyonlarca Azerbaycan Türklerinin sevgisini kazandınız.”

Azerbaycan’ın dünyada tanınmasında Türkiye’nin, özellikle de Demirel’in büyük katkısı, siyasi otoritesi büyük rol oynamıştır. Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev hâlâ Nahçıvan Muhtar Cumhuriyetin Başkanı çalıştığı yıllarda Demirel siyasetin devi Haydar Aliyev ile devamlı ilgilenmiş, Nahçıvan’a ilgi göstermiş, her türlü maddi manevi desteğini vermiştir.

Aliyev’in ilerde deha siyaset adamı olacağına 1968 yılında Bakü’ye yapmış olduğu ziyareti sırasında tanış olduktan sonra inanmıştı. Hâlâ o yıllarda Azerbaycan’ın Tehlikesizliğinden sorumlu olan enerjik, kuvvetli ruha malik Aliyev ile tanış olan Demirel bu şahsiyetin ileride büyük fırtınalar yapacağına inanmış, ona güvenmiştir. Baba Süleyman’ın ileriye dönük düşünceleri mahsulünü vermiştir. Haydar Aliyev Azerbaycan Cumhurbaşkanı seçildiğinde ise bu dostluk ebedi kardeşliğe çevrilmiştir. Bir halkın, fakat iki devletin siyaset ustaları dünyayı idare etmek gücüne sahip olmuşlardı. Biri büyük, öbürü küçük kardeş olsalar da, her ikisi sanki bir annenin evlatları gibiydiler. “Süleyman ve Haydar” – ne ilginçtir ki her ikisi peygamberlerimizin adlarıdır. Tanrı bu iki necip insanı halklarımıza, aziz milletimize hediye olarak göndermiştir. Her iki liderin adları dünya devletlerine ve halklarına tanıştır.

Atatürk’ten sonra Türkiye siyasetinde Demirel’in hizmetleri doruğa yükselmiştir. Azerbaycan Cumhuriyetinin bağımsızlığının dünyaya tanıtılması ve dünyevi bir devletin yaratılışı tarihinde ise Aliyev, Atatürk gibi bir sembol, bir fenomen olarak sanki onun devamcısı rolünü ifa etmiştir. O halkın sesi halktan biri, halkın ta kendisi ve manevi “BABA”sı sayılır. Halkımız Aliyev sayesinde bağımsız bir devlete sahip olmuştur.

Azerbaycan’ın Parçalanma Planı

1990-93 yılları Azerbaycan tarihinde acılar, felaketlerle dolu çöküntü yılları olarak uzun-uzun anılacaktır. O yıllarda dış emperyalist ülkeleri, hatta komşu ülkeler bile Azerbaycan’ı parçalamağı planlamışlardı. Bakü, tıpkı Osmanlı zamanında İstanbul’un 1918 – 1922 yıllarını hatırlatırdı. Dış güçler aç kurtlar gibi her köşeden Bakü’ye sokulmuşlardı. İngilizlerin 1918 yılında Bakü’yü işgal ettiklerini hepimiz tarihten iyi biliyoruz. Ruslar ve İngilizler Bakü’yü o zaman paylaşamadı, çünkü Türk Ordusu Bakü’yü azat etti ve İngilizler Bakü’de dayanamadılar, sadece 27 Bakı Komissarlarını (Bakanlarını) esir alarak Bakü topraklarını terk ettiler ve cesur evlatlarımızı Türkmenistan çöllerinde kurşuna dizerek hıncını ala bilmişlerdi. 27-ci komissar da vardı, İngilizlere rüşvet verdi, çuvalda saklandı, daha sonra da kaçtı. Bu kişi Anastas Mikoyandan başkası değildi, çok uyanıktı. Bütün bunlar hakkında çok yazıldı, hatta belgelerle ispatlandı bile. Buna göre 26 Bakü Komissarın (Bakanların) İngilizler tarafından katli tarihe yazılmıştır. Fakat diktatör Vladimir Lenin Almanya’dan 37 yedi milyon Alman markı, yüklü para almıştı, daha gülcüydü. İşgal etti Azerbaycan’ı, kasap gibi kesti, doğradı tüm aydınlarımızı, Orduyu ve Paşaları. On sekiz yılı kanlı tarih olarak hafızalara yazıldı…

Diyorum ki, eğer 1918 yıl olayları sırasında Haydar Aliyev Başkan olmuş olsaydı, Azerbaycan’ın durumu bana göre daha farklı olacaktı. Çünkü Aliyev diplomasisi, Aliyev fenomeni, Aliyev tefekkürü, ondaki ruh ve ikna edici güç olayların akışını değiştire bilecekti, en azından Ruslarla anlaşacaktı.

Zenalabdin Tağıyev Rus Çarını Nasıl İkna etti?

Azerbaycan’ın petrol zengini Hacı Zenalabdin Tağıyev siyasetin ne olduğunu bilmiyordu, doğru eğitim bile almamıştı ama Çar II. Nikolay’ı bir zaman nasıl ikna etti, biliyor musunuz? Kocaman Çarı nasıl ikna etti? Gitti yanına, hediyesini, sandığını verdi, aynen şöyle dedi: “Bizim Kafkas Müslümanları uzak Sibirya soğuklarında hastalanırlar, gelip topraklarında ölüyorlar. Ha oralarda, ha Kafkas’ta askerlik yapsalar iyi olmaz mı? Ben de karşılığında askerlerinizin tüm yazlık-kışlık elbiselerini temin edeceğim”.

Çar Hacıyı seviyordu, onun dürüstlüğüne güveniyordu ve teklifi derhal kabul etti. O günden Azerbaycan Türkleri dahil tüm Kafkas Müslümanları sadece Kafkas’ta askeri hizmetlerini yapmış oldular. Bunun bedelini milyoner Tağıyev cebinden ödemiş oldu ve bütün Rus Ordusunun giyim, elbiselerini uzun yıllar Hacı temin ediyordu.

Aliyev Rus Çarını Avcına Alacaktı

Dev siyaset adamı Aliyev ne yapacaktı? Tağıyev gibi zengin ve güçlü adamı önüne alacaktı, tüm emperyalist güçlere petrolden az pay verecekti ve Azerbaycan’dan dışarıya atacaktı. Rus Çarıyla mutlaka anlaşma imzalayacaktı, ona da az pay verip yoluna devam edecekti. Başka ne yapa bilirdi ki? En doğru ve mantıklı yol buydu. O ağır yıllarda Ruslara kafa tutamazdı, gücü yetmezdi ama siyasi manevra yapacaktı, aklı, mantığı sayesinde, fırtınalı zekası ile Çarı masada, satrançta yenecekti. Politbüronun devi Aliyev Türk Dünyasının kururunu, onurunu her zaman savunucusu olmuştur. Eğer o yıllarda yaşamış olsaydı Rus-Osmanlı savaşlarını durduracaktı, iki ülke arasında barışı, kardeşliği, sulhu yayacaktı. O zaman bağımsız Azerbaycan’la yoluna devam edecekti diye düşünürüm. Ömrünün sonuna dek siyaset meydanında bunları yapmadı mı? Kafkası, Türk Dünyasını savunmadı mı? Fazlasıyla yaptı bile.

Aliyev fenomeni diktatör Lenin’i ikna etmeye yeterliydi, onunla bile anlaşacaktı, onunla masaya oturacak, petrol falan verecekti ve Azerbaycan’ın bağımsızlığını, o yıllardaki gülcü Ordusunu, askerlerini koruyacaktı. Tıpkı Finlandiya gibi, İsviçre, Hollanda, Baltik ülkeleri, Polonya gibi.

Şimdi bir anlığa kıyaslayalım: aynı Aliyev Sovyet Cumhuriyetinin tepesinde, devlerin oturduğu Politbüroya dek yükseldi mi; oraya kendi sandalyesini yerleştirdi mi, yerleştirdi; aynı Aliyev Politbürodaki kişilerin önüne geçerek, ilk safhada yerini aldı mı, aldı elbette. Bu tarihi bir gerçek, değil mi? Neyin sayesinde buna nail oldu dersiniz? Aklı, güçlü tefekkürü, doğru mantığı, çelik gibi ruhu ve ileriye dönük derin felsefesi sayesinde. Aliyev’in sandalyesini yerleştirdiği Politbürodaki beyin takımının tümü – Romanov’lar sülalesinden farklıydılar: Politbürodakiler Çar Romanov’dan daha gaddar idiler, amansızdılar, sömürgendiler, sağlam insanı hastaneye koyar, akıl hastası yapıyorlardı. Buna hepimiz on yedi yılından doksanlara dek şahidi olmuşuz, bunları biz de, orada yaşayan aydınlar iyi anlıyor, biliyorlar.

Tarihte ilk defa Azerbaycan halkı kendi topraklarının sahibi ve ağası olmuştur. Bu tarihi hakkımızı ise büyük Önderimiz, Umum Milli liderimiz Haydar Aliyev’in gayretleri, fedakarlığı ve azmi sayesinde kazanmış olduk. Halkımızın bu yenilmez, cesur evladının bu tarihi görevi kalbimizde ebedi olarak yaşayacak, gelecek nesiller için örnek teşkil edecektir.

Toprak Nimettir, Onu Korumalıyız

Tsunami felaketini kim önceden biliyordu? On metre yükseklikteki dalgaların sahildeki insanları, hayvanları, araçları köksüne alıp yuttuğunu, okyanusa sürükleyeceğini kim önceden düşüne biliyordu?

Dünyanın her köşesinde, ABD’de, Rusya’da, Fransa’da, İngiltere’de, İsrail’de, Kuzey Kore’de Çin’de, hatta İran’da son nükleer denemeleri doğada, yer altındaki gizli his ve sırları, dürtükleyeceğini, harekete getireceğini biz bilemeyiz ki?

Bir Çernobil faciası tüm dünyayı az kala felç etmiştir. Aradan yirmi yıl geçmiş, fakat dünyanın çeşitli ülkelerinde topraklar yararsız hale gelmiş, kadınlar doğum yapamıyor, çay ve diğer tarım ürünleri insanların sağlamlığını tehdit etmeye hâlâ da devam etmektedir.

Öte yandan tren rayları kadar yer kıtası da ısınmaya başladı. Kuzey kutbunda uzunluğu bin beş yüz, yüksekliği iki bin metreye ulaşan aysbergler, buz yatakları Avustralya kıyılarına kadar ulaşmış, okyanusta gemileri tehdit etmeye başlıyor. Doğada bir dengesizlik baş veriyor, beklenmedik dolu yağmurlar, erken kar yağıyor, kış mevsimi yaz gibi ötüyor. Bütün bunlar kötü şeylerin olacağının bir nişanesi değil de, nedir?

Petrol Dışı Ekonomi Yükseliyor

Biz doğanın kurallarını hâlâ da öğrenemedik, ama doğaya zarar vermeye devam ediyoruz. Ormanları, toprakları, dağları, tepeleri vahşice parçalamaya, yok etmeye kalkıyoruz. Her an bir doğa sürprizi ile, yahut ta harikalarıyla karşı-karşılaşa biliriz. Yarın ne olacağını, beş dakika, bir dakika sonra, bir saniye sonra bile nelerin baş vereceğinden emin değiliz.

Gün gelir petrol yatakları da kuruya bilir, doğal gaz akını da dura bilir. Peki o zaman Azerbaycan kendi ekonomik potansiyelini, halkın dahili ve dış taleplerini ne ile karşılayacaktır? Cumhurbaşkanı İlham Aliyev müdrik bir lider olduğunu gösterdi. Bütün yukarıda söylediklerimle ilgili Azerbaycan’da petrol dışı ekonominin yükselişi programı imzalamıştır. Azerbaycan’da petrol dışı ekonomi kaynakları yaratılması için tüm iş adamlarını seferber etmiştir. İşler fevkalade güzel yürütülüyor.

İlham Aliyev’in Etrafında Kenetlenmeliyiz

Biz Suudi Arabistan’ı, Kuveyt, Burundi devletleri kadar petrolde zengin değiliz. Altımızda altın rezervlerimiz, bin tonlarla ölçülemez değerli taşlarımız bile yoktur. Allah-Taala bize cesaret, sabır, düşünce, akıl, başarı vermiş olsa da biz tarihte devamlı bu doğa güçlerini birbirimize karşı kullanarak ün kazanmış toplum olmuşuz. Hiç zaman güçlerimizi birleştirip tek yumruk olup düşmene karşı koyamamışız. Bunu idrak eden Rusya zaman-zaman bizleri başı-başına bırakmıştır ki kendi aramızdaki hesaplaşmayı, sürtüşmeleri silahlarla çözelim, kavgaya devam edelim. Gücümüzü, boynuzumuzu, yumruğumuzu kendi kardeşlerimizin üzerinde denemişiz, bir birimize karşı hep kavgalı, küskün olmuşuz. Ne yazık ki, hep böyle olmuşuz, böyle görmüşüz. Ama artık zaman değişmiştir, birleşmeliyiz, bütünleşmeliyiz, kendi gücümüzle topraklarımızı savunmalıyız, bir karış toprağımızı düşmana bırakmamalıyız. Sayın İlham Aliyev’in yanında, aynı trende, lokomotifin ön safhasında yer almalıyız.

Dünyada 55 milyon Azerbaycan Türkü yaşıyor. Bu büyük bir Ordu demektir, eğer birleşmiş olsak Ermenistan ve onun gibi küçük devletler topuğumuzun altında ezileceklerdir. Oturup düşünmeliyiz, ayrı kalmış olsak bizi her dönemde olduğu gibi yine parçalayacaklar, ayrı kalacağız, topraklarımız elden gidecektir. Dünyada bağımsızlıktan öte başka bir mutluluk var mıdır? Tarih boyunca hep vermişiz topraklarımızı, daha doğrusu elimizden almışlar, çünkü bağımsız değildik. Şimdi zaman değişmiştir, aklımızı başımıza toplayalım, zaman birleşme zamanıdır, başka alternatifimiz yok. Bağımsız devletimiz, ekonomisi her gün hızla yükselen ülkemiz vardır. Bundan kıvanç duymalıyız, bununla iftihar duymalıyız, övünmeliyiz.

Bana göre Oğuz boyundan gelmiş kadim Türkler tarihte böyle saldırgan, hain, iki yüzlü, iftiracı olmamışlardır, örf adetlerimiz, zengin manevi dünyamız bizleri başka milletlerden olumlu yönüyle farklaştırır. Tarih bunu gösteriyor bize.

İyilik, samimilik, büyüğe saygı, küçüğe sevgi adetlerimizde mevcuttur. Son XIX-XX kuşak insanlarımız Rusların mı, yabancı ulusların mı, gavurların mı bilemem, hep yabancıların etkisinde kaldığını düşünüyorum. Özümüzü, kimliğimizi, kendi varlığımızı, milli şuurumuzu, hassas özelliklerimizi, örf adetlerimizi neden unutuyoruz?

Eski Örf Adetlerimiz Nerede Kaldı?

Şunu kururla, iftiharla diye bilirim; gözlerimle görmüşümdür, rahmetlik dayımın üç çocuğu vardı. Büyüğü beşinci sınıfta, ötekiler üçüncü ve ikinci sınıfta okuyordu; odaya girdiğinde kapının gireceğinde, dedemin önünde çınar kötülü gibi dimdik duruyordu. Dedem otur demediyse oturamazdı, artı eşi ve çocuklarıyla dedemin huzurunda konuşamazdı. Korkudan falan değildi, yok, babasına sevgiden, saygıdan; adet böyle idi, ruhumuzda Mevlana sevgisi, saygısını, hoşgörüyü taşıyorduk. Bize neler oluyor?

Şimdi ne saygı kaldı, ne sevgi, acayip bozulmuşuz, neredeyse dejenere olmuşuz. Şimdi budur, oğul babasına “bir sigara ver baba, yada anne” diyor, yahut ta babasına “sigaranı yakıyım mı”, sigarasını yakıyor. Kızlar daha ileriye gitmişler, erkek arkadaşlarını annesiyle, babalarıyla utanmadan, çekinmeden tanıştırıyorlar bile.

Nerede öteki yıllar, insan bazen önemsiyor, özlüyor o yılları. “Avesta” ve “Dede Korkut”, “Köroğlu”, “Manas” destanlarındaki aksakala, ailenin, neslin büyüklerine olan saygıyı, büyük-küçük adetlerini özlüyoruz. Ben şahsen severim örf adetlerimizi, manevi, mifik dünyamızı, geçmişimizi, tarihimizi. Geçmişini, tarihini bilmeyeni gelecek mermi ile karşılar, bunlar unutulmamalıdır.

Madeni insan kendi halkının tarihini, geçmişini, örf adetlerini, manevi dünyasını bilmelidir, öğrenmelidir. Eski efsanelerimiz, destanlarımız, edebiyat numunelerimizde Mevlana felsefesinin Abu-havası yer alıyor, orada baba-evlat, anne-evlat, konum-komşuya, insanlara olan sevgi, hoşgörü geniş yer alıyor. Aksi halde tarih onu af edemez. Kimliğinden, uzmanlık alanından ve ekmek kazandığı mekandan asılı olmayarak her fert milli kimliğini öğrenecektir, bunu ise kural olarak kabul etmelidir. Bir kuaförle konuştum, bana “biz Türk değiliz”, dedi. Öyle ise biz kimiz? Sordum adamdan. “Biz Azeri’yiz”, dedi. Kafam attı, “Peki, tarihte Azeri milleti var mıdır?” Bana, “ben tarih, falan bilmem, biz Azeri’yiz, bu kadar”, sert tonuyla ifade etti. Taraş etmesini durdurdum, salonda birkaç genç de vardı, onu müdafaa ettiler. Kısacası tarihten bazı şeyleri ona hatırlattım, sakince dinledi beni, kabul etti, daha sonra bilgisizliğinden, eğitimsizliğinden şikayet etti. Nerelisin, sordum, İran Azeri’siyim, cevap verdi. İranlıyım, Azerbaycan Türküyüm, demedi. Farsların orada bin yıllarla yaşayan Azerbaycan Türklerini nasıl asimle ettiğini kaynakçalarla, ilmi araştırmalardan belgelerle anlattım, adam kabul etti. Sonra da “İran’da bize Azeri diyorlar, alıştık bu ifadeye, Türk olduğumuzu unuttuk, ne yapayım, ağam, geçmişimizi, tarihimizi, edebiyatımızı bize öğretemediler, kimliğimizi unutmuşuz”, dedi. İşte cahil olmağımızın bir örneği. İran’da eğitimsizlik baş alıp gidiyor.

Güç Birliktedir, Zafer Birliktedir

Yolumuz dünyevi devlet yaratmak yoludur, hak yoludur, uygarlığa kavuşmak yoludur, ekonominin yükselişi, halkımızın mutluluğu için birleşme yoludur. Bu yol bizi Cumhurbaşkanımız, siyaset arenasında parlayan yıldız sayın İlham Aliyev’in etrafında birleşmeye götürüyor. Buna göre bütün aydınlarımıza, sağ duyulu çağdaş soydaşlarımıza buradan çağrı yapıyorum.

Azerbaycan’ın mutlu geleceği için, halkımızın mutluluğu için, gelecek torunlarımızın mutlu yaşamaları için, topraklarımızı savunmamız için birleşelim, bir yumruk etrafında kenetlenelim.

Güç birliktedir, başarı birliktedir, zafer birliktedir!

SÜRECEK:

Kremlin “Fare”leri

Azerbaycan’ın halk kahramanı Babek hâlâ IX. yy. yirmi beş yıl bağımsızlık savaşı vermiştir. Sonunda yakın çevresindeki şerefsizler onu ele vermediler mi? Aliyev’in Politbürodan ayrılmasının başka sebepleri de vardır. Bir zamanlar güvenerek göreve getirmiş olduğu tırnak arası kadroların, kendilerini bey, erkek sayan çürük zihniyete malik kişilerin payı vardır. Azerbaycan’ın eski Parti Sekreterleri Mutalibov ve Vezirov’un yakınları Bakü’den Politbüroya çuval-çuval yalan dolu imzasız şikayetler, uydurmalar, riyakarca bühtanlar yazmışlardır. Bu çirkin mektupları yazanların başlarında bir zaman Aliyev’in üst göreve yükselttiği kadroları, Gambay Memmedov, Ayaz Mutalibov ve çevresindeki çürük, hasta kafaları duruyordu. Sonraki yıllarda onların insanlığa uyuşmayan pis, rezil emelleri ifşa edilmiş, şahitler vasıtasıyla sübuta yetirilmiştir.

Nahçıvan, yıl 1991, Mayısın 19-da akşam Naxçıvan Cumhurbaşkanı Aliyev’in çalışma odasında konuşuyoruz. Beni uzun zaman rahatsız eden bazı konulara aydınlık getirmek istedim. Niyetimi derhal anladı. Beni uzak Ural’dan, Sverdlovsk Devlet Operasından rejisör olarak vatana sayın Haydar Aliyev davet etmiştir. Birir zamanlar Politbüroda üst görevde, siyasetin Piri, dünyada ün kazanmış, deha şahsiyetin önünde oturmuştum. Bakü’den onun ziyaretine birkaç defa gerlmiştim. Yarın ailem ile birlikte beni Türkiye’ye yola salacakdı. Odasında sakince, güler yüzüyle, baba-oğul samimiliği çerçevesinde konuşuyoruz.

Aliyev:

- Bir şeyler sormak istedin, izin veriyorum, istediklerini sora bilirsin, dedi.

Ben:

- Haydar baba ( ona Baba diyordum, yazmış olduğum mektuplarda ona hep Baba diye müracaat etmişimdir), Mutalibov hâlâ genç iken Buzdolabı Sanayisinde hırsızlık yapmıştı ve onu içeri almışlardı. Siz onun cezasını af ettiniz, daha sonra Narimanov Rayona Parti Birinci Sekreteri görevine getirdiniz. Neden? Adam çirkin işlere bulaşmış, hırsızlık etmiştir. Siz onu göreve atadınız. Büyüklüğünüzü gösterdiniz her halde?

Af Etmek Büyüklüktür

Aliyev:

O zaman gençti, nefsi onu bu işe zorlamıştı diye düşündüm. Anlayacak ve doğru yola gelecektir, dedim. Ama öyle olmadı. Ben onu af ettim, af etmek büyüklüktür. Demek ki dahilen de çirkin ve bozukmuş.

Ben:

“Bakü’de, Ali Meclisin toplantısını Az. TV-den izliyordum. Mutalibov yukarı başta, ellerini karnının önünde çaprazlamış, toy-düğünlerde olduğu gibi ayaklarını geniş açmış, oturuyordu. Kürsüde bazı bozuk, çürük zihniyetler sizi tenkit ediyorlardı. O ise susarak dinliyordu bu sahneyi. Sanki kurmuş olduğu senaryo ile kurgusunu kurmuş Yago idi (Shakspeare, “Othello’), kendisinin tasarladığı tiyatro oyunun izliyordu. Yüzü bazen gülüyor, bazen de sertleşirdi. Siz salonda, mikrofonun önünde kafaları bozuk beyinsizlere cevap vermek zorunda kaldınız. Hiç de hoş olmayan zor biz sahneydi. Politbüro sanki bir Okyanustu, orada balinalarla çekişiyordunuz, bura suyu kurumuş basit bir çaydı, ölmüş balıklar arasındaydınız sanki. Ben bu sahneyi izlerken sıkılıyordum. Zavallı çaresizler arasındaki düelloyu tüm halkımız ve aydın takım nefretle izledi. Hayalimde Celil Memmedkuluzade’nin “Deli Yığıncağı” eseri ve “Ölüler” eserindeki İskender canlanmış oldu. Zeka hastaları arasında yüksek zeka adamı bir filozof, hastalarına umutlar, şifalar diliyordu. Siz o doktoru hatırladınız.

Aliyev:

-Doğru söyledin, senaryo onun idi, ama aktörleri zayıf kalıyordu. Olmayan şeylerden konuşuluyordu. Ülke zor günlerini yaşıyordu, orada çözüm için yollar aramak, ülkeyi felaketten, kaostan, uçurumun kenarından kurtarmak yerine, yersiz, mahalli savaşlara benzer tenkitleri dinliyordum. Azerbaycan parçalanmış, bölgelere bölünmüştü, hakimiyeti tanıyan yoktu, Güney, Batı, Kuzey, Doğu olarak cepheleşmiş, çekişiyorlardı, öte yandan Ermeniler pusuda fırsat arıyorlardı, bunlar içerde hesap soruyordular, orada rezalet yaşanırdı. Mecliste ise öteki yıllarda nelerin yanlış veya doğru uygulandığı tartışılırdı. Bu kurgunun yazarları yanlış hedef seçmişlerdi. Nitekim boşlukta, baş-başa kaldılar.

Ben:

“İçimi rahatsız eden bir duyguyu ifade etmeliyim. Diyorum ki, eğer Mutalibov, tüm konuşmacıları dinledikten sonra, son olarak jest yapmış olsaydı ve konuşmacılara aynen, “Biz hepimiz Aliyev’in ekmeğini yiyoruz, biz hepimiz ona borçluyuz, bizler onun kadrolarıyız, bizleri o eğitmiştir”, demiş olsaydı, o zaman siz onu yeniden af edecek mıydınız? Bütün yapmış olduğu kötülük, rezaletlerden sonra ne yapacağınızı merak ediyorum?”

Aliyev:

“Onda bu jesti yapacak cesaret yoktu bir kere. Bunu yapamazdı, çünkü bundan öteki yıllarda da daha vahim, çirkin şeyler yaptığını duymuştum, bunları tez unutuyor. Meselen, bir çok adamları üst görevlere getirdim, örneğin Gambay Mamedov, ki ben onu göreve getirmiştim, hep yanımda çalıştırdığım bir insandı. Gece gündüz demeden yalan-palan şeyler uydurarak benden Politbüroya, şahsen Gorbaçov’a çuval dolu şikayetler yazmıştır. Hem kendisi, hem de başkalarını yazmağa teşvik etmiştir. Bunu organize eden kişilerin başında yine Mutalibov duruyordu. Ben Politbürodan istifa edenden sonra Bakü’den beni arayan, sağlığımla bile ilgilenen hiç kimse olmadı. Elbette ki kardeşlerimden başka. Ama tek bir kişi vardı ki telefonda benimle konuşuyordu. Gazeteci Hanbabayev, Azerneşrın müdürüydü. Onu da gündüz, öylene doğru arabasının içinde başına kurşun sıktılar. Canileri bulmak için mahkeme, savcı, polis, kimse ilgilenmedi. Moskova’dan emir alanlar öldürdüler. Mutalibov da, Vezirov da hadiseni biliyordular, ama kimseyi yakalayamadılar. Bu onların tuzağı idi…Ben Azerbaycan’da ne kadar önemli işler görmüşümdür. Sonra Moskova’ya, yeni göreve atandım, orada da Azerbaycan için ne kadar güzel çalışmalar yaptım, sonra başıma ne gibi işler geldiğini biliyorsun. Durum o kadar kötüydü ki, Bakü’ye geldim, şimdiki Cumhurbaşkanlığı binasına beni içeriye almadılar. Bırakın da binaya almalarını, binanın yanından gitmeye imkan vermediler. Bir gün binanın yanından geçiyordum, polis geldi ve aynen şöyle dedi: “Sen buradan gidemezsin”. Bu binayı ben inşa etmiştim. Şimdi benim göreve atadığım bu adam orada oturuyordu. Ben üç gün telefon ettim, benim telefonuma bile çıkmadı. Donup kaldım, Nahçıvan’a gitmeye mecbur kaldım…Siyasetçinin hayatı fırtınalı oluyor, ilerde neler olacağını kimse önceden kestiremez. Hem yaşadığın yıllarda, daha sonra dünyasını değiştiğni zaman insanın kaderi belli olmuyor. Şimdi kendimi büyük şahsiyetlerle kıyaslamıyorum. Meselen, bunu biz Çörçil’in de, Goll’un da hayatlarında gördük, başkalarının da hayatında gördük. Ama bu beni hiç zaman korkutmuyor, çünkü yaşadığım devirlerde ben halkıma sadakatle, hizmet ediyordum şimdi de Nahçıvan’da bunu yapıyorum. Halkım bunu iyi hatırlıyor.

Ben:

“Yaptıkları çok çirkin, insan dışı davranışlardır. Bir kere dev bir siyaset adamının, manevi Hocasının telefonuna çıkmamak medeniyetsizliktir. Terbiye dışı bir olaydır. Terbiye ve etik ahlak eksikliği. Sizi alıp başta oturtmalıydılar. Keşke onu cezaevinden çıkarıp göreve getirmeseydiniz. Bu gelir aklıma, buna göre beni af edin.

Vatan Hainleri

Aliyev:

“Seni af ediyorum, onu yok, devam et. Düşüncelerini devam et, anlat…

Ben:

“Diyorum ki sizin de son kere iştirak ettiğiniz o Meclis toplantısında Mutalibov birden öyle bir jest yapıp, sizi yanına, Meclis kürsüsüne davet etmiş olsaydı, konuşanların da ağzını kapatmış olacaktı, olaylar nasıl gelişecekdi?”

Aliyev:

“İyi olacaktı. Elbette ki kendi acısından, onun için iyi ola bilirdi. Yani diyorsan ki aklına birden böyle şey gelmiş olsaydı. Sen bile hayatında bana hiç gelmedin, bir şey istemedin, siyaset yapmadın, ondan daha mantıklı ve akıllı düşünüyorsun. Ama seni de Bakü’ye işe davet eden benim, sana evi de ben verdim…”

Ben:

“Evet, öyle, iş de verdiniz, ev de verdiniz. Sizin gibi deha siyaset adamının bir sanat adamına böyle değer vermesi mutluluktur benim için. Bu sözleriniz karşısında size gerçekten minnettarım…1972 yılında biz öğrencileri Moskova’ya buluşmaya çağırdınız.. Bize çağrı yaptınız, hiç unutmam: “Bakü’ye gelin, buralarda kalmayın, gelin vatana hizmet edin”,yüksek sesle dediniz. Bunu unutamıyorum, hayatım boyunca unutamam. Aksi halde Sverdlovsak Operasında çalışacaktım, oraya göreve atamışlardı.

Aliyev:

“Ama seni benimle Turan hanım tanış etmiştir. Sen o zaman Tiyatro Müzesinde Turan Cavit’in yanında çalışıyordun. Büyük şairimiz Hüseyin Cavit’in mezarı başında Turan hanım sizi benimle tanış etmiştir.”

Ben:

“Yıl 1969 idi. Siz yeni göreve atanmıştınız. Ben sizin bu müdrik aklınıza, mükemmel hafızanıza, şahsiyetinize, insanlığınıza hayran kalıyorum. Çünkü siz ileriyi düşünüyorsunuz, ülkenin geleceğini düşünüyorsunuz. Küçük hesaplar peşine takılmıyor, af ediyor, hafızanızda ileriye dönük planlar kuruyorsunuz, devamlı üretiyorsunuz, Azerbaycan’ın mutlu geleceği için yeni Projeler düşünüyorsunuz. Ama onlar hâlâ da kaldıkları yerdeler, ileriyi, geleceği göremiyorlar, basit ve zayıflar, akıllarını kullanmakta acizler, dünyadaki siyasi dengeleri göz önünde tutamıyorlar. Yarın böyle değil de, öyle olsa neler olacağına tahammülleri yoktur. Günlük yaşıyorlar. Bunu düşünmeğe fantezileri yetersizdir, akılları yoktur ve nankörler. İyiliği anlayamazlar, kadim ananelerimizi unutmuşlar, onlar için makam, aynalı masa daha önemlidir. Ben sizdeki akla, mantığa hayranım.”

İster Meclisteki toplantı olsun, yada Muhalefet grubunun baskıları olsun, ona vız gelir. Onun üstün zekası çok, daha çok ileriyi görüyordu, oralarda Azerbaycan’ın mutlu geleceğinin planlarını aklında götür-koy ediyordu. Çünkü o Politbüro tepesindekilerle bile kavga etmiyordu. Sadece düşüncelerini, fikirlerini çekinmeden pat diye Gorbaçov’un yüzüne demekten çekinmiyordu. Böylece Azerbaycan’la ve başka Türk Cumhuriyetlerle bağlı olumsuz kararların alınmasını önlüyordu.

Halkımızın Umum milli lideri, Büyük Önder Haydar Aliyev modern Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurucusu, yaratıcısı olmuştur. Bu hiç de az değil.

Atatürk, 21 mart 1904 yılında Avrupa’yı, hatta dünyayı şaşırtan Napolyon hakkında şöyle yazmıştır:

“Napolyon; yıldırımlardan oluşan bir rahimden dünya sahasına düşmüş bir dâhidir. Hayatı top tüfek sesleriyle yankılanan bir sima…Kanlı derelerde cereyan sahnesi olmuş bir zemini tarih bulutlarına bürünmüş ufuklar arasında bir gemiydi. Lakin heyhat! Dünyada en az devam eden, saadettir. Bu parlak cihanın parlak güneşi olan o koca kumandanın, çevresindeki denizin kara dalgalarının müthiş darbeleri altında imleyen bir kara parçasında nefesini tükettiğini görmek ne matemi bir haldır. (Cilt 1. Sayfa 22)

Çok enteresan şu ki, hayatı top tüfek sesleriyle yankılanan dünya fatihlerinin sonu hep böyle olmuştur. Dünyadaki tüm milletlere, insanlığa acı keder ve zülüm etmişlerdir. Canilerden Hitler kendini yakmıştır, Stalin kuru zemin üzerinde can vermiştir, Mussolini ve Çauşeskoyu sokak ortasında kuduz köpek gibi öldürmüşlerdir. Çünkü bunların hiç birisi halkına yakın olmamıştır, halkının refahı, mutlu yaşamaları için çaba göstermemiştir, sonları hep hücran olmuştur. Cellatların sonu dar ağacı oluyor, çünkü yaptıkları zulüm, işkence ve acıların aynısını Allah kendilerine de nasip ediyor.

Atatürk ve Aliyev farklı dönemlerde yaşayan unutulmaz devlet adamlarıdır, halk tarafından sevilen şahsiyetlerdir, ayrı-ayrı dönemlerde bağımsız, hukuk ve laik Cumhuriyeti kurmuş dehalardır.

Prof. Dr. Eflatun NEİMETZADE

Yeni Azerbaycan Yardımlaşma

Ve Kültür Derneği (YAYDER) Genel Başkanı,

“NAXÇIVAN” Gazetesi, ATXEM ve

KÜR-XAZAR Cemiyetleri

Türkiye Temsilcisi. Ankara.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları ilgazetesi.com.tr.'ne aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek ve ancak izinle kullanılabilir.

Görüşünüzü iletin ( kurallar)

Kuralları okudum, yorumum şartlara uygun.